Renan Bilek
Yaşam hakkı!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:55 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:55
Renan Bilek'in “Yaşam hakkı!” başlıklı yazısı 09 Mayıs 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yirmili yaşlarımda, tiyatroya henüz yeni başladığım yıllarda tanışmıştım Alaattin’le. AYSA Organizasyon adıyla tiyatro turneleri organize ediyordu. ‘80’li yılların baskıcı, gerici, faşist ortamında, insanların artık ayaklarını tiyatrolardan çekmeye başladıkları bir dönemde, kültüre, birikime, sanata değer vererek, seçkin tiyatro topluluklarına turneler organize ediyordu.
Kaç kere mali sıkıntıya düştü sayısını bile bilmiyorum. Kaç kere “bu organizasyon işlerini bırakır herhalde artık Alaattin” diye düşündük hatırlamıyorum bile. Her seferinde, daha da güçlü çıktı Alaattin o sıkıntılardan.
Bir turne yolculuğunda “Arkadaş, hadi bizim kıçımıza sahne tozu kaçmış oyun oynamadan yapamıyoruz. Sen neden katlanıyorsun bu işlere? Neden hâlâ tiyatro organizasyonları için deli gibi uğraşıyorsun” diye sorduğumda, o ışıltısı hiç eksik olmayan gözlerini dikip gözlerime, gülümseyen yüzüyle “Biz yapmazsak kim yapacak kardeş” diye sordu. Yanıtı içinde bir soru cümlesiydi bu. Bana gülümsemek kalmıştı sadece.
1985 yılında kurduğu AYSA Organizasyon’a, 2002 yılında kardeşleri Necip ve Sabahattin’le beraber AYSA Prodüksiyon’u da ekleyen dostum Alaattin Eraslan, sayısız organizasyon ve tiyatro prodüksiyonuna imza atmıştı. Beyaz’ın “stand up” gösterisinden kazandığı paraları, “insanların bunları seyretmesi lazım” diyerek boş geçeceğini bildiği oyunların turne organizasyonlarına yatırmış, bir kez daha “biz yapmazsak kim yapacak”ın altını hem de sadece sözle değil, eylemiyle çizmişti sevgili dostum.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyonda gözaltına alınmıştı Alaattin, organizatör olarak yaptığı işler nedeniyle. Hani basına “neden Şevval Sam konseri için ihale açmadınız da tek teklif aldınız sorusuna “bir tek Şevval var neyin ihalesi” şeklinde yansıyan soruşturmalar kapsamında, yaklaşık 9 ay tutuklu olarak yargılanıp, ikinci mahkemede serbest bırakıldı. Bırakıldı bırakılmasına da, tutuklu bulunduğu süre içerisinde kendisine mide kanseri teşhisi konmuş, devletin belirlediği hastaneye ve doktora gitmek zorunda olması nedeniyle, geniş bir çalışma yapılamadan kanser nedeniyle ameliyatla midesi alınmıştı Alaattin’in. Ne var ki, tahliyesinden sonra yapılan patolojik testin sonucunu öğrendi. Tahlillerde midenin alınmasını gerektirecek bir kanser bulgusuna rastlanmamıştı. Yani kimi doktorlara göre mide gereksizce, boş yere alınmıştı. Tutuklu olduğu süre zarfında sahip olduğu böbrek sorununa ek olarak bir de mide sıkıntısını yaşayan Alaattin, son dönemlerinde 40 kilonun da altına düşmüştü.
Kimi haberlerde kanser nedeniyle öldüğü yazılan bu tiyatro sevdalısı dostumun gerçek öyküsü budur kardeşler. Kanser değildir ölüm sebebi Alaattin’in. İşlevi kendinden menkul bu hukuk, bu devlet, bu sistemdir gerçekte. Hasta hakkı mı dediniz? Doktor, hastane seçme özgürlüğü mü? Neyin hakkından, hukukundan, özgürlüğünden bahsediyorsunuz. Alaattin’in özgürlüğüyle beraber, yaşam hakkı, tercih hakkı, sağlığının peşinden gitme hakkı alınmıştır elinden. Devletin “Bu hastaneye gideceksin! Neyse o!” tavrı nedeniyle belki de alınması gerekmeyen midesi alınmıştır ve güçsüz dirençsiz düşen vücudu hayata daha fazla tutunamamıştır.
Peki, sadece Alaattin mi? Alaattin’in ölüm haberinden bir gün sonra, Ankara Numune Hastanesi tarafından pankreas kanseri teşhisi konulup “Cezaevinden çıkarılması gerekir” raporu verilen ama Adli Tıp’a incelemeye gönderilen rapora hala yanıt verilmediği için geç kalınan, 10 yıldır tutuklu 41 yaşındaki İrfan Eskibağ’ın ölüm haberi geldi.
İHD’nin konuyla ilgili raporu içler acısı. Halen hapishanelerde 121’i ağırlaşmış, 108’i acil tedaviye ihtiyacı olan toplam 230’u ağır olmak üzere 411 hasta tutuklunun bulunduğu belirtilen raporda, ölümlerin artmasından kaygı duyulduğu ifade ediliyor.
Yoksa siz hâlâ barış, demokrasi, insan hakları masallarına inananlardan mısınız? Erdoğan’ın Müslüman kardeşliğinden, Arınç’ın timsah gözyaşlarından, Gül’ün Erbakan’ı affından insanlık adına medet umanlardan mısınız? Eğer öyleyse bana düşen, sizin için, size yetmez ama geçmiş olsun demek! Kendi adımaysa, tüm bunları Reddetmek!