Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Üreten ve yöneten

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Daha öğrencilik hayatımdayken başladım çalışmaya. Hiç sevmedim öğrenciliği hayatım boyunca. Hep titredim ama öğrenmenin ve bilginin üzerine. Ne büyük zevktir hayatı bir kez ve bir kez daha keşfetmek, her gün yeni bir şeyler öğrenmek. Ama ne kadar da sıkıcı ve öğrenmekten uzaklaştırıcıdır zorunlu öğrenme süreçleri.

Cumhuriyet ideolojisinin dil devrimi esnasında tercihlerini yaparken, kimi zaman kimi kavramları zenginliğinden daha güdük kullandığını düşünenlerdenim. Bu öğrenme ve öğrenci kavramı da böyle bir şey benim için.

“Öğrenci” kavramı ne kadar da edilgen bir kavram gibi gelir bana. “Öğrenmekle yükümlü kişi” gibi. Oysa “öğrenmek” dediğimiz, bence tam da anlama, anlamaya ve arzuya dayalı bir şeydir. Öğrenme kavramının tadına varmış biri, farkındalığın da etkisiyle bildiklerinin ne kadar az olduğunun bilgisine erişip, daha da bilmek ister her seferinde. İster öğrenmeyi. Talep eder. Talip olur. Zorunluluktan değil, arzudan yapar bunu. Bu nedenle “talebe” kavramı “öğrenci”den daha çok denk düşer bilgi arayışına bana göre.

Bilgilenme süreci, aynı zamanda karşılıklı bir süreçtir. Hesapsız, gönül bağı bazında gelişen bir alışveriş gibi.

45’imi tamamlamaya iki ay kala, kendi adıma söyleyebileceğim en net tanımlardan biridir belki de öğrenme açlığım. Hayatı ve hayatları gözlemlemeye, tanımlamaya, çözümlemeye çalışıp, inandığım doğrular noktasında dönüştürmeye çalışmak gücüm yettiğince.

Belki de bu nedenle seçmişimdir meslek diye tanımladığımız çalışma alanımı. Kimi zaman müzik, kimi zaman oyunculukla, kimi zamansa iki satırlık cümlelerle hayata dair karın ağrılarımı ifadelendirmeye çalışmam bu yüzdendir büyük olasılıkla.

Hep inandım, bize dayatılandan başka bir hayatın mümkün olabileceğine. Hep inandım yaşadığım coğrafyanın insanlarından alıp aldıklarımı yine insanlarla yoğurup yeniden ve yeniden kendilerine sunma gerekliliğine.

En büyük hayalimdi mesela, müzik yapacaksam, ortak yemekhanede, yemek yemekte olan emekçi dostlarıma, gün boyu onları izleyerek, onlarla sohbet ederek elde ettiklerimi, akşamında yine kendilerine sunmak bir gitar yada sohbet eşliğinde.

Gece üniversitesinde mesela, beraber tiyatro yada sinema çalışması yaptığım genç işçi arkadaşlarımla sanat üretmek, hep birlikte üretip, hep birlikte şarkılar türküler eşliğinde tüketmek, çocuğumun eğitim, sağlık, barınma gibi en temel insani ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağıma dair bir korku bir endişe duymadan, tüm yurttaşlarla beraber geleceğimin güvencesi altında yaşayıp, üretmek.

Hiç kuşkusuz, bireyi asla reddetmeyen hatta ululayan ve fakat bireycilikten ve bencillikten uzak, toplumsal bir hayattır bahsini geçirdiğim. Ve belki de uzun süredir hiç yakın olmamıştır hayallerin hayata geçebileceğini ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu görebilme umudu.
Haziran Direnişi, toplumun büyük bir kesimine unuttuğu, özlemini çektiği, hayalini kurduğu bir yarın umudunu tohumlamıştır. Bu tohum filizlenecek, çiçek açacak ve meyve verecektir hiç kuşkusuz. Ve her birimiz fikrimce, hayali gerçek kılma noktasında, hayata ve birbirimize karşı sorumluyuz aslında. Konuşmak, tartışmak, dinlemek ve söylemek zorundayız yarını kurma yolunda. Kızmadan, gücenmeden, çekinmeden. Bütün samimiyet ve iyi niyetimizle, yarını kuracak adımları ilmek ilmek örmeliyiz.

Çünkü bir önder, bir kahraman değildir artık beklediğimiz bu yüzyılda. Çünkü gökten zembille inmeyecek hak arayışının sonucu. Çünkü geleceğimiz, kendisine siyasetçi diyen kirlenmiş oyunculara teslim edilmeyecek kadar değerlidir dünden fazla. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, hayatı üreten bizsek yöneten de biz olmalıyız. Bilgiyle, yürekle, aşkla...

Renan Bilek 'ın Son Yazıları