Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Son sözümüz Sayın Bay Başkan!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Yaklaşık on ay önce, hükümetin Suriye politikasındaki tehlikeli yaklaşımını dilimin döndüğünce ifade etmeye çalışmıştım. Bu süre zarfında AKP hükümeti politikalarında değişen hiçbir şey olmadığı ortada. Irak’ta, Libya’da, Mısır’da neler olduğu da. Farkındalık sahibi herkes çok iyi biliyor ki, Emperyalizmle el sıkışan, kangrenden kolunu kaybetmeye hazır olmalıdır. En iyi ihtimalle.

“AKP pervasızlığı ve saldırganlığının Dışişleri Bakanı” Davutoğlu, dış müdahaleleri “halkların da kendi ülkelerinde son sözü söyleme hakkına sahip olmaları lazım” cümlesiyle savunmuş. Doğrudur. Son sözü halklar söyler. Üzmeyelim kendisini ve son sözümüzü söyleyelim. Zira herkes bilmelidir ki, savaş çığırtkanlığı, terör kışkırtıcılığı tutanın elini de yakar ve genelde evdeki hesaplar çarşıya uymaz.

Kendi açımdan son sözüm, konuyla ilgili ilk sözümdür. On ay önce, 21 Kasım 2012 tarihinde, soL gazetesinde basılan “Sayın Bay Başkan” başlıklı yazımın bir kez daha basılmasında fayda görüyorum.

“Sayın Bay Başkan,

Zamanınız olursa okumanız için bir mektup yazdım size.

Çarşamba akşamından önce savaşa gitmemi isteyen celp kağıdımı almış bulunuyorum.

Sayın Bay Başkan,

Bunu yapmak istemiyorum.

Ben yeryüzünde, yoksul insanları öldürmek için bulunmuyorum.

Kızdırmak için değil ama size söylemek zorundayım,

Aldığım karar şudur ki, askerden kaçacağım.”

Henüz 26 yaşındayken yazdığı “Günlerin Köpüğü”, “Mezarlarınıza Tüküreceğim” ve “Pekin’de Sonbahar” romanlarıyla ünlenen Fransız müzisyen, senarist, gazeteci, roman ve tiyatro oyunu yazarı Boris Vian, 1954 Cezayir Savaşı üzerine yazdığı Asker Kaçağı (Le Déserteur) şarkısında böyle söyler.
Emperyalistler ve ondan medet uman, onun suyuna giden ya da ona yedeklenerek hayaller kuranlar için ne kadar da klasik bir oyundur bu savaş çığlıkları. Kapitalizmin, bunalım dönemlerinden tutun da, işleri umduğu, beklediği gibi götüremeyen tüm iktidarların da can simidi gibi sarıldığı eski, kokmuş, berbat bir taktik.

Kendi ülkesinin topraklarını aleni bir şekilde, komşu ülkedeki iktidarı devirmeye çalışan bir gruba açan iktidar, hezeyanlar içersinde savaş çığlıkları atmakta. Bütün bir coğrafyayı nasıl bir maceranın içersine sürüklediğinin farkında olmaması mümkün değil. Farkında değilse ne gaflettir? Farkındaysa nasıl bir aymazlık!

Aleni bir şekilde Özgür Suriye Ordusu denen bir örgütün militanları, topraklarımızda cirit atmakta, elini kolunu sallaya sallaya dolaşmakta, başta Hataylılar olmak üzere, sınır boyunca yaşayan tüm vatandaşlar rahatsız olmakta, bunu ifade etmekte ama değişen hiçbir şey olmamakta.

Bu savaş çığlıklarını atanların olmayabilir ama o coğrafyada yaşayanların, sınırın öte tarafında akrabaları var. Yıllarca gazetelere, ekranlara yansıyan tel örgülü bayramlaşmaları nasıl unutabiliriz? Bu ebrulî coğrafyayı, daha da fazla kardeş kanıyla sulamak için bu çaba, bu istek, bu histeri neyin nesidir? “Arap Baharı” adı altında pazarlanmaya çalışılan ve kısa sürede maskesi düşen o kepazeliğe, o rezil, pis oyuna inananlar, kananlar bile böylesi bir savaşı istemezken, hezeyanlar içersinde ülkeyi savaşa sokmaya bu kadar çaba göstermenin akılla izanla ilgisi nedir?

Kralcıları bile utandırırcasına “ABD’den çok ABD’cilik” sergileyen bu tavırlar, AKP hükümetinin demokrasi havariliğine samimiyetle inananların bile gönlünde, nihayet derin şüpheler yaratmayı başarmıştır.

Hiç kimse bu ülke vatandaşlarını, iki ucu pislik içersindeki bir değneği tutmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek olan şudur ki: Bu savaş bizim savaşımız değildir!

Boris Vian’ın Asker Kaçağı şarkısı şu sözlerle son bulur:

(...)Yarın sabahtan, kapımı kapatacağım, ölü yılların gözü önünde, yollara çıkacağım. / Hayatımı dileneceğim, Fransa yollarında, Brötayn’dan Provens’e dek, / ve haykıracağım insanlara: / Reddedin itaat etmeyi, bunu yapmayı reddedin, / gitmeyin savaşa, reddedin yola çıkmayı. / Eğer kan vermek gerekiyorsa, buyrun kendinizinkini verin, / siz iyi bir havarisiniz Sayın Bay Başkan. / Eğer beni ele geçirmek istiyorsanız, jandarmalarınıza haber verin, / orduya katılmayacağımı ve çekip vurabileceklerini.”(...)

Sayın Erdoğan,

Siz de Suriye’de kan dökmek istiyorsanız,
Buyrun gidin ve kendi kanınızı dökün.
Bunu yapacak delikanlılıkta olduğunuzu
Davos’ta “Van minüt”le gösterdiniz.
Siz iyi bir öndersiniz.
Buyrunuz önden gidiniz
Sayın Bay Erdoğan!

Renan Bilek 'ın Son Yazıları