Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Siyaset...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

“Ben siyasetle ilgilenmem, apolitik biriyim” cümlesini kuran herkesle, her seferinde tartışmaya girdim. Çünkü bir bireyin kendini “apolitik” ilan etmesi, siyasetten uzak olduğunu ifade etmesi, iki açıdan çok tehlikelidir diye düşünüyorum.
İlki, bireysel bir durum. Apolitikliğini açıklayan bir bireyin, yaşadığı hayatın zorluk ve sıkıntılarına dair şikayet etme hakkı kalmaz kanımca. Sorarlar adama çünkü “sen ne yapıyorsun söylenmekten başka?.. Söylenme o zaman!.. Söyle!.. Hatta yap bir şeyler!..” diye.
İkincisiyse toplumsal bir durumdur. Apolitik olmak, siyasete “bulaşmamak”, sonuç olarak, var olan yapıya, sisteme dair bir fikir üretmemek, hiçbir şey yapmamak demek olduğundan, aynı zamanda, hakim yapıya ‹pasif destek› anlamına da gelecektir. Dolayısıyla birey,“siyasete ilgim yok, tarafsızım”derken, var olan başat ideolojiye, statükoya dolaylı bir destek vererek tarafını belirlemiş olacaktır.
Son günlerde ülkenin siyasi arenasında yaşananlar, apolitiklik savunmasını yapan kişilerin “baksana şu siyasetin haline” cümlelerine destek verir gibi adeta. Öyle ya. Hangi insan en azından bir kızgınlık anında “nedir bu rezillik!” diye sormaz ki?
Daha düne kadar, “Kürtlerin tek temsilcisi BDP ya da Öcalan değildir” diye çıkışlar yapan Başbakan’ın Yardımcısı Beşir Atalay, Büyükelçiler Konferansı’nda, “seçim nedeniyle duraksamalar olsa da çözüm sürecinin devam” edeceğini belirtirken, Öcalan için, “Beğenseniz de beğenmeseniz de Kürtlerin lideridir” demiş.
Cümleye dikkat! “Seçim nedeniyle duraksamalar olsa da...” Yani, bir inceden, “Seçime kadar bir şey yapmayabiliriz ama siz bizi desteklemeye devam edin, biz sizi tek yetkili görüyoruz” anlamına geliyor aslında bu cümle.
Bu kol kolalık yeni değil üstelik. BDP uzun süredir, Kürt halkının geleceğini, birleşik, ortak iradeli toplumcu bir halk hareketi yerine, ABD ve AKP politikaları paralelinde kimi kazanımlar noktasına indirgemiş görünüyor. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bu bakış açısını gayet açık bir şekilde ifade ediyor zaten demeçlerinde.
Demirtaş en son, “Paralel devletin 17 Aralık operasyonunun hedefinde Başbakan’ı sandığa götürmeme niyeti yatıyor” diyerek AKP-Cemaat düellosundaki taraflarını da net bir şekilde belirtmiştir:
“Paralel devletin galip gelmesi ve Erdoğan’ın gitmesi birçok şeyi etkiler. Bu süreci yürüten temel aktörlerden biri o olduğu için çözüm sürecini etkiler. Onun gitmesi diyalog sürecinin bitmesi demektir. Böyle bir ‘darbe girişiminin’ de Başbakan’ı götürmesine BDP evet demez.”
Bu düelloda taraf olmak zorunda kalmıştır anlaşılan BDP. Çünkü siyaseten, siyaset adına, “çözüm süreci” denen neyi çözdüğü ve/veya çözeceği hâlâ büyük bir muamma olan girişimlerden medet ummaktadırlar.
Şaşırtıcı bir şey yok. Zira Demirtaş, Reyhanlı saldırısından sonra «Hükümeti eleştirmek yerine birlik olmamız gerekir” de demişti. Haziran Direnişi’nde de “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketi çıkarmak isteyenler” olduğu gerekçesiyle mesafe koyduklarını açıklayarak, hükümetin istifa etmesi doğrultusunda bir perspektife destek vermeyeceklerini, net bir şekilde ifade etmişti.
Başbakansa, sıkıştığı köşeden çıkmak için çırpınan bir boksör gibi. Sürekli yeni ittifak arayışlarında olduğu herkesçe bilinen bir gerçek artık. Bu arayışların bir parçası olarak Balyoz davası sonuçlarına yaptığı itiraz göndermeleri, dümen suyundaki basın tarafından hemen yankı buluyor. Odatv’nin haberine göre, Akşam gazetesi de GATA’da çalıştığı iddia edilen bir Albay’ın açıklamalarına yer vermiş. Albay, “Balyoz’da her şey kurguydu” demiş.
Vay ki vay!.. Cemaat’le araları açılana kadar bunları görmüyor, bilmiyorlardı yani. Bütün bu davaların sanıkları, avukatları, sanık yakınları, tüm mağdurları bas bas bağırırken, hiçbir şeyden haberleri yoktu. Bilgileri yoktu. Dahil de değillerdi bütün bu olaylara yani öyle mi? Yemezler!..
Başbakan, hem Balyoz mağduru subaylar aracılığıyla orduyu, hem BDP’yi bir koltuğa nasıl sığdırır bilinmez ama bu yaşananlara bakarak “siyaset hakikaten çok çirkin bir şey” demek doğru olmayacaktır. Çünkü siyaset, gerçekte bu ayak oyunları demek değildir. Ve bireyler, yurttaşlar, tam anlamıyla siyasete “Yeter... artık biz konuşacağız...” deyip katılım göstermedikleri sürece de, biz bu iğrenç siyasi taktik oyunlarına bakıp, “siyaset çok iğrenç” demeye devam edeceğiz.
Siyaset denen yaşam enerjisinin kirlenmesine engel olacak ve siyaset adına oynanan bu mide bulandırıcı oyunları bozacak tek güç, örgütlü bir halkın hesap sorup hak arayan kendi öz gücüdür!

Renan Bilek 'ın Son Yazıları