Renan Bilek
Roboskili fotoğrafçı çocuklar...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:06
Haftada bir gün yazı yazmak, dışardan bakıldığında, konu sıkıntısı çektirmeyecek bir rahatlık sağlar gibi gözükürdü bana. Ta ki haftada bir gün soL’da yazmaya başlayana kadar. Bir yanda sürekli değişen gündem üzerine iki çift laf etme telaşı, öte yanda üzerine birçok söz söylenen olayları bir köşede tekrar ele alarak okuru sıkma korkusu kimi zaman ciddi bir sıkıntıya sokuyor yazan kişiyi.
Her hafta, “bu sefer önceden oturup yazayım” dediğim yazı, yine son gün hatta kimi zaman son saatlere sıkışıp kalıyor. Bir hengame içinde dökülüyor kimi zaman harfler ekrana. Ve bütün bir hafta, zaten içten içe kemiren düşünce, yumurta deliğin ucuna gelince daha da bir yoğun sarmalıyor seni: “Ne yazayım bu hafta? Hangi birini? Hangisini?”
Çocuklarını çevresinin katkısıyla yurtdışında okutan, üniversite mezunu olmadığı iddialarına rağmen üniversite mezunu olduğunu hâlâ ispat etmemiş olan, TBMM sitesindeki “İngilizce biliyor” ibaresine karşın “van minüt ve vayt sii”li İngilizcesiyle İngilizce’de çığır açan, kimi zaman fakir edebiyatı yapmasına rağmen, özelleri bırakın, devlet üniversitelerinde bile uzun süredir haraç haline dönüşmüş harçları karşılamak için bir yandan okurken bir diğer yandan çalışmak, bu nedenle de okulunu uzatmak zorunda kalan tüm öğrencileri “terörist” ilan eden Tayyip Erdoğan’ın, “artık üniversite öğrencileri 5-6 senede okulunu bitirecek” fetvasından sonra hemen çalışmalara başlayan emir kullarından mı bahsetsem acaba diye düşündüm önce?
Yoksa “ibadethaneyi kirletmek suretiyle zarar verme” şeklindeki ispat edilememiş yalanlar ve “özel kıyafetleri usulsüz kullanma” gibi akıldan değil başka organlardan uydurulduğu açık olan, tirajikomik Gezi iddianamesinden mi bahsetsem?
Yılan hikayesine dönen ve gerçek yüzlerini alenen ortaya dökmelerine rağmen, bu sadece “buz kütlesinin su üzerindeki hali” fikrini aklımıza getiren “Cemaat-AKP” düellosu mu konu olsa bu haftaki yazıya?
Mustafa Balbay’ın çalınan özgürlüğünün, 4 yıl 277 gün sonra, lütufmuş gibi iade edilmesine rağmen, hala içerde bulunan gazeteci ve vekillerle ilgili bir yazı nasıl olur acaba?
RedHack üyesi olduğu iddiasıyla alınıp bırakılan, sonrasında -bu ülkede artık delilleri toplayıp suçlama yapılmasının bir kenara bırakılıp, alındıktan sonra delil üretilmesi adet haline geldiğinden- eleme usulüyle yapıldığı söylenen bir çalışmaya dayanılarak, yeniden içeri alınan Taylan Kulaçoğlu’nun haberini didiklemeye ne dersiniz?
Belki de Reyhanlı belgelerini RedHack’e sızdırdığı iddia edilerek özgürlüğü çalınan ve dayak, taciz ve hakaret dolu aylar geçiren Utku Kalı’yla, aynı zamanda ablası olan avukatı Ceren Kalı’nın soL gazetesi röportajında okuduğumuz ibret verici hukuk mücadelesi ve umut dolu yüreklerinden bahsetmek daha doğru olacak. Umuda, insanlığımızı kaybetmeden mücadele edebilme gücüne ne kadar ihtiyaç duyduğumuz, bu röportajda bir kez daha ortaya çıkıyor. Ve bu umut... Ve bu hayata direnen insanlar... Onlar sayesinde “bu ülkede güzel şeyler de oluyor” diyebiliyoruz. İnsana, hayata, umuda dair güzel şeyler.
Van depreminden sonra, Vanlı çocuklar için bir şeyler yapmak isteğinden hareketle “Van Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi” çerçevesinde bir araya gelen fotoğraf aşığı bir grup, benzer bir çabayı Roboskili çocuklar için yapmaya karar vermiş. Üniversite öğrencileri, işçi ve memur amatör/profesyonel fotoğrafçılardan oluşan bu grup, bu sefer kendi olanaklarıyla kalkışmışlar bu çalışmaya. Hiç şüphesiz “doğal afet” sonrası işler daha kolay yürüyor. Zira katliam gibi bir “resmi afet” söz konusu olduğunda, olası bir çalışmaya destek bulmak, ciddi zorluklar barındırıyor.
Ama ah o umut dolu yürek yok mu, işte o yürek... Yaklaşık 60 çocuk ve gençle birlikte, altı ayı aşkın bir sürede, çocukların kendilerinin seçtikleri hikayeleri fotoğraflamalarıyla, toplamda 45 proje üretmişler bu güzel insanlar. Amaçları, bu fotoğraflardan oluşan sergiler açıp, kalıcılık için de kitap-dvd halinde basılı hale getirmek.
İmece şeklinde yapılan bu çalışmanın gelip mali konularda tıkandığını söylemeye gerek var mı? Yok tabii ki. Ama ben yine de söylemek istiyorum. Zira çıkış yolunu, baskıları, sergilere paralel olarak parça parça yapmakta bulmuş fotoğraf gönüllüleri.
Hayal ettikleri kitap için gerekli paranın henüz neredeyse sadece üçte birine sahip olsalar da umutları hiç tükenmemiş. Öyle ya, yola çıkarlarken, elde umuttan başka bir şey yoktu ki yine.
Aldığım bilgiye göre, ilk sergi, 28 Aralık’ta, katliamın yıldönümünde Roboski’de. Sonrasında da devam edecek sergiler. Eğer yolunuz düşerse ya da belki özellikle yolunuzu düşürmek isterseniz, bilginiz olsun. Umuttan asla umudunu kesmeyenler, sizi orada tüm sıcaklıklarıyla karşılayacaklardır. Emin olun!