Renan Bilek
Memleketimden iktidar manzaraları
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02
“Şunu tavsiye ediyorum. Her olayı bir bahane bilerek hemen bir protesto girişimine girmenin anlamı yok. Bir üzücü hadisedir. Kimsenin burnu kanasın istemeyiz. Ama polisle her gün çatışma ortamı oluşturduğumuzda buna benzer olumsuz olaylar meydana gelebiliyor. Yeni görüntüler var. Onlara bakıyoruz yüksekten düştüğü gibi. Polisin herhangi bir müdahalesi olmadığı yönünde de tereddüt yok. Her şeye rağmen bir talihsiz olaydır, üzücü olaydır. Bunların üzerinde bahane edilerek vatandaşları birbiri ile çatıştırma büyük bir çatışma ortamına dönüştürülmeye çalışılıyor.”
Bu sözler, eski Emniyet Müdürü olan İçişlerimin Bakanı Muammer Güler’in, Ahmet Atakan’ın ölümü üzerine söylediği sözler. Polisin herhangi bir müdahalesi olmadığı yönünde de tereddüt yokmuş. Çatıdaki güneş panelini atmaya çalışırken düştüğü de söylendi. Ama gel gör ki arkadaş, yapılan tespitte bunun olanaksız olduğu ortaya çıktığı gibi, çatıya biber gazı sıkan polisin de görüntüsü sosyal medyaya düştü. Civarda, üzerinde kan olan boş kapsül de bulundu. Şimdi bu kapsülün Ahmet Atakan’ı vurduğu da ispatlanırsa, ne olacak? Demek ki İçişlerimin Bakanı, ya bilgisiz durumuna düşeceksiniz ya yalancı. Ama ikisi de yakışmaz ki bulunduğunuz yere. Neden hâlâ inat ediyorsunuz peki? Nasılsa yerler diye mi düşünüyorsunuz halk için?
“Suriye’de 2 yılda 100 bin kişi öldü. Gıkı çıkmayan uluslararası medya, Taksim’deki basit bir gösteri için 8 saat aralıksız yayın yaptı. Sanki dünyaya bir iç savaş yaşıyormuşuz gibi gösterdi. Suriye’de 100 bin kişinin hayatını kaybettiği olaylarla kıyaslarsanız devede kulak.”
Bu sözler, Balçiçek İlter’e röportaj veren, AB’min Bakanı ve Müzakerecilerin Başı Egemen Bağış’a ait. “Ölen insanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Bu ülkede kimsenin genç yaşta hayatını kaybetmesini istemeyiz. Ama şu da bir gerçek burada yaşanan olaylar Paris’te, Londra’da, NewYork’ta yaşansaydı, oradaki polise de molotof atılsaydı, çok daha yüksek sayıda insan kaybı olurdu. Bizim polisimiz sabretmiştir, göğsünü siper etmiştir.” diye sözüne devam eden Bağış’ın, farkındaysanız söz ettiği basın uluslararası basın. Yerli basından söz etme gereği bile duymuyor. Zira mal meydanda. O süreçte belli oldu zaten kim basın kim basmayın. Peki, AB’min Bakanı aynı AB’nin, polisin tavrı hakkında kendilerine yapılan eleştirilerden neden bahsetmiyor? Bilmiyor mu? Halktan mı gizlemeye çalışıyor? Yoksa zaten “gizlenecek bir şey yok da biz yine dediğim dedik çaldığım düdük de ısrar edelim” mi diyor? Yerse yani.
Reyhanlı saldırısından AKP’nin sorumlu olduğunu ortaya koyan belgeyi RedHack’e sızdırdığı iddia edilen Er Utku Kalı, daha mahkemesi olmadan, türlü işkence ve kötü muamelelere maruz kalmış durumda. Daha suçlu olup olmadığı belli değilken, genç adam vatan haini ilan edildi. Eğer o belgeler doğruysa, Utku’yu değil AKP’yi vatan haini ilan etmek gerekmez mi? Belgeler yalan ya da sahteyse, ne uğraşıyorsunuz ki o zaman? Nedir sorun? Gizlenen ne? KARA’lığı her geçen gün daha da ortaya çıkan iktidar partisini AK’lama çabası mı? Yerse yani öyle mi?
Abdullah Cömert’in öldürüldüğü sokakta yapılan MOBESE kayıtlarının incelenmesi sonucunda, göstericilerin hiçbir şiddet eğilimi göstermemesine ve hiçbir suç unsuru taşımamasına karşın polisin saldırdığı ortaya çıktı. “Üç ayrı CD şeklindeki izleme tutanağında da, Gündüz Caddesi üzerinde yürümekte olan küçük grupların üzerlerinde ve yanlarında suç unsuru niteliğinde herhangi bir molotof kokteyli, taş, sopa vs. olmadığı, grubun sakin bir şekilde cadde üzerinde yürüdüğü ifadelerine yer verildi” deniyor haberde.
Mahalle içinde sıkılan gazlardan evler, işyerleri gazla dolup insanlar rahatsızlanırken, halka değil iktidara bağlılığını defalarca ispatlamış bir Vali “ohh ohh” çekerken, insanların “Allah belanızı versin!” cümlelerini duymuyor mu yetkililer? Sokaklarda keyfi üst ve kimlik aramaları, tutuk mahallerinde kanunsuz çıplak aramalar, halka satırla saldıranın serbest kaldığı, katil polislerin aklanıp gizlendiği bir memleket.
Neyin kafasını yaşıyorsunuz siz? Bunlar bu sütunlara sığdırabildiklerim sadece. Hepsine belli ki yanıt: “Yerse!” Nasılsa unutur diye halk tüm bunları değil mi? Yerse!
Yemezler canım. Yemez arkadaş!
Bu halk biberin gazını yer ama bu yalanı, bu talanı, bu baskıyı yemez!