Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Körler sağırlar...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:09

Medya ve iktidar ilişkisi, dünyanın her yerinde tartışma konusu olan bir ilişkidir. Ve doğası gereği, her iktidar, medya üzerinde etkin olma çabası içerisindedir. Yapılan icraatların duyurulmasından kamuoyu oluşturulmasına dek uzanan bu çabayı, her zaman ve her yerde baskı olarak algılamak doğru olmaz. İktidarların medya üzerindeki etkinliklerinin “baskı”ya dönüşmesi, başka bileşenlerin de oluşmasıyla tanımlanacak bir noktadır.

Habertürk gazetesi yetkililerinin Baş-bakan’la, oğluyla ve kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinin internete düşmesi, aslında tam da bu tartışmaya ışık tutacak cinsten.

CNN Türk’te Cüneyt Özdemir’in 5N1K programına katılan Fatih Altaylı’nın tanımıyla, “2 yıldır gazetenin Yönetim Kurulu Üyesi ve Patron Vekili” olduğu öğrenilen Mehmet Fatih Saraç’ın, telefon konuşmalarından anlaşıldığı üzere, başbakan üzülüyor diye üzülmesi, mahcup olması ve onu mutlu etmeye çalışması, aslında son dönemde anaakım medya için “Baskı Altındaki Medya” tanımını yapan arkadaşları yalanlayacak türden. Zira baskı altındaki bir zat, ürkebilir, korkabilir ama neden kendisini korkutan üzülüyor diye üzülsün ya da onu mutlu etmeye çalışsın ki?

Saraç’ın, telefon görüşmesinde “büyüğüm” diye bahsettiği başbakanın kızdığı bir haberi gazeteye basanları işten attığını, Altaylı da itiraf etti 5N1K programında. Onlar için çok mücadele ettiğinin de altını çizerek. Özdemir’in “Sen ne yaptın” sorusunaysa “Ne yapabilirsin ki” gibilerinden çok anlaşılmayan bir yanıt verdi Altaylı. Acar gazeteci Cüneyt Özdemir, ışıklı yanıtı yakalamışçasına atladı hemen:

“İstifa etseydin... Lanet olsun kardeşim böyle şeye deseydin.”

Kısa bir sessizlik ve Altaylı’nın cevabı: “Bunu bana ilk defa sen söylemiyorsun. Hiç kimse içerde neler olduğunu bilemez. Benim orada niye durduğumu da bilemez...”

Acar gazeteci “niye durduğu” ayrıntısını yakalayıp, patlatıyor soruyu:

“Niye duruyorsun? Sen parası pulu olan bir insansın. Maddi bir şeye ihtiyacın yok. Sen basıp gidebilirsin. Durmanın nedeni ne?”

Bu sefer yılların gazetecisi Fatih Altaylı’ya geliyor acarlık sırası ve soruya soruyla yanıt veriyor: “Sence ne? Sen niye burda duruyosun?”

* * *

Uzuuuuuun bir sessizlik... Ama öyle böyle değil. Seyirciye, televizyonun sesi mi gitti diye sordurup, kumandanın sesini kökletircesine uzun. Araya bir reklam kuşağı girebilecek kadar uzun.

Aslında, “Evet yahu!... Neden duruyorum ki” vicdan muhasebesiyle “Ne cevap vereyim ki hayat olduğu gibi devam edebilsin” sıyrılması arasında gidip gelmenin yüzlere yansıyan yalnızlığı, sefilliği, acınası hali kadar uzun.

Ve nihayet yanıt geliyor Cüneyt Özdemir’den: “Gazetecilik yapmaya çalıştığım için duruyorum.”

Ve Fatih Altaylı: “Aynen, ben de öyle.”

Ve program, Altaylı’nın, medya üzerinde nasıl bir baskı olduğunu, patronlarının ve gazetesinin aslında nasıl mücadele ettiğini, gazete çalışanlarına karşı nasıl bir sorumluluk hissettiğini, nasıl da zor şartlarda gazetecilik yaptıklarını anlatan bir karşılıklı ağlama duvarına dönüşüyor bir anda.

Vay ki vay!

Haziran Direnişi boyunca, olayları, üzerlerine böcek gibi gaz sıkılan yurttaşları, yaralananları, ölenleri göstermemek için, penguenler başta olmak üzere, her türlü hayvanat ve nebatatı konu eden belgeselleri yayın akışına koyan, Medya Mahallesi programı yapımcı ve sunucusu Ayşenur Arslan’ı nasıl ve neden kapı önüne koyduğu herkesçe bilinen CNN Türk’te program yapan Cüneyt Özdemir Fatih Altaylı’ya, bir telefonla Kasımpaşaspor’u satın almak zorunda kalan Turgay Ciner’in sahibi olduğu Habertürk gazetesinden, neden “yeter artık” diyerek istifa etmediğini soruyor.

Vay ki vay! Körler sağırlar, birbirini ağırlar!

Evet... Medyaya baskı var!.. Medyada, tahammül edemediği sözleri duymak istemiyor diktatör heveslisi. Her şey onun istediği gibi olsun istiyor, bu doğru. Ama Altaylı da Özdemir de ancak kendilerini kandırabilirler bu yakarışlarla. Çünkü “Patron Medyası”na yapılan, baskı değil, verilenlerin karşılığı olan “alacak”tır. Kendine yakın medya kuruluşları kurdurtan Başbakan, diğerlerini de kendine bağlamaya çalışıyor. Medyadan başka yatırımları da olan medya patronları da, diğer işlerini sürdürmek ya da kurtarmak için, bu diktatör heveslisinin dümen suyuna gitmeye çalışıyor. Buna da sıkışınca baskı diyorlar.

Yok öyle yağma! Girme o zaman medya patronu olarak enerji ve madencilik işine. Girme inşaat ve turizm işine. Girme o zaman tekstil, sigorta, sağlık veya denizcilik işine. Yok illa gireceksen, medyadan çık. Bulaşma haberciliğe, ticaretine bak. Kirletme halkın haber alma özgürlüğünü, cebine girecek kârlar için. Başbakan’ın telefon açıp fırça çekeceği bir patron vekili ve başbakanı mutlu etmeye çalışan bir yönetim kurulu üyesi olan hiçbir medya kuruluşunun hiçbir temsilcisi, “medyaya baskı”dan söz edemez.

Siz Başbakan’ın soL gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kemal Okuyan’ı arayıp, “Alo Kemal, bu nasıl haber yahu” diye sorabileceğini gözünüzün önüne getirebilir misiniz?

Renan Bilek 'ın Son Yazıları