Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Kendileri ve herkes

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03

“Vahiy olmadan, akıl doğrulara ulaşamaz. İnsanlığın gelişimi ancak Nebi elinde mümkün olmuştur. Peygamberler olmasaydı medeniyetler olmazdı”

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından Ataköy’deki Sinan Erdem Salonu’nda düzenlenen “Hakikat Arayışında Nübüvvetin Rolü: Risale-i Nur Perspektif” konulu 10. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yaptığı konuşmadan alınmış cümleler bunlar.

Muhtemelen, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Üyeliği de yapmış olan rahmetli Sinan Erdem’in de kemiklerini sızlatan haberi, 23 Eylül Pazartesi tarihli gazetede okumuşsunuzdur. AKP’li Bakan ve yöneticilerin hayata bakışlarının en net örneğini temsil eden konuşmalarını da haberin detayını okuyan herkes açıkça görmüştür zaten.

Habere göre, “Uzunca bir süredir savaşlarla boğuşan Ortadoğu coğrafyasının güzel günler yaşadığını” iddia etmiş mesela AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik. Ne diyelim? O gözlükten ben de sipariş etmek istiyorum.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise Said-i Nursi’nin “imanını, fikrini, amelini, davasını, dünyanın nimetleriyle, güzellikleriyle, makamla, şöhretle, parayla, başka türlü imkânlarla değişmeyen” ve “Allah’ın Resulü’nü bu çağda örnek alan büyük bir lider” olduğunu ileri sürmüş. Aynı Bozdağ, Meclis’te Başbakan’ın mal varlığı gündeme geldiğinde, kürsüden kendisini aslanlar gibi savunmasıyla ünlüdür bilirsiniz. Belli ki, makam ve malla ilgili olarak bir göndermeyle, bağlılık ve ululama selamı da çakmış yukarıya.

AKP için, “Bunlar İslam’ın egemen olduğu bir devlet yönetimi istiyorlar” diyenlere karşı çıkanlar, haklı çıktılar anlaşılan. Son dönemdeki ataklarıyla AKP, bir İslam devleti değil Sünni devleti hayal ettiğini ortaya dökerken, yeni rotasını da açıkça ilan ediyor inceden inceye. “Nur” içinde ampüllü, ışıklı, AK bir yol.

Son dönemde, züccaciyeci dükkânına giren fil gibi çevresini darmaduman eden Erdoğan’ı ve AKP oluşumunu zamanında hafife alanların iyi okuması gerekir bu dönemdeki metinleri.

Zira 28 Şubat sürecinde “İktidardayız ama muktedir değiliz” farkındalığıyla başlayan ve Cüneyt Zapsu’nun “bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın” cümlesindeki teklifle ABD planlarıyla işbirliğine giren yapı, tüm savrulmalarına karşın bildiğini okuma çabasında.

Sempozyumda, Topbaş’ın cümlelerindeki gibi, insan aklı aşağılanıp, medeniyetler hiçe sayılıp din referanslı bir hayata güzellemeler yapılırken, Başbakan’ın selam çakmaması düşünülebilir mi? Kendisi de Malatya’nın Darende ilçesinde katıldığı bir toplu açılıştan patlatıyor cümlelerini:

“Temel hak ve özgürlükler noktasında, bizim başörtülü kızlarımızı, yavrularımızı üniversitelere sokmuyorlardı, meslek liselerinin orta kısımlarını kapatmışlardı. Ne oldu? ‘Sabırlı olun’ dedik. ‘Sabırlı olun, bunlar kalkacak’ dedik. Çünkü her kutlu doğum 9 ay 10 günde olur. Hamdolsun gün geldi, 4+4+4 çıktı. Şimdi meslek liseli yavrularımız, imam hatipliler, hepsi, artık 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise gidebiliyor mu? Gidiyor. Artık sıkıntılar kalktı mı? Kalktı. Katsayı kalktı mı? Kalktı.”

4+4+4 sayesinde, öğrenci ve velileri imam hatiplere mecbur ederek, hayata karışacak olan gençlerin alt yapısını bilim ve akılla değil dinle donatıp, toplumsal bağnazlığın önünün açılacağının müjdesini veriyor aslında Başbakan. Bu fikri pekiştirmek için, seçmeli ders olarak bile “din” dersinin seçilmesi gerektiğini de ekliyor.

“Peygamber Efendimiz tek önder, rehber ve hayatı bizim için izdir” diyerek, özgürlük ve haklardan hareketle aslında, vicdan özgürlüğünü ve yurttaşlık hakkını hiçe sayan Erdoğan, din derslerini seçenlerin sayısının artması halinde herkesin kendilerine saygı duymayı öğreneceğini de ekliyor sözlerine.

Kimlerdir bu saygı duyulacak olan “kendileri” ve kimlerdir bu saygı duymayan “herkes”?

Dine dayalı bu “kendileri ve herkes” dikotomisi bile, trajediden başka bir şey değildir.

Belli ki bahsi geçen “kendileri” aslında sadece ve sadece, “sizin içinizden geldik, sizin için çalışıyoruz” yalanlarıyla halka, “bize biat edin ve dediğimizi yapın” adresli bir teslimiyet davetidir. Belli ki bahsi geçen “herkes”, haklar ve yurttaşlık savunusu yapan, aklını, izanını, geleceğini bilimden ve bilimsellikten yana kullanmaya ve korumaya çalışanlardır.

Belli ki bu coğrafyanın Aydınlanma mücadelesi, aslında daha yeni başlamaktadır.

Renan Bilek 'ın Son Yazıları