Renan Bilek
Kahraman...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Her sabah olduğu gibi erken uyandı o sabah da. Oda sıcaklığındaki sürahiden 2 bardak su içti bağırsakları hareketlensin diye.
İlkin televizyona uzandı eli, haberdar olmak için her biri birbirinden iç karartıcı, çıldırtıcı haberlerden.
Kapattı televizyonu sabah sabah daha fazla kararmasın diye içi. Kapıyı açıp, gazeteyi aldı kapı koluna astığı torbadan.
Kabaca göz attı bir umutla. Ama ne çare?
Yolsuzluklar... Pervasızlıklar... Hırsızlıklar... Adaletsizlikler... Eşitsizlikler... Zamlar...
Bıçakla bir parça yağ alıp ekmeğinin üzerine sürerken aklından geçmişte yaptıkları geçti. Nice yüce dağlara tırmanmış, nice zorlu nehirlerde yüzmüştü. Nasıl uzun mesafeleri tazı gibi koşmuş, nasıl da hızlı araba sürmüştü. Ata mı binmemişti? Tekne mi kullanmamıştı? Paraşütle mi atlamamıştı? Savaş bölgelerine gidip fotoğraflar mı çekmemişti? Anlayacağınız, bir insanın hayata sığdırmakta zorlanacağı tüm zaman ve gayret gerektirecek etkinlikleri, hayatının doğal bir parçası gibi büyük bir rahatlıkla tatmış, denemiş, hayatını ve şansını zorlayarak hep sınırlarda dolaşmıştı.
Birden durdu ekmeğini ısırıp çiğnerken. “Yapılacak her şeyi yapmışım yahu hayatta...” diye geçirdi aklından. “Daha ötesi ne olabilir?..” Gözü takıldı gazeteye. Haberler üzerinde hızlıca seğirtti takılan gözleri. Birden aklına yeni bir heyecan düştü. “Neden kahraman olmayayım ki?.. Neden bir kahramanlık yapmayayım?.. Neden adımı tarihe kahraman olarak yazdırmamayayım?..” diye sordu kendi kendine.
“Budur!...” diye aniden parladı ışıkla gözleri. Elindeki yağ sürülmüş ekmeği tabağa bırakıp, “hemen gidip bir kahramanlık yapayım... tarihe adım kahraman olarak geçsin...” dedi büyük bir kararlılıkla.
Bu mudur?
“Kahraman” diye andığımız kişilerin gerçekten bu şekilde karar verip de mi adlarını yazdırdıklarını düşünüyorsunuz tarih sayfalarına?
Gerçekten “Kahramanlık” müessesesinin, bu şekilde mi geliştiğini inanıyorsunuz?
Böyle düşünüyorsanız gerçekten, yazık günah aklınıza, hayatınıza, varlığınıza.
Tarih sayfalarına “Kahraman” diye geçenler, bir sabah kahvaltısında “bugün ne yapsam ne yapsam?.. ne yapsam da değişik bir şeyler olsa hayatımda?.. aaaaah!... buldum!... neden kahraman olmayayım ki?.. Evet evet... Hemen gidip biraz kahramanlık yapayım...” dedikleri için değil doğru zamanda, doğru yerde bulunup, akıllarıyla, beyinleriyle, yürekleriyle, doğru eylemi yaptıkları için “Kahraman” olarak anılırlar.
Kimler tarafından?.. Bir sebeple doğru zamanda, doğru yerde olamayan, olsa bile doğru eylemi yapmayan ya da yapamayanlar tarafından.
Ne zaman?.. Tarihi, o doğru eylemi onaylayanlar yazmaya başladıkları zaman.
Yoksa aslında yoktur öyle bir müessese.
İhtiyaç da yoktur zaten hakkını aramayı bilen insanların, hesabın, sorgunun, yargının, adaletin ve hakların olduğu yerde böylesi bir kavrama.
Aklını, geleceğini, iradesini ve kararlarını başkasının eline bırakmamış, yani birey olmuş her yurttaş, kahramanıdır zaten kendi hayatının, bir öykünün kahramanı olmak gibi.
O halde?
Bırakmayın dostlar Haziran güneşiyle birbirinize sımsıkı sarılan ellerinizi.
Teslim etmeyin ruhsuza, tekinsize, güvensize, isyanın boyun eğmeyen sancağını.
Duvarları, sokakları, yolları bir bahar çiçeği gibi bezeyen mizahınızı, kazıtmayın yüreklerden.
Hiç kimseye ve hiçbir şeye kul olmayan özgür ruhlarınızın, karanlığın o doymak bilmez yağlı pis midesine indirilmesine izin vermeyin.
Sunmayın bencilliğin yalan suyuna bandırılmış ihanet dolu ellerine dününüzü, bugününüzü, yarınınızı.
Çizin kendi ellerinizle yazınızı duvarlara ve yazgınızı yaşamın tam bağrına.
Yeni baştan hayatı yaratmak, yarını kurmak ve tarih yazmak için verin kafa kafaya, sırt sırta, omuz omuza.
Yakalayın şu hayat kısrağının dizginlerini yüreğinizin tarafıyla mertçe, cesurca.
Sürün yarınların üzerine korkusuzca.
Ve savurup tarihin çöplüğüne haini, uğursuzu, hırsızı, düzenbazı, umutla uzatın düşlerinizi bahara.
İhtiyacımız yok gerçekten birlikteysek eğer, kahramana da kahramanlığa da.