Renan Bilek
İyi ki vardın Tuncel ağabey
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03
Bazı insanlar vardır özel olduğunu düşündüğünüz. Sık karşılaşmazsınız, sıklıkla tadını alamazsınız belki sohbetinin. Ama ne olursa olsun bilirsiniz ki, hayatınıza bir çizik atmış, yüreğinize çizgi çekip ruhunuzu imzalamıştır geçerken hayatınızdan.
Kendisi için özel bir şey değildir attığı bu imza. Farkındalığınızın artmasına, umudunuzun büyümesine, hayal ve beklentilerinize daha da sıkı sarılmanıza ne denli destek hatta kaynak teşkil ettiğiyle zerre ilgilenmeyip, sadece bildiği, inandığı şekilde yaşayan, mütevazı, derin, toprağıyla kucaklaşmış insanlardır bu insanlar.
Moğollar grubunun rahmetli davulcusu sevgili ağabeyim Engin Yörükoğlu’nun, 90’lı yılların sonuna doğru açtığı Jazz Stop’da tanıma şerefine erişmiştim Tuncel ustayı.
Engin ağabeyin mekanında, “Şeyh Bedrettin”i oynayacaktı. O gün sahne üzerinde prova yapmaya gelmişti. Şans, kısmet, tesadüf.. Adına ne derseniz deyin, benim de o gün Jazz Stop’a uğrayacağım tutmuştu. Denk düşmüştü yani.
Hem provayı, hem Tuncel ağabeyin ruhunu, yüreğini saatlerce izleme şansını yakalamıştım bu denk düşme sayesinde.
Yirmili yaşlarımın son döneminde, Tuncel ağabeyde rastladığım coşku ve umut, sahne üzerinde gördüğüm enerji, yaşımdan, başımdan utandırmıştı beni.
Gerek oyunları, gerek filmleri, yaptığı çalışmaları alt alta yazmaya kalksak, bu köşe yazısının yerinin yetmeyeceği aşikar lakin niceliğinden daha önemli olan, ustanın bu çalışmalarının niteliği ve ruhudur kanımca.
Yer aldığı her işe ruhunu katan Kurtiz’in, ölümünün ardından, televizyon dizisinde oynadığı karakterle anılması, bu mesleğin bu sistemdeki acı yansımasından öte bir şey değildir.
Yetmiş küsur senelik hayatına, oyunculuğun yanı sıra, yönetmenliği, senaristliği ve yapımcılığı da ekleyen usta, her ne kadar çoğunluk tarafından “Ramiz Dayı” olarak bilinse de kültür sanat hayatını takip edenler için o, Hoşça Kal Yarın’ın Ali Elverdi’si, Akrebin Yolculuğu’nun Agâh’ı, İstanbul Kanatlarımın Altında’nın Topal Recep Paşa’sı, Işıklar Sönmesin’in Haydar Ağa’sı, Tabutta Rövaşata’nın Reis’i, Bir Aşk Uğruna’nın Enver’i ama en çok Umut’un Hasan’ı, Sürü’nün Hamo’su, Duvar’ın Tonton Ali’siydi.
Sonrasında Pardon adıyla sinemaya uyarlanan Ferhan Şensoy’un Çok Tuhaf Soruşturma adlı oyununda Kurtiz’i izleme fırsatını bulabilenler, belki de ne kadar şanslı olduklarını düşünüyorlardır şimdi.
Oyunculuk öyle bir iştir ki, eğer hayata dair karın ağrılarınız varsa, bu meslek sayesinde ifade etme şansını yakalayabilirsiniz. Müzik gibi. Yazmak gibi. Yontmak ya da çizmek gibi. Yalnız, dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta var bu cümlede. Birincisi, “karın ağrılarınız varsa” ayrıntısı. İkincisiyse “meslek” olduğu gerçeği.
Yani kimi zaman, evinizi geçindirmek, ayakta durabilmek, hayatınızı sürdürmek için yaptığınız iş, yani “meslek” olgusu, başka işlerde rastlanmayacak kadar sık ve derinlikte, hayat görüşünüzle kesişmeyen şeyler yapmak zorunda bırakabilir sizi. Zorlu bir süreçtir bu. En nihayetinde siz, mesleki olarak, başka birinin, bir yazarın, bir yönetmenin sözünü aktaransınızdır. O sözler size ait olmadığı gibi, sizi temsil etmiyor bile olabilir. Zordur dengeyi kurmak. Cidden çok zor.
Ama aynı şekilde eğer “karın ağrılarınız varsa” bu meslek size, kendinizi ifade etme şansını da tanır. Kendi oyununuzda ya da filminizde, şarkınızda, senaryonuzda her neyse, kendi cümlelerinizi kurma şansını yakalarsınız.
Belki de Tuncel ustanın bugün bu kadar sevilmesinin ve saygı duyulmasının en önemli nedenlerinden biri, bu gerçeği tüm farkındalığıyla yaşamış ve çevresine de yansıtmış olmasıdır. Tabii ki anlayanadır, hiç şüphesiz.
Çünkü Tuncel usta, ayaklarını bastığı topraklar üzerinde yaşayanlardan aldıklarını, yine onlara sunan bir halk sanatçısıydı. Beklentileriyle, kültürüyle, eksikleri ya da çokluklarıyla, korkuları ya da cesaretleriyle bu coğrafyanın insanlarını anlatan bir ustaydı. Çünkü Tuncel usta, bütün bunların bilinciyle, kültür erozyonuna direnmiş, tüketim toplumu projesini reddetmiş, hafızasız bir hayat tarzını benimsememiş, “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyebilen bir birey, bir yurttaş, bir dünya insanı ve komünist bir sanatçıydı.
İyi ki tanımışım seni Tuncel ağabey. İyi ki dokunmuşsun benim de hayatıma. İyi ki vardın. Ve hep var olacaksın bu toprağın insanlarının hafızasında. Tıpkı yaşattıkların gibi.