Renan Bilek
Halka yalan söylemek suçtur!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52
Renan Bilek'in “Halka yalan söylemek suçtur!” başlıklı yazısı 14 Mart 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Zor iştir gazetecilik. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde. Hele ki gazete sahiplerinin, bir şekilde iktidarla ilişkisi, bağlantısı varsa, habercilik, altında ateş yanan bir ipin üzerinde yürümeye benzer.
Sermayedar için “gazete”, en nihayetinde satılması gereken bir ürün, bir mal, kısacası bir meta’dır. Ve iktidarla olan ilişkide bir sorun çıkarsa, satışa dair ciddi sıkıntılar oluşabilir. Hele ki gazete sahibi olan sermayedar, başka işler de yapıyor, hükümetle, devletle de alış veriş hukuku içine giriyorsa.
Bu noktada “Yani iktidarla kol kola giren bir sermayedar, satışını ve gazetenin var oluşunu garantiye almış olur... O halde, o kadar zor bir şey değil ‘gazetecilik’ böylesi bir yol izlenirse” gibi bir fikir gelebilir akıllara.
Düz mantıkla “yanlış” denemeyecek bu fikir de aslında ciddi bir tehlike içermektedir. Şöyle ki eğer bu kol kolalık, bu iktidar borazanlığı durumuna, kitleler hazır değilse ve aleni bir şekilde yapılıyorsa, “gazete” denen metanın nihai alıcısı olan “okur kitlesi” gösterdiği tepkiyle gazeteyi iflasa kadar sürükleyebilir. Böylesi bir durumda, ihaleler, krediler ve destekler bile ayakta tutamayabilir gazeteyi.
AKP iktidarının en büyük başarısıdır kanımca, kendi medya alternatiflerini ve kendi sermaye gruplarını oluşturması. Devletin tüm katman ve organlarını fikirleri doğrultusunda kadrolaştırması, kurumları kimi zaman atamayla kim zaman seçimlerle kendi yandaşlarıyla donatması haricinde ayakbağı olan ve/veya olabilecek her kurum ve kuruluşu da ciddi bir kuşatmaya almıştır yine kendi taraftarlarıyla. En son İstanbul Barosu olayları, en net örneğidir.
Eleştiriye tahammülsüzlüğün ötesinde, her şeyin kendi istediği gibi olmasını isteyen ve bu isteğiyle “Sultan 1. Erdoğan” sıfatını çoktan hak etmiş olan Başbakan, geldiği son noktada, kuvvetli hitabetiyle, yine kendince “kürtaj” vakasındaki gibi, toplum yararını göz ettiğini iddia ederek, gazetecilere ve özellikle gazetelere, yani temelde gazete patronlarına ince ayarını çekmiştir.
Fırsatını ve uyarını buldukça AKP’yi ve özellikle Başbakanı öven Hasan Cemal’le, romantik demokrat Can Dündar’ın karşılaştığı durum herkesçe malum. Bu yaşananlara bir de Hasan Pulur’un karşılaştığı durumu ekleyince, mızrağın çuvala sığmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Peki, bu durumları eleştiren yazılar kaleme alan başka gazete yazarlarının da yazılarının sansüre uğraması nedir?
Hadi, biraz daha zorlayalım şansımızı...
Yakın zamanda, önce söylemini dengelemek için karşısına Başbakan’ın eski basın danışmanı Arif Beki’nin oturduğu, buna rağmen bir süre sonra yayından kaldırılan Ayşenur Arslan’ın “Medya Mahallesi” adlı programına ne oldu?
Ya da başta haber kanallarındaki programlar olmak üzere, özellikle haber ve tartışma programlarında, iş zülfiyare dokunmaya gelince, program yönetmeni ve/veya sunucusunun kulaklığına gelen “konuyu toparla ve konuğu yolla” uyarılarını da mı gizli tutacak ve kimseye söylemeyeceğiz?
Kendi medyasını yaratmasına rağmen AKP saldırganlığı ve buyurganlığı, sermayeyle olan ilişkisi sayesinde basına sansürü rahatça hayata geçirirken biz buna da eyvallah mı diyeceğiz?
Sürekli bir kahraman arayışıyla, bu duruma da, “DUR!” diyecek kahramanı bekleyen sistem içindeki vicdan sahibi, onurlu ve dürüst insanlar çıkıp da “nasıl bir rezilliktir bu?” deyip, taşın altına ellerini koymayacaklar ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla kapatılıp bitecek mi yine konu?
Tabii ki öyle olacak. Gazete sahiplerinin, gazete dışındaki işlerinin tehlikeye girmemesi ve kârlarına zarar gelmemesi için aynen böyle olacak ve kapanıp gidecek bu olaylar da.
Onun için soL var. Onun için soL gazetesinin logosunda “halka yalan söylemek suçtur” yazıyor. Onun için Basın-Yayın’ken başlayıp, İletişim Fakültesi adını aldığında mezun olduğum, üzerine bir de Yüksek Lisans yaptığım Gazetecilik işini şimdiye kadar başka gazetede yapmadım. Okulumun iç duvarındaki “Basın İlkeleri” maddeleriyle, var olan basınımın ilkelerini bir türlü örtüştürememiştim.
“Halka yalan söylemek suçtur!” diyen insanlarla birlikte olmak, ne güzel!