Renan Bilek
Hakkım da haddim de!..
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53
Renan Bilek'in “Hakkım da haddim de!..” başlıklı yazısı 28 Mart 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez son günlerde İzmir’de söylediği “İzmir’in irfan geleneğine ihtiyacı var” sözüyle manşetlere taşındı. Söz konusu İzmir olunca da bütün gözler ona çevrildi haliyle.
Görmez’in konuşmasını dikkatlice okuduğumda cümlesinin pek de manşetlere yansıdığı gibi olmadığı kanaatindeyim. Görmez, bu cümleyi bence, “İzmir’de irfan eksik, ihtiyacı var, getirelim..” anlamında kurmamış. Belli ki alışık olunan gerici, softa din anlayışından ziyade, “din” kavramını, daha geniş görüşlü ve tamamıyla bir vicdan muhasebesi olarak gören yaygın İzmirli görüşüne saygı duyduğunun altını çizmek isteyerek, “Her yerin olduğu gibi İzmir’in de kendine göre farklı bir din anlayışı var. Burada çeşitli dinlerden, çeşitli kültürlerden insanlar yaşıyor. Doğal olarak böylesi bir dokunun “irfan” kültürüne ihtiyacı var. İzmir’de de bunu görmekten memnunum..” anlamında söylemiş. Zaten buna dayanarak da, müftü olarak “tasavvuf” profesörü Ramazan Muslu’nun İzmir’e atandığının altını çizmiş.
Devlet adına din işlerini düzenleyen bir kurum başkanının bu cümlesi, kanımca en düzgün ve işi dahilindeki cümlesidir. Çünkü bu ülkenin dinden sorumlu başkanlığı sadece İslam dininin Sünni mezhebini hatta fıkhi açıdan da Hanefi mezhebini temsil eder. Esasen sorun da bundan kaynaklanmaktadır.
“Din” kavramının vicdani bir tercih olduğunu göz ardı eder de, toplumu düzenleme, yönlendirme hatta re-organize etme mekanizması olarak kullanmaya başladığınızda, Görmez’in cümleleri gayet doğal bir hal alır.
Diyanet İşleri Başkanı’nın fetva niteliğindeki açıklamaları genelde dikkat çekici zaten. Belki de kanıksandığı için dikkat çekmiyor. Ama Filistinli öğrencilerle konuşurken dinin siyaset üstü olduğunu söyleyen Görmez, ne kadar ilginç ki, PKK-AKP görüşmeleri üzerine barış demecini, Suriye özelinde “zalimin yanında olmak Müslüman’a yakışmaz” demecini, “Cami yapana kadar okul ve hastane yapılsın” diyenlere cevaben “Mukayese edilemez” demecini hatta üniversitelere yönelik olarak da “hiçbir üniversite asla mabetsiz olmamalı” demecini veriyor.
Din referanslı hayatın kurulma çabasına yönelik görevini layıkıyla yerine getirmektedir Mehmet Görmez. Kendi verdiği fetvaların havasına o kadar girmiştir ki, bütçeden ayrılan payın tartışılmasından bile rahatsız olmakta ve “Başkanlığımızı milletimizin sırtında bir yük gibi göstermeye çalışmak hiç kimsenin haddi de değildir, hakkı da değildir” demek cüretini göstermektedir.
Bu ülkenin halkının verdiği vergilerle işleyen her kurum ve kuruluşun, işleyişini de, varlığını da sorgulamak, bu ülkenin her ferdinin haddidir de, hakkıdır da! Yurttaşlık bağıyla kurulmuş bu devlette, her vatandaş kendisi için ve kendisi tarafından kurulmuş olan devletin her organını sorgulama hakkına sahiptir! Atamayla şahsınıza verilmiş dinsel başkanlığınızın, temsil ettiğiniz din ve mezhebin inancına sahip kişiler tarafından bile sorgulanabilirliği söz konusuyken, teşkilatınızın aldığı bütçeden aldığı her bir kuruş, bu ülke vatandaşlarının sorgulamasına açıktır Sayın Diyanet İşleri Başkanı. Dolayısıyla, kurumunuz hakkındaki düşüncelerini dile getirmek bu ülkenin her vatandaşının haddidir! Hakkını hiç tartışmaya bile gerek yok. Zira Anayasal bir haktır: Madde 6 ve Madde 10!
Size göre, başkanlığınızın bütçesinin geçen sene bir önceki seneye göre rekor oranda arttırıldığının hesabını sormayacağız yani. İçişleri, Sağlık ve Dışişleri Bakanlığı dahil, 11 bakanlıktan daha fazla bütçeden pay almanızı eleştirmeyeceğiz, tartışmayacağız yani. Siz bu gelirin %95,7’sinin personel gideri olduğunu söyleyip yine de kadro açığından bahsederken susacağız yani. Siz başkanlığınızın yük olmadığını açıklamak için, “Bu ülkede camileri, Kur’an kurslarını, müftülük binalarını yapanların, bütün bunların bakım ve onarımıyla burada yatıp kalkan öğrencilerin ibatesini de, iaşesini de karşılayanların Diyanet İşleri değil, yardımsever halkımız olduğunu” söyleyeceksiniz ve biz bu bütçeyi tartışmayacağız. Üstelik bu bizim hakkımız da haddimiz de olmayacak öyle mi?
Kimse adına değil, kendi adıma konuşuyorum Sayın Devlet Görevlisi!.. Bütün bunları sorgulamak benim anayasal hakkımdır. Haddimi de sizden öğrenmeyeceğim. Sizin inandığınız değerler üzerinden konuşayım: Bütün bunların hesabını sormak için iki elim, her iki cihanda yakanızdadır. Bilginiz ola!