Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Ebru

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:43 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:43

14 Kasım 2012'de SOL GAZETESİ'NDE "LEKE" adlı köşede yayımlanmıştır. Renan Bilek'in yazılarını soL Gazetesi'nde her Çarşamba okuyabilirsiniz.

Mardin havaalanından çıkışta, hemen karşı tepenin üzerinde koca koca yazmaktadır Mustafa Kemal’in sözü: “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”. Orada yaşayan bir Arap yada Kürt olsaydım, mutsuz olmak için bahane aramama gerek kalmazdı eminim.

80’lere girerken İngiltere’de Demir Lady Margaret Thatcher’la tanımlanan, ardından Demokrat partili olarak bilinirken Cumhuriyetçilerin adayı olup ABD başkanlık koltuğuna oturan Ronald Reagan’la perçinlenen ve nihayet 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesini sağlamak amacıyla gelen 1980 Faşist Cuntası’nın ardından, iktidarı alan Özal’la da yurdumuzda esmeye başlayan, neo-liberal politikaların yarattığı insan modeline baktığımızda, hâlâ Mustafa Kemal’in “Türk Milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir” veciz cümlesine katılma şansımız var mıdır? Bugünün insanı için, “çalışkan”ın yerine “adam kullanan”, “zeki” yerine “kurnaz” daha denk düşmüyor mu?

Şüphesiz sloganlar, içinin nasıl doldurulup, nasıl anlaşıldığıyla önem kazanır. İmparatorluk eskisinin üzerinde tutunmaya çalışan bir devletimsiden, Fransız Devrimi rüzgârıyla bir ulus devlet kurma çabası içersindeki Mustafa Kemal’in, dönem itibariyle sarf ettiği kimi özlü sözleri, o dönemin koşulları içersinde mantıklı ve makul bulabiliriz ama hâlâ aynı cümleler etrafında toplanmak mümkün müdür?

Ulus devlet için önce bir ulus yaratmak lazım. Bana göre bir stratejik karardır Mustafa Kemal’in Türkiye ve Türk tercihi. Orta Asya’dan kopup gelen bir kavim. Osmanlı adının yerine yerleştirilecek ve çabuk kabullenilecek bir isim. Üstelik Avrupalı, 14. yüzyılda bile bu coğrafyada yaşayanlara Türk diyor. Kaynaklarda, padişah için “Osmanlı Hükümdarı” ya da “Sultanı” diyor ama Balkanlar’dan Asya’ya, Afrika’ya kadar uzanan bu coğrafyanın insanlarına, dil, din, etnik köken ayırmaksızın Türk diyor. Bu durumda en kolay ve en çabuk kabullenilecek bir üst başlıktır Türk adı Avrupalı için de. Bu nedenle Türk Tarihi ve Dili oluşturulsun diye kurulur Dil ve Tarih kurumları. Mustafa Kemal’in büyüdüğü çokkültürlü Selanik biraz incelendiğinde, modern Türkiye Cumhuriyeti fikri için ciddi ipuçları elde edilmektedir.

Ne var ki, bizlere eğitim hayatımız boyunca anlatılan ve artık bir öğretiden çok ikna çabası haline dönüşen “bu sınırlar içinde yaşayan ve kendini Türk olarak hisseden herkes Türk’tür” cümlesi bu sınırlar içinde yaşayan, bu sınırların oluşmasında kanını akıtıp, canını veren ama kendini Türk olarak tanımlamayanların, kendi farkındalıklarına varmalarıyla anlamını yitiriyor işte.

İnsanın aklına ister istemez, en basit, en doğal soru geliyor. Bu coğrafyanın tüm bileşenlerini kapsayan bir üst kimlik oluşturulamaz mıydı? Tek bir halkın adı yerine, tüm halkları kapsayacak başka bir isim bulunamaz mıydı?

Belki de bulunabilirdi. Mümkündür tabii. Ancak sorun çözülür müydü? Sorun Türk, Kürt, Çerkes ya da mesela Laz isminde mi? Kürt halkı, Cumhuriyet fikrinde kaderlerine terk edildi de, Çerkes’lere kolay mı geçti hayat? Laz’lara acı çektirildi de, mesela Terekeme’ler mi kollandı?

Bu soruyu sorduğumda da hayat başka bir anlam kazanıyor gözümde. Yıllarca bir Türk olarak yetiştirildim. Öyle söylendi, öyle inandım. Ben de öyle tanımladım kendimi. Ama gerçeğin ne olduğu hakkında aslında en ufak bir bilgim yok. Umurumda da değil kendi adıma.

Hep bir mozaik olduğu dile getirilir bu coğrafyanın. Israrla mermer diyenler de var ya neyse. Ama mozaik hep renkli ve güzel görünür insana. Cıvıl cıvıl. Rengârenk. Rengâhenk. Oysa mozaik dediğimiz, yakından bakılınca renklerin ayrılığı ve farklılığının net bir şekilde göründüğü bir yapıdır. Mozaik midir gerçekten bu coğrafya?

Oysa bir de Ebru’yu getirin gözünüzün önüne. Kırmızının ne zaman mora dönüştüğünü, mavinin ne zaman yeşile geçtiğini anlayamadığınız, renklerin kendi değerleriyle var olduğu gibi, renk bileşenlerinden de yeni renklerin oluştuğu bir iç içelik. Bütün renklerin, kendini ve bir diğerini inkâr etmeden, kendi güzellikleri ve birlikteliklerin yeni rengiyle süslenmiş, bezenmiş bir ebru.

Mozaik falan değil bu memleket. Memleket, Ebru!

Renan Bilek 'ın Son Yazıları