Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Duruş...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59

Gözümüzün önünde akıp gitmekte olan bir nehri tanımlarken, her şeyden önce bakmakta olduğumuz yerin durumunu, konumumuzu da göz önüne almamız gerekir. Dümdüz bir alanda durduğumuzda bize, “sakin, neredeyse kıpırtısız” gelen nehir, ileride bir yerlerde, coğrafi şeklin engebesi nedeniyle “deli gibi akan, coşkulu” bir şekilde görünebilir hiç şüphesiz. Dağların ya da tepelerin keskin bir şekilde indiği bir alanda şelale oluşturan aynı nehir, az önceki aynı sakin nehir midir?

Cevap hiç şüphesiz “evet ve hayır” olacaktır. Evet bahsi geçen aynı nehirdir. Ama hayır debisi, şiddeti, gücü dikkate alındığında aynı nehir olmadığı açıktır.
Bütünü görmediğimizde ve duruş yerimizi, pozisyonumuzu dikkate almadığımızda, tanımlarımız da sağlıklı, bilimsel ve doğru olmayacaktır. Göreceli kalacak ve dolayısıyla gerçeği bulmakta da, ortak dil kurmakta da bizi zora sokacaktır.

Hayatın tanımında da olayların bütününü görebilmek için, aynen pozitif bilimlerdeki gibi, koşulların durumları ve değişimleri çok önemlidir. Ve buna bağlı olarak da nerede durduğumuz.

Halkın neredeyse yarısının katılmadığı bir seçimde, geçerli oyların neredeyse yarısını alıp iktidara gelmiş bir parti, eğer çıkıp “demokrasi, sandığa saygı demektir, buna uyacaksınız, şimdi sıra bende” diyerek, yaşamı sadece kendi beklentisi, tercihi, argümanları doğrultusunda değiştirip, kimseyi dinlemez, çıkan seslere kulak tıkar ve bildiğini okursa, bu onun demokrasi denen kavramı ya anlamadığının, içselleştiremediğinin yada sadece kendi çıkarları için kullandığının net bir kanıtı olur. Zira demokrasi kültürü, istatistiki verilere dayanarak tahakküm kurmak olmadığı gibi, o istatistiksel verilerin dürüst bir şekilde okunmasını da gerektirir.
Üstelik iktidara gelişi eğer ülkemizdeki yaygın söylemle “dış mihraklar”(!) destekliyse, gidişinin de aynı şekilde olması doğaldır.

Demokrasi sosuyla servis edilen “Arap Baharı”nın, emperyalizmin bu coğrafya üzerindeki oyunlarında, yeni bir el olduğu Mısır olaylarıyla açığa çıkmıştır. Defalarca yazılıp çizildi, “bu ülkelerde demokrasi yok da Suudi Arabistan’da, Katar’da var mı?”, “Neden diğerlerine dair en küçük bir söz edilmiyor?” vs. diye.

Gerçek ortadadır ki, küresel sermaye kartları sadece kendi eline göre oynar ve doğal olarak da sadece kazanmak için oynar. Bu nedenle kendi getirdiği iktidarı, yine kendi çıkarı için, bildiği yöntemlerle götürür. Getirirken demokrasiyi kendi istediği gibi kullanıp, sayısal veriler üzerinden kafa karışıklığı yaratıp, kavramların içini boşaltıp haklılık yarattığı gibi, götürürken de aynı şeyleri büyük bir doğallıkla yapar. Adına ister darbe deyin, ister müdahale, ister geçiş dönemi. Gerçek, “bu olmadı, diğer ele geçelim”den öte değildir aslında.

Ülkemizi, bütün bu oluşum için de farklı bir yere oturtmaya kalkmak doğru bir tanım olmayacaktır. AKP hükümetinin “Darbe desenize!. Niye diyemiyorsunuz? Hadi desenize!” şeklindeki çırpınışları aslında tam da “Biz bu kadar oy aldık, biz ne dersek o olacak” tavrının yansımasıdır. Darbe olasılığını ortadan kaldırmak için orduyu kendi mantığında temizleyen AKP, ABD desteğiyle geldiği iktidarı elinde tutmak için, ABD’ye alternatif bırakmamaya çalışmıştır. En büyük başarısıdır kendi politikaları açısından. ABD’ye alternatif bırakmamak. “ABD’nin işine gelen politikaları benden başka uygulatabileceğin birilerini bulamazsın” demektedir açıkça. Zapsu’nun, “bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın” talebi, yerine cuk oturmuştur.

Ne var ki, bu hesapları tarihte de hep yurduna, hayatına, geleceğine sahip çıkanlar bozmuştur. Yine öyle olmaktadır. Ve yine öyle olacaktır.

Nehrin neresinden bakıldığında nasıl göründüğünü bilenler, anlayanlar, öğrenenler en nihayetinde, duruşlarını netleştirip, yerlerini sağlamlaştırmaktadır. Emperyalizmin sıkıştığında -istemeyerek de olsa- başka alternatifleri devreye sokacağını da bildiklerinden, keşfettikleri kendi öz güçleriyle, geleceği kurmak peşindeler artık.

Artık temelinde, “cep” değil “hak” olan, “para” değil “toplum” olan, “biat” değil “akıl” olan, “hurafe” değil “bilim” olan, “ben” değil “biz” olan, insandan yana olan bir gelecek.

Renan Bilek 'ın Son Yazıları