Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

Çaresizlik!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54

Renan Bilek'in “Çaresizlik!” başlıklı yazısı 18 Nisan 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Bizimki gibi bir ülkede, haftada bir gün yazı yazıyorsan gazetede, konu bulmakta sıkıntın olmuyor. Kesin. Ama konu seçmekte sıkıntın oluyor. O da kesin. Hele ki, duyarlıysan. Hele ki toplumsal bir hayata inanıyorsan. Hele ki yaldızlanıp, süslenip sunulan cümlelerin ardındaki gerçekleri, yapılanları, yapılmak istenenleri görüyor ve karnına ağrılar giriyorsa.

Neyi yazayım şimdi ben? Neyi paylaşayım sizlerle?.. Neden bahsedeyim?

Emek Sineması gerçeğiyle, kendilerini muhafazakar olarak tanımlayanların, aslında hiçbir şeyi muhafaza etmekle ilgilerinin olmadıklarından, AVM, Cami ve AVM’li Cami çalışmalarıyla neyi muhafaza etmeye çalıştıklarının artık herkesçe malum hale geldiğinden mi? Üstelik az ilerisindeki AKM örneği, bütün azametiyle apaçık önümüzde dururken.

Fazıl Say’ın, ülke insanlarının korkularının ve ikiyüzlülüklerinin teşhirine imkan tanıyan dava sonucundan hareketle, “kutsal değerlere hakaret” adı altında mesela Akdeniz Üniversite’sinde Doç. Dr. İlker Belek hocaya yapılmaya çalışılanların da altını çizerek nasıl da din referanslı bir yaşamın hayatımızı kuşattığı gerçeğinden mi? Üstelik mesela Ergenekon davasında, klasörler dolusu iddiaya karşılık, savunmaların mahkeme heyeti tarafından süreyle sınırlandırılarak, insanların savunma haklarının gasp edilme gerçeği bütün açıklığıyla gözler önündeyken.

Neden bahsedeyim bu yazıda? Mesela, ABD’de yaşayan Gülen eşrafının, Noel’den esinlenerek, Hicri takvimle olan farkına rağmen Miladi Takvim’e dayanarak kutla(T)maya başladıkları Kutlu Doğum Haftası uydurmasının, parti liderlerince buluşma yeri haline gelmesiyle artık meşrulaşmasından mı?

Ya da, Altan Tan’ın bir televizyon programında açıkça ifade ettiği şekilde, dincisiyle, milliyetçisiyle, liberaliyle, solcusuyla bütün Kürtlerin bir araya gelmesi gerektiği çağrısından hareketle, Kürt siyasetinin Türk-İslam popülaritesine nazire yaparcasına, Kürt-İslam birliğine soyunduğundan mı bahsedeyim?

Yoksa, Hizbullah’ın başta üniversiteler olmak üzere yine ve yeniden sola ve Alevilere başlattığı tehditler ve saldırılardan başlayarak, aslında AKP ve dolayısıyla ABD politikalarına karşı çıkanlara başlatılan bu sistematik saldırıların basına, nasıl da “karşıt görüşlüler” olarak yansıtıldığından mı dem vurayım? Üstelik Suriye sınırında yaşananları aktardığı için, “Suriye’ye bilgi taşıdığı” gerekçesiyle, hem de hangi delillere dayandığı belirsizliğini korurken, özel mahkemece tutuklanan gazeteci Hasan Kabakulak’ın durumu bütün çıplaklığıyla ortadayken.

Yoksa, “barış”, “demokrasi”, “çözüm”, “ilerleme”, “gelişme” gibi kavramlardan bahsede bahsede, Nazi Almanyasında Adolf Hitler’in yükselişindeki “toplumsal uyku”ya gönderme yaparak, faşizmin nasıl başımıza örüldüğünden mi bahsedeyim? Ne diyeyim? Ne yazayım? Belki de en can alıcı söz, bu hafta, 22 yaşındaki kanser hastası Dilek Özçelik’in ağzından çıktı: “Belli ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda!”

SGK’nın pahalı olduğu gerekçesiyle kanser ilaçları gibi kimi ilaçları, ödenen ilaçlar listesinden çıkarması, benzer durumdaki hemen bütün hasta ve yakınlarını mağdur etmişti. Özçelik, bu sıkıntıyı yaşayan binlerce kişiden biriydi sadece. Görüştüğü Bakan’dan tek isteği, yetkili biri olarak “lütfen gereğinin yapılması”ydı. Ama biat ve sadaka kültürüyle donanmış olanlar, basına yansıyan bu görüntülerden sonra devletin nasıl seferber olduğundan dem vurdular. Kimsesizlerin kimsesi olmak zorunda olan devlet dediğimiz aygıtın, zaten bunu yapmakla yükümü olduğundan hiç söz etmeden.

Bir yalanın içersindeyiz. Sosyal devlet yalan, hukuk yalan, demokrasi, barış yalan. Gelişme, büyüme yalan. Ekonomi, siyaset, çözüm, süreç hepsi yalan.

Gerçek şu ki, hayat bütün acımasızlığıyla devam ediyor ve hayatı yaratan ve yaşatan insan, 21. yüzyılda, yine insan, kardeşleri tarafından kandırılıyor ve sömürülüyor. Belli ki çaresizliğin dibine ha vurduk ha vurmak üzereyiz. Oysa çare, yine hayatı yaratan ve yaşatan insanda!

Renan Bilek 'ın Son Yazıları