Renan Bilek
Anılardan...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44
Renan Bilek'in “Anılardan...” başlıklı köşe yazısı 5 Aralık 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Kısa süren Tiyatro Araştırma Laboratuarı (TAL) maceramdan sonra, “etim senin ama kemiğim bana ait” duygumla Usta’mın eline düştüğümde henüz 19 yaşındaydım. Zaten pek etli butlu bir delikanlı olmadığımdan o zamanlar, hani çok da işine yarayacak bir durumda değildim büyük olasılıkla.
Nöbetçi Tiyatro’ya sınavla alınan yeni öğrencileriz. Yeni bir sınıf, yeni bir kadro oluşturuluyor. Hayatımda ilk ve tek defa, “Sultanîli” olduğumu kullandığım yerdi sınav başvuru formu. “Eğitiminiz” yazan yere “Galatasaray Lisesi mezunu, Üniversite öğrencisi” yazarak Ferhan Ağabey’in dikkatini çekmek istemiştim. Üzerine bir de sınav için hazırlamam gereken “Gündeste” alıntısına, müzikli bir şekilde hazırlanıp sahneye de gitarla çıkınca, Usta’nın çok önemsediği iki konudan yakalamayı becermiştim muhabbeti.
Belli ki kafasında varmış çalıştıracağı oyun Ferhan Ağabey’in. 13 kişi alındı o sene Nöbetçi Tiyatro’ya. İkinci hafta “şak!” oyunu koydu önümüze Usta. “Bizim Sınıf”. Oyunda sekiz kız, dört erkeklik rol var. Ediyor 12 kişi. On üçüncü havari gibiyim ekipte. Onlar oynarken oyunun içinde olup müzikleri yapacağım anlaşılan. Hem onlardanım, hem değil. Zaten kendimi hep müzisyen olarak görmüş ve tiyatroya “sahnede durmayı öğrenmek” adına takılmışım. Lise yıllarında uğraşmışım ama gönlüm müzikte. Oyun müziği yapmak, yapmayı öğrenebilecek olmak, tam anlamıyla bir nimet benim için.
Fakat amatör bir ekibiz ve bir türlü tam kadro prova yapamıyoruz. Hep birileri eksik. Ya okul durumları var, ya iş. Gelmeyenin yerine sürekli ben okuyorum, idare diyoruz. Bir, iki, üç, beş, on.. Okudukça kulağım doluyor bütün tekste. Neredeyse ezberim her role. Ayaklanmış, mizansene geçmişiz, hâlâ ben markör durumundayım eksikler nedeniyle. Ama her zaman erkekler değil eksik olan. Sekiz kızdan biri de eksik olsa, artık alışılmış bir durum, yine ben marke ediyorum.
Eğlenceli bir prova sonrası, keyifle piposunu tüttüren Ferhan Ağabey, gülerek “maymun gibi herif, komik ya... Yazalım sana da bir rol, sen de oyna... Müzik hocası ol. Avarel Necati!” diyor. Ciddi mi değil mi? Bilemiyorum. İltifat mı, değil mi? Hiç orada değilim. Daha da şevke geliyorum.
Bir daha açmıyor konuyu. Çok heyecanlıyım. Usta beğendi, bana rol yazacak, benim için tekstine ekleme yapacak duygusundayım. Ama bir hareket yok. Unuttu herhalde diye düşünüyorum. Görevden vazife çıkartma zamanı.
Bir gün provaya elimde, içine 7-8 adet A4 kâğıt sığdırılmış, sarı bir zarfla geliyorum. Zor geçiyor bana prova. Provadan sonra Usta odasına giderken bir dakikasını rica edip, zarfı uzatıyorum. “Nedir bu Renan Çelikbilek?” diye soruyor Usta. Kanımın deliliğine sığınarak, 19 yaşın ataklığıyla, “Müzik Hocası Avarel Necati’den bahsetmiştiniz ya, uzun süre sizden ses çıkmayınca, vaktiniz yoktur diye ben 2-3 skeç yazdım... Belki beğenir, koyarsınız oyuna” deme gafletinde bulunuyorum.
Tanıyanların çok iyi bildiği o sakin ama net cümlelerle Usta, bu yazdıklarımı saklayıp, ilerde kendi müzikalimi yazabileceğimi ama kendi oyununa koyamayacağını dile getiriyor. Bilmem gereken haddi, kulağıma küpe olarak takıp, uzaklaşıyorum yanından duygusal gelgitlerimle.
Usta’nın “aferin” dediğini çok az duydum onunla çalıştığım 4-5 sezon içersinde. “Doğrusu budur” ya da “Doğru yaptın!” dediğiniyse, sanırım hiç. Ama yanlışımızı hemen dile getirirdi. Çünkü, doğrunun çok alternatifi olabilirdi yaptığınız işte ama yanlış çok netti. Ve öğrenmesini bilen, anlamaya çalışan için, çok açıklama vardı bu tavırda da.
Son kitabı “Başkaldıran Kurşunkalem”de, okuru, anılarında gezintiye çıkaran Ferhan Şensoy, beni de kendi anılarıma sürükledi. Özellikle Ayfer Feray’la çıktığı turnelerin anlatıldığı bölümler, benim için en can alıcı yerler oldu. Çünkü turne ne demek, ben de Ferhan Usta’da öğrendim. Bir senelik amatörlükten sonra, profesyonel olup Ortaoyuncular’a katılınca tanıdım bu yurdun birbirinden farklı yüzlerce yerini. Belki de bu nedenledir ki, kendi adıma yaptığım oyunla da ilk isteğim, yıllar önce olduğu gibi, yine yollara düşmek oldu. Onlarca yıldan sonra şehirler değişmiş, insanlar değişmiş mekânlar, algılar, alışkanlıklar değişmiş. Yerinde görmek istedim bu değişiklikleri. Yeni insanlar tanıyıp, yeni dostlar edindim. Birbirimizin hayatlarına deyip, birbirimizin hayatlarına imza attık bu dostlarla. Ve belki de daha ne çok hayat var kesişmesi gereken.
7 Aralık’ta Bandırma Barış Manço Kültür Merkezi’nde (Gülez Sineması), 11Aralık’ta Ankara DT Şinasi Sahnesi’nde yine ve yeniden dostlarla buluşmak üzere.