Renan Bilek
Anca beraber kanca beraber
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:58 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:58
20 Haziran 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Gezi Parkı olaylarıyla başlayıp, tüm yurda yayılan hareketlilik, hiç şüphesiz, daha uzun süre araştırmalara, incelemelere ve tahlillere konu olacaktır. Kısa sürede tanımlanıp açıklanamayacağı kesin. Ancak, tahlilleri tarihe bırakmadan önce, içinde bizzat yaşayan insanlar olarak bizlerin de kimi değerlendirmeler yapması kaçınılmazdır.
Öncelikle aklı ve yüreği başat ideolojiyle karartılmamış herkesin çok iyi bildiği şeyleri, tarihe geçmesi açısından bir kere daha yazmakta fayda var.
Bir çevre hareketinden ziyade, şehrine, hayatına ve geleceğine sahip çıkan insanların birlikteliği olarak tanımlamamız gereken bir topluluk, uzun zamandır, Gezi Parkı’nın, var olan halinden başka bir şekle sokulmasına karşı mücadele etmekteydi. İktidarın savları arasında parkın rezil bir halde olduğu söyleniyordu. Temizleyin dediler. Karanlık ve kuytu olduğu söyleniyordu. Aydınlatın dediler. Bunun çözümü orayı yıkıp ne işlevi olursa olsun taş binalar yapmak mıdır?
Bunu dile getiren, parkı ve o alanı koruyup yaşamak isteyen sakin, korunmasız ve sadece yurttaşlık haklarını kullanan insanların üzerine, benzeri görülmemiş bir saldırı yap(tır)ıldı. Hiç tartışmasız, sorumlusu, bu saldırıyı düzenleyen ve düzenlettirenlerdir.
Saldırı sonrası, beklenmedik, kendiliğinden, tarihimizde görülmemiş bir refleks gelişti. Anaakım medya, iktidarla olan çıkar ilişkileri nedeniyle görmezden gelirken, başta sosyal paylaşım siteleri olmak üzere alternatif her mecraya görüntüler düştü.
İşlerin bu noktalara gelmesi, iktidarın iktidarsızlığından başka bir şey değildir.
Verilen sözler, timsah gözyaşılı özürler, yumuşak görünümlü kimi yetkili yaklaşım çabalarına karşın iktidarın başı, kapıldığı kibir ve hırsın sonucu olarak, insanların haklı taleplerine, yalanlar ve kışkırtıcı konuşmalarla yanıt vermeye devam etti.
Evet, barikatlar kuruldu yollara. Vahşi bir şekilde saldır(tıl)an polisten korunmak için. Acı!.. Trajik!.. Maaşları her birimizin verdiği vergilerle ödenen, ailesini geçindirmek için genç yaşta devlet memuru kadrosuna girip geleceğini kurtarmaya çalışan o gencecik memur çocuklar, savaşta düşman üzerine sürülürcesine sürülmüştür kendi halkının üzerine bir kez daha. Gezi Parkı için seferber olup, birbirine destek olan halkın becerdiğini, devlet, memurları için yapamamış, onları yorgun ve uykusuz bırakmış, izinleri kaldırıp, başka şehirlerden getirip ailelerinden uzak tutmuş, yağmurdan, çamurdan bile koruyamamıştır. Sadece, savaşmaları(!) için teçhizat verip, salmıştır halkının üzerine. Sinirleri bozuk, yıpranmış ve yorulmuş genç memurlara bir de şaibeli sınavlarla amir olanların yetkisini eklersek, sonuç ortada.
Ne var ki, yaklaşık 20 günlük deneyimden çıkarılacak en önemli tespitler hiç kuşkusuz şunlar olacaktır:
Halk artık bir sürü, bir koyun değil, kanuni hakları olan birer vatandaş, bir yurttaş olduğunun altını çizmiştir. “Yeter yahu!” diye söylenenler, artık yalnız olmadığının farkına vararak söylenmeyi bırakıp, söylemeye, dile getirmeye başlamıştır. Korku cumhuriyeti yıkılmıştır artık. Ancak birlikte bir güç olunabilineceğinin farkına varmıştır yurttaş.
Bu yaklaşık 20 günlük deneyim, farklı fikir ve yaklaşımlara karşın, asgari müşterekte, sahip olunan yurttaşlık hakları çerçevesinde, şiddet ve baskı olmadan, beraber yaşanabileneceğini gören ve hayata geçirerek gösteren bir hareket olmuştur.
Bu hareket aynı zamanda, yönetenlerin, hakların üzerine çıkarak insanların üzerinde tahakküm kuramayacağının, dayatma ve “ben yaptım oldu”larla bir yere varamayacağının, kurumları kendi fikrindeki insanlarla doldurup ideolojini yerleştirsen de aklına estiği gibi davranamayacağının en net ifadesi olmuştur.
Gelinen noktada, çok ciddi, çok büyük bir kazanımdır bunlar. Ancak somut ve kalıcı kazanımlar için artık daha ötesi gerekmektedir. Gezi Parkı ve tüm yurtta dayanışma içinde mücadele edenler, birlikte yaşayıp, birlikte karar alıp, birlikte hayata geçirenler, artık yorgunluk, yılgınlık, baskı ve hukuk dışı uygulamalarla yok olmamak için, eksilmemek, çoğalmak için, iktidarla olan çıkar ilişkileri nedeniyle gerçekleri çarpıtan ve yok sayanların manipülasyonları karşısında yekvücut durabilmek için, bu birlikteliği ve deneyimlerini bir örgütlülüğe dönüştürmek zorundadır. Yaratılan ortak duyarlılığın, ortak akla dönüşmesi için olmazsa olmaz bir durumdur bu geniş katılımlı çok bileşenli örgütlülük.
Zira ayağa kalkanlar, boyun eğmeyeceğini dile getirenler çok iyi bilmektedirler ki, “birlikte ayaktayız, bölünürsek dağılırız”*. Ya da “örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez”**. Ya da dilimizdeki karşılığıyla: “Anca Beraber Kanca Beraber!”
* “together we stand divided we fall : Pink Floyd
** “el pueblo unido jamas sera vencido : İnti İllimani