Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Renan Bilek

1 Mayıs

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54

Renan Bilek'in “1 Mayıs” başlıklı yazısı 25 Nisan 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

1 Mayıs yaklaşırken, yine klasik olarak “ne yapılmalı” üzerine fikirler dökülmeye başladı. İlk bombayı, valiliği zamanında İstanbul semalarına adını gaz bombası harflerle yazdıran yeni İçişleri Bakanı Muammer Güler patlattı, “Taksim yasak” diye. Akabinde ilk başvuru Türk-İş’ten geldi: “Taksim’deyiz!”

Devlet erkanı seviyor bu didişmeyi. İnatlaşmaktan çekinmeyeceğimizi çok iyi biliyor. Bildiği için de sürekli bir yokuşa sürme halini gündeme getiriyor ilk başta.

Taksim’in, “yayalaştırma projesi” nedeniyle ne halde olduğu ortada. Yığınsal bir birikimi sağlıklı bir şekilde kaldıracak durumu yok. Aslında acı olan, itirazlara rağmen, kimseyi dinlemeyip bildiğini okuyan iktidara karşı, 1 Mayıs yaklaştığında aklımıza gelip de, bizim olduğunu söylediğimiz alana sahip çıkmak konusunda bile, yeterli direnişi gösterememiş olmamızdır ki, ayrıca bir tartışma konusudur bence.

Ama Güler’in “yasak” demesinin fiziki sebeplere dayanmadığı aşikar. Zira didişme azmimizin farkında olan iktidarın, bu zıtlaşmadan beslendiğini ifade etmek gerekiyor. Bu sayede ilgiler, içerikten kopup, sadece “alan” üzerinde yoğunlaşıyor. “Taksim’e girecek miyiz, giremeyecek miyiz” üzerinden yapılan tartışmalar sona erdiğinde, geriye sadece, “girdik işte... gireriz biz!” gibilerinden kimi tribün nidalarından başka bir şey kalmıyor.

Geçen sene büyük bir kalabalıkla ve “bakın izin verilince hiç sorun çıkmıyormuş” cümlesine halel gelmemesi üzerine kurulu abartılı bir çekinceye dayalı birlikteliklerle girilip düzenlenen 1 Mayıs etkinliğinin sonucu nedir? Ne oldu geçen sene? Alana sığmakta zorlanan, büyük bir coşkuyla, Taksim 1 Mayıs Alanı’nı 2-3 kere doldurup boşaltan o muhteşem kalabalığın içindeki insanlardan kaçı, 2012 1 Mayıs’ında sahneden söylenenleri anımsıyor? Neler söylendi, ne oldu? O günün yorgunluğuyla eve dönen emekçi, aydın, öğrenci dostlar, ülkenin, bölgenin, dünyanın sorunlarına dair ertesi güne hangi enerjiyi taşıdı? Ya da hangi umudu ve mücadele azmini attılar heybelerine devrisi günler için?

Evet, alana girdik... Bir gezi, bir promönad gibi yerlerimizi aldık... Sözler, şarkılar, türküler, marşlar dile geldi. Eeee? Neredeyiz? Ne oluyor? Kim neyi hatırlıyor? Anmayı, kutlamayı Taksim’de yaptık da ne oldu? Geçen bir yıllık süre zarfında nasıl bir mücadele ağı örmeyi başardı emekçiler, devrimciler, sosyalistler? 1 Mayıs 2012 sahnesinde söylenen sözleri bile anımsamayan binlerin elinde, “1 Mayıs’ta Taksim’deydik” cümlesinden başka ne bırakmıştır “alana girmiş” olmak? İçi boşal(tıl)mış bir “Birlik ve Dayanışma” günü mantığının, emekçi kitlelere, bizlere, ne gibi bir katkısı vardır?

O alanı dolduran binlerce emekçi, çektikleri sıkıntıların nedeninin kapitalizm, emperyalizm olduğu noktasında hemfikir birer anti-emperyalist, antikapitalist kimlikler midir? Bunun baş aktörü olan ABD, AB ve NATO gibi emperyalist kurumlara karşı olan bireyler midir? Bu emperyalist yapımcıların koltuk değneği ve işbirlikçisi olarak, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmeye çalışan uygulayıcı yapımcı konumdaki AKP iktidarına karşı birlik mi olmuşlardır? Bilimi, sanatı yok etmeye çalışan, ülkeyi cemaatler topluluğu, hayatı dine endeksli hale getirmeye çalışan gericiliğe karşı, yekvücut hale gelebilmenin enerjisini ve umudunu mu çoğaltmışlardır? Bölgedeki her barışın da her savaşın da ABD çıkarlarının bir planı olduğunun farkındalığıyla, hayatı daha dikkatli okur hale mi gelmişlerdir? Ne olmuştur?

Yıllarca devlet/iktidar “giremezsiniz” dedikçe, “gireriz” dedik ve girdik Taksim 1 Mayıs alanına. Evet, girmesine girdik de, “biz buraya gireriz arkadaş” derdiyle o kadar uğraşmaktan olsa gerek, “e buyurun girin o zaman, nasılsa giriyorsunuz bari biz izin vermiş olalım” dediklerinde de bu sefer, ne yapacağımızı unutmuş olduk. Geçen yılın, özgür girilmiş Taksim’inde yapılan anmadan sonra, bari artık üzerinden bir yıl geçince, şapkamızı önümüze alıp düşünmek zorundayız. “Ülkede, bölgede ve dünyada bu kadar sorun varken, sanki her şey iyi gidiyormuş da bir kazanımın bayramını kutluyormuşuzcasına, içi boş, heyecansız ve enerjisiz bir Emek günü ne derece doğru, ne denli akıllıcadır” diye.

Şüphesiz Taksim 1 Mayıs alanı, tüm devrimci güçler için çok değerli, çok önemlidir.

’77 1 Mayıs’ının acılı anısı nedeniyle içimizde ciddi bir yaradır Taksim. Ancak bu coğrafyanın devrimcileri, acıları biriktirmeyi başardıkları kadar, umudu da biriktirmeyi başarmak zorundadır. Ve içimizde yaşaması gereken anı, bir alanın fetişleşmesi değil, orada toplanan ve faşist bir oyun sonunda can veren her bir insanın yüreğindeki o “güzel yarın” umudu ve inancı olmalıdır.

Devrimcilerin birliktelikleri ilkelere dayanmak durumundadır. Sırf birlik olunsun diye, çok görünelim diye, “tüm çalışanların bayramı” palavrasıyla geçirilecek her 1 Mayıs, boşa harcanan bir zaman olacaktır.

Bu bağlamda TKP’nin çağrısı tarihi bir önem taşımaktadır. Bu 1 Mayıs, Kadıköy’de, sermayeye, uluslararası tekellere, emperyalistlere ve işbirlikçilerine, gericiliğe, yobazlığa, bilim ve sanat düşmanlığına, milliyetçiliğe, savaş kışkırtıcılığına, Yeni Osmanlıcılığa, adaletsizliğe, yoksulluğa, köleleştirmeye, padişah bozuntularına, faşistlere, zorbalara, zalimlere, sansürcülere, kadın düşmanlarına karşı olanlarla birlikte oluşturulacak ortak platformun sahnesinde buluşmak üzere.

Renan Bilek 'ın Son Yazıları