Sol'muş: Emperyalizmin demokrat militanları

10/02/2020 Pazartesi
Sol'muş: Emperyalizmin demokrat militanları

AKP Türkiyesi'nden söz etmiyoruz. İslamcı Ankara'nın söylediği hiçbir şeye inanılmaz, o bataklıktan temiz ve doğru hiçbir şey çıkmaz. “Hakikat mezhabası” bir rejim bu sonuçta. İşi, “doğrulanmış gerçeklik” diye de tanımlayabileceğimiz hakikati imha etmek. Bu kasap sürüsü, bu görevin üstesinden, sağ üniformalarla gelemeyeceğini iyi biliyordu, solu kullanmak zorundaydı.

Bunu birçok dilde sadece biz, en çok da bu sitede, yineliyoruz.

Orada öyle yani. Asıl sorun bizim yakada. Bizdenmiş gibi görünenlerde, hatta kendilerini solcu sananlarda/satanlarda. Sol düşmanlarından çok daha ağır darbeler indirirler bunlar, eğer gerekli entelektüel ve plebyen önlemler alınmazsa. Kendilerini solda göstermeyi başaran oy imamları: Her krizde ve seçimde muhalefetçilik oynayıp, sol duyarlılıktan oy desteği talep eden, devrimci bir sol aşkınlığı, sosyalizm alternatifini bu yolla likide etmeyi başaranlar. Kriz derinleştikçe, bu cemaatler ve kadroları, sanıldığından çok daha yaygın, etkili ve içimizde olmak zorundadır.

Eleştiri adı altında göğsünüze yaslarsanız, o göğsünüzü delip geçerler. 1989'daki büyük kapitalist restorasyonu, tescilli sol düşmanları veya faşistler değil, solcular gerçekleştirdi. 1923'ü şeriatçılar değil, güçleri yoktu çünkü, bu solcu liberaller, hatta laikler tasfiye etti. Yugoslavya'yı paramparça edenler arasında Jürgen Habermas da var. Demokratların şahıdır hazret! Bizdeki uşaklarına bir bakın...

Bunlar ne?

Sürekli bir “cerr” faaliyeti karşısındayız. Kapitalizm krize girdikçe, ki zaten pek çıktığı yok, ortalığa paldır küldür yukarıda sözünü ettiğimiz cemaatlerden “laik ve demokrat cerr imamları” serpiştiriliyor. İmamın demokrat oğulları bunlar. Her renkten “imamoğlu cemaatleri” sahnede. “Cerr-i menfaat” (fayda, çıkar sağlama) işi, böyle. Halka yolunacak kaz gözüyle bakanların, hatta onun ötesinde, bizzat yolanların, sadece dinciler ve milliyetçiler mi olduğu sanılıyor? Cerre çıkıyorlar ve verdikleri bütün “hizmetleri”, antiemperyalizm, antikapitalizm, özgürlük, demokratik laiklik vs. türü sloganlara bulayıp masaya sürüyorlar. Ağızlarından laf hiç eksik olmuyor. Baktığınızda, duyduğunuzda, solculuk adına mangalda kül bırakmıyorlar. Soldaki sağcıların, içimize sızmış sağ cemaatlerin militanları bir şeyi iyi biliyor: Türkiye kapitalizminin ve dünyadaki emperyalist merkezlerin er ya da geç, şu iktidardaki İslamcı kadroları tasfiye edeceğini anladılar, kitle tabanı için solu kemirmeleri gerekiyor.

Araya sınır çekmek zorundayız. Çekiyoruz zaten...

CERRE ÇIKMIŞ DEMOKRAT İMAMLAR ZAMANI

Peki, neden bunların solcu değil, solu kesip biçecek, parçalayıp yutacak kasaplar olduğunu göstermek ve kanıtlamak zorundayız? Bunlar yeni dinciler. Solu kemiren bir tanımsız demokrasi diniyle, halkın sırtından bu düzenin krizlerini düzleyebileceklerini biliyorlar. Bu mülkiyet düzenini sürdürmek için her şeyi yaparlar.

Çünkü, yaşanan acılardan kapitalizmin sorumlu tutulmaması için solun içine sis bombaları atmazlarsa, soldaki sınıf ısrarını dağıtmak için ellerinden geleni yapmazlarsa, bunlara gerek kalmaz. Hep birlikte çaba gösteriyorlar. Klasik İslamcılar, gizli İslamcılar, devrimcilik “fake”i atanlar, demokratlığı hele kimseye bırakmayanlar, her türden milliyetçiler... Tek dertleri var: Türkiye kapitalizmini ve Avrupa kapitalizmini kurtarmak. Sosyalizm dışında her şeyin denenebileceğini, fakat sadece sosyalizmin mümkün olmadığını kafalara yerleştirmek...

Çok başarısız olduklarını kim söyleyebilir?

Eski ortaçağla yeni ortaçağ arasındaki fark gibi: Eski ortaçağ bilginin gizlenmesine dayalıydı. İnsanın kurutulması gerekiyordu. Yeni ortaçağ bilginin okyanus gibi, hiçbir filtreden geçirilmeksizin yığınların ve aydın adaylarının beyinlerine, halkın aklına boca edilmesi üzerinde yükseliyor. İnsanın boğulması gerekiyor. Eski sağ, devrim ve sosyalizm sözcüklerini yasaklıyordu, yeni sağ (daha doğrusu “yeni sol”) bu sözcükleri enflasyonist bir hızla ve içini sınıfsallıktan boşaltarak parti kongrelerinde, medyada, sosyal medyada, şurada burada bol bol kullanmak zorunda olduğunu biliyor. Sınıf ısrarın mantıki sonucu sosyalist iktidar ve merkezi plandır çünkü.

Müfrit laikleriz. Müfrit cumhuriyetçileriz. Niye utanalım? Bu kriz insan soyunu kurutabilecek bir krizdir. İnsanı kurtarmanın tek yolunun sosyalizm olduğunu neden unutalım, unutturalım?

İnsanın iç bulanıyor: Ahlaksız ve her türden demokrat veya sosyal demokrat kongrelerde, televizyonlarda, sosyal medya hesaplarında mangalda kül bırakmıyorlar. Misal: Mahir'siz, Deniz'siz sahneye, kürsüye, medyaya çıkmaz oldular. Utanmıyorlar. (Nedense Behice Boran'ı pek anmıyorlar. Maalesef “Tövbekar Parti” imzasıyla devrimci ölememiş, ama Türkiye için büyük bir zenginlik kaynağı olan bu geçmişi devrimci büyük savaşçıyı unutturmayı başardılar.)

Devrimci Türkiye solunun kustuğu bütün isimler, sermayenin gözümüze soktuğu muhalefetin ön saflarındadır. En çok da CHP ve HDP'de solculuk “hizmeti” veriyorlar. Görmeyelim mi? Yönetim kadrolarından söz ediyoruz, emekçi halkın desteğinden değil.

DEVRİMCİ FİLTRESİZLİK: SINIFSIZLIK

Kapitalizmin bu sol militanları, devrimci müktesebatımızın ırzına geçmeyi, kendilerini hiç olmadıkları şeylermiş gibi lanse etmeyi, halkı böyle iğdiş etmeyi başardılar.

Filtre düşmanları el ele, her türlü

Filtrenin, tarihselliği içinde işçi sınıfı partisi anlamına geldiğini içgüdüleriyle biliyorlar. Hepsi el ele: Tüm demokratlar, dinciler ve milliyetçiler, her türden özgürlükçüler, kimlikçiler, kültürcüler, cinsiyetçiler, çevreciler, acımasız parti düşmanlarıdır. Bunların ortak düşmanı sınıf kavramı ve sosyalizm seçeneğidir. Sınıfsallıktan nefretleri sonsuz gerçekten. Bu nefretlerinin gereğini sınıf kavramını kullanarak da yerine getirmekten çekinmiyorlar. Ama her partinin düşmanı değillerdir. Aslında demokratlığı kimselere bırakmadıkları için bütün partilerin dostudurlar. Sadece “Bu düzeni yıkmak ve bu krizden sosyalizmle çıkmak mümkün, ona göre ve hızla örgütlenelim” çağrısında ısrarlı bir KP'nin, bu ülkede de TKP'nin düşmanlarıdırlar. Bu düşmanlığın ancak sol içinden yapılırsa sonuç alabileceğini biliyorlar.

Düşmanlarımızı doğru yerde arıyoruz. Buluyoruz.

Kriz derinleşiyor, biz kriz mriz düzeltmiyoruz kardeşim, beter olsunlar, emekçi halkımıza tek bir çıkış yolu gösteriyoruz. Bizim başka işimiz yok. Sağ zaten biliyor, solun içine sızmış kıt zekâlı militanlar da bilse iyi olur. Aramızdan inancı yetmeyenleri kopardıklarına pek sevinmesinler. Olur öyle kayıplar. Bu “gidenler” ne ki? Naziler Sovyetlere girdiğinde, 1941 yazında, 5,7 milyon Kızıl Ordu askerinin, silah ve üniformalarıyla teslim olduklarını, Nazi sürülerinin Ukrayna'da, Beyaz Rusya'da, Tatarların da dahil olduğu törenlerle ekmek ve tuzla karşılandıklarını biliyoruz. Alan Bullock da yazmıştı, sonrasına şaşırarak.

Muharebe kaybedince ağlayanlardan değiliz.

2007-2008 krizinden beri AB'nin kaymağını katmerli biçimde yiyen, biriken sermayeyi nereye koyacağını bilemeyen Almanya'da, faşistoid, yer yer de faşist bir parti, Nazi sempatizanlarıyla birlikte, eyaletlerde, özellikle “Sol Parti” denilen sosyal demokrat ahmakları kullanarak, yepyeni konstelasyonlar yaratıyorlar. İktidar oyunu oynuyorlar. Metropoller bile karışmış durumda.

Bu kriz derinleşiyor, derinleştikçe, bir yanıyla da bize çalışıyor. Bu kriz, Türkiye'de taş üstünde taş bırakmayacak ve maalesef bu felaketin tek çaresi var: Sosyalizm.

Çok mu ütopik geldi?