Sol siyaset ve hokkabazlık

05/08/2019 Pazartesi
Sol siyaset ve hokkabazlık

Kolay solcularadır sözümüz, açık olsun: Üzerinize sol bir şal atınca, her şeyi yapma, her kire bulaşma, her kucağa oturma hakkını mı kazanıyorsunuz? Öyle mi kazandınız?

Kendiniz burada pek bir şey beceremediniz, yani radikallik ve muhaliflik ayaklarıyla en fazla AKP'nin önünü açtınız, Syriza tipi bir rezaleti tek başına iktidara oturtamadınız, onun yerine Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı için yolları düzlediniz “Yetmez ama evet”ten başlayarak. Böylece bir rezalete ortak oldunuz. Şimdilerde sesiniz pek çıkmıyor. Belki de sessiz sedasız Ekremeddin'den bir Çipras çıkartmaya çalışıyorsunuzdur...

Sol siyaset, hokkabazlık mı demek? Her kire atlamak mı demek? Siyasette hijyen aramanın, sosyalizm yolu için titizlenmenin adı, “elini kirletmeden laboratuvar koşullarında siyaset aramak” mı?

En geniş cephe siyaseti böyle bir şey; aslında haklılar, böyle görmüşler böyle de gidecekler: Bunlar için siyaset, devrimci ve sosyalist siyaset, komünizm tafraları atmayı ihmal etmeyerek ellerindeki o lime lime olmuş şapkadan habire tavşan çıkarıp vatandaşın gazını almak demek: “Hele şu despot bi gitsin de... ”

O zaman, daha açık söylemiş olalım: “Sosyalizm hemen şimdi!” diyen bir komünist siyaset dışında yol ve tanım yok. Başka yerlerde de öyle...

Komşuda, misal: Syriza ve döküntülerinde gördük,ama bunları başından itibaren reddeden  Yunanistan Komünist Partisi'nde de gördük. Bu rezaleti sol şarlatanların militanlıklarıyla yüz yüze bırakıp kendi ayakları üzerinde “Bu ülkede sosyalizm mümkün, bu krizden sosyalizmle çıkmak mümkün” diyerek yükselen tek ciddi partiydi YKP. Hâlâ da öyle. Şimdi ona geçmişte burun kıvıranlar, Çipras'ın kucağına oturma çağrısı yapanlar, bu kadar sert olmamasını önerenler, “Bunlar hokkabaz değil” itirafında bulunuyor.  Böylece diğerlerinin hokkabazlığı teyit edilmiş oluyor.

SOL SİYASET NEDEN MADRABAZLIK OKULU DEĞİLDİR?

Komşuda solculuk adına iğrenç bir hokkabazlığın (“halk ve sol satıcılığının”) hüküm sürdüğünü, sosyal demokrasinin bölünüp bölünüp birleştiğini ve kapitalist Yunanistan'ın iki büyük devlet partisinden birini oluşturduğunu gördük. Biri gidiyor, ismini değiştiren diğeri geliyor (Papandreu, Çipras, Varufakis)... Yunanistan'da sosyal demokrasinin gerilemediğini, sadece kılık değiştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Georg Fülberth bu rezaleti hokkabazlık, madrabazlık, maskaralık olarak gördüğünü terbiyeli bir dille itiraf ederken haklı. Ama bu kadar terbiyeli bir dille ve hokkabazlığa karşı cephe açmadan da devrimci bir siyaset üretmek zor. Biraz bizim yakaya, yani “Hemen, şimdi, acil sosyalizm!” diye bağıran, dünyaya kafa tutan Türklere ve Kürtlere bakmalılar. Bakarlar mı? Bilemeyiz.

Ama bir mesele ortada: Emperyalist senaryoları hakkıyla uygulamayacakları anlaşılan Miçotakis ile Papandreu takımlarını 2015'te ekarte edip, halkın gazını alarak krizi sermayenin talepleri doğrultusunda yönlendiren partiyi (“Syriza”) her yerde ve Türkiye'de -bir istisnayla- övmeyen kaldı mı? Bu “radikalizmin” aşağılık bir halk satıcılığı olduğunu söyledi ve bağlarını kesti diye, YKP'ye sekterlikten burnu büyüklüğe kadar değişen her türlü küfür ve aşağılamanın layık görüldüğünü unuttuk mu?

Bizde durum farklı mıydı?

Orhan Gökdemir'in isim babası olduğu "Ekremeddin”in nasıl bir projeyi temsil ettiğini, burada göremeyenler, komşudaki Papandreu-Çipras-Varufakis şarlatanlarına bakarak görebilirdi oysa. Yine görebilirler.

Bir gün sosyalist iktidarlar altında birleştireceğimiz iki ülkeye, Yunanistan ve Türkiye'ye bakarak, yinelemiş olalım: Bu iki ülkedeki genç komünistler, iki şeyi ısrarla yineliyorlar: Bir, kriz çok büyük ve kimse buradan kolay bir çıkış aramasın, yok çünkü; iki, bu krizin bitişi sadece sosyalizmle mümkün, bunu da sosyalizmi ya da sosyalist hükümeti acil görev sayan bir parti ve müttefikleri yapabilir. Bu bataklığın içinde yuvarlanmayı, bir köşe, itibar veya milletvekilliği vs. kapmayı siyaset saymayan solculardan söz ediyoruz.

Ekremeddin İmamoğlu'na kızacak halimiz yok, adam sağcılığını gizlemiyor ki, zenginliğini de öyle, kabullenemeyeceğimiz şey, böyle bir ANAP-AKP döküntüsüne sol umutlar bağlama ahlaksızlığıdır. Yoksul halkı kurtaracağı yalanını yaymaktır. Adam, Koç Grubu yönetim kurulu üyesi gibi çalışıyor yahu... Solculuk adına bu adama bulaşmayın. Ayıptır.

'SAĞIRA SESİNİ, KÖRE YÜZÜNÜ SÜSLEME!'

80'inde de yazarak düşünen komünist profesör Georg Fülberth, rezaletin yavaş yavaş farkına varanlardan. Komünist partiye hep sahip çıkmış, ama gerekli sertliği göstermemiş bu ilginç düşünür, ki Türkçemizde de var kitapları, bir süre önce “YKP'nin belki dediğim dedikçi, inatçı, kafayı yemiş vs. olduğunun söylenebileceğini”, ama parlamentoya yeniden 15 milletvekiliyle girmeyi başaran o partinin “hokkabaz olmadığını” yazma ihtiyacı duydu.

Hokkabazlar hiç üzerine alınmadı. Onların bileceği şey...

Bize bakalım: Genç komünistler, Türkiye'de bazen itilip kakılabiliyorlar, ama onların uzak durduğu, reddettiği her şeyin nasıl bir kir batağı ve sermaye oyuncağı olduğu çok çabuk ortaya çıkıyor; şarlatanları soldan da atıyor, belki yalnız kalmakla suçlanabiliyor, ama bu kadar maskaranın, hokkabazın, şarlatanın içinde demokrasi denilen emperyal uyuşturucuya kafa tutarak “aklını demokrasiyle değil sosyalizmle bozmuş” (Mesut Odman), sosyalist iktidardan başka bir inat taşımayan insanlarla yürüyor.

Büyük yıkım durdurulamaz olduğunda, TKP'nin anlamı en geniş kitleler nezdinde belirginleşecek. Bu kadar satıcının, kandırılmaya teşne hokkabazın arasında, ilkelerine ısrarla sahip çıkan genç insanların yaşaması, onların kavgası, yegâne umut kapısıdır.

Hokkabazlığa reddiye çıkaranların, birlikte sosyalizm düşünmekten ve gerçekleştirmekten başka çareleri yok. Başka çaremiz yok.