“Savaşın köpekleri” ve iktidar korkusu

06/01/2020 Pazartesi
“Savaşın köpekleri” ve iktidar korkusu

Suskunluğun şiirini de yazmış bir Heinrich Heine'yi gelin de hatırlamayın. Geliriz.

Önce soralım: Kasım Süleymani ile, acaba, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun veliahtı Arşidük Franz Ferdinand mı öldürülmüş oldu? Tarih tekerrür etmez, doğrudur, ama olaylar arasında benzerlikler bulmak da mı yasak?

Sahne, şu: Dünyanın 1914 öncesini andırdığını, yani her an patlamaya hazır bir barut fıçısına döndüğünü söyleyenlere, başta da Kemal Okuyan'a hak verdirecek gelişmeler yaşanıyor art arda. Demokrasi hayalleriyle insanlığın en büyük şansını, sosyalizmi, kapitalizme satanların inanmak istemediği bir gerçek bu. Görüyoruz: Dizginleri elinden kaçıran ve tarihin kaydettiği en büyük zenginliğin üzerinde oturan “emperyalist egemenler”, sistemik bir kaos ekerken şaşkın şaşkın da bekleşiyor. Her gün yeni örneklerini yaşıyoruz. Kendi kuyularını kazıyorlar. O kuyulara milyonlarca emekçiyi gömüp feraha çıkacaklarına inananlar da var. Çok da haksız değiller bu beklentilerinde.

Neden mi?

Tekrar soralım: Egemenlerin ya da “yukarıdakilerin” artık yönetemediği bir dünyada toplumsal piramidin alt katlarındaki çalışan sınıflar/halklar, hatta ülkeler, mevcut sisteme yönetime talip oluyor mu? “Yukarıdakilerin” yönetme, hükümet etme işinin altından kalkamadığı, ama yönetme arzusunu da koruduğu bir dünyadayız. Bu, bu haliyle bile kan banyosu demek. Çünkü “aşağıdakiler” eskisi gibi yönetilmek istemiyor artık, tamam, ama aynı aşağıdakiler yönetme işine de talip olmuyor. İktidar istemiyorlar. Ayaklar baş olmak istemiyor henüz, ama insanlık silinip gidecek eğer ayaklar baş olmazsa. Ortalık fena karışıyor.

Buradan, acaba daha önce eşine rastlanmamış bir çatışma ortamı çıkmaz mı?

AMERİKAN DERİN DEVLETİ Mİ?

Birçok çevre için ünlü analistlerden Pepe Escobar, Kasım Süleymani katliamında Amerikan derin devletinin parmağı olduğunu düşünüyor ve artık kana susamış inleyen savaş köpeklerinin (“whimpering dogs of war”) serbest bırakıldığını ilan ediyor. Korkunç 20'ler uyarısıyla... Haksız değil.

İran ile çatışmayı her gün yeni boyutlara taşıyan Trump Washington'ı, bu sürtüşmenin orada kalmayacağını biliyor kuşkusuz. Fakat gücü yeter mi? Berlin'in Paris'le birlikte bekleme moduna geçtiği bir kriz sürecindeyiz. Berlin-Paris hattının bu durumdan mutlu olduğunu kim ileri sürebilir? İran'ın bir yanıt vermesi durumunda, özellikle Avrupa'yı dağıtacak sahneler yaşanabilir. Batı demokrasileri habire otokrat/neofaşist rejim sevdalıları üretip duruyor. Bunlar iktidara da geliyor. Refah şovenizmi, bu yeni tip milliyetçiliğe aşağıdan destek veriyor. Kitle desteği metropollerin yoksullarından neofaşist partilere gidiyor. Metropoller, içeride ve dış piyasalarda çaresizleşti.

Bu kaotik ortamda, metropollerin efendisi, “Herkesi, her lideri, istediğim zaman bu insansız hava araçlarıyla falan, uzaktan kumandayla imha ederim” mesajının altını çizmiş oldu. Savaşsız bir çıkış, hayal, demek ki. Ama bu mesaj, ABD'nin de yegâne avantajı. Emperyalist piramidin tepesinde, İHA'ların da dahil olduğu silah ve postal avantajıyla duruyor.

Dünyanın efendileri, tekeller ve siyasi hizmetkârları, artık krizden çatışmasız çıkmanın mümkün olmadığını gösteriyor: Yukarıdakiler demokrasi dedikleri kaotik dünyayı yönetmekte güçlük çekiyorlar. Güçlük çekmek ne ki, adamlar resmen yönetemez durumdalar. Daha önce de burada dikkat çekmiştik: Banka hesaplarında, depolarda, karşılıksız trilyonlarca dolar/euro kaydi para yatıyor; asıl kitle imha silahları bunlar.

Sorun ne? Sorun, yoksulların veya görece az gelişmişlerin de bir çıkmazda olması değil. Bizim gibi orta gelişmişlikte ve hele Türkiye, İran gibi ciddi büyüklükteki ekonomilerin/ülkelerin de bir krizden diğerine girmesi de değil. Halklar eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Yönetilemiyorlar, yönetilmek istemiyorlar, ama yönetmeye talip de değiller. Ütopyaları ellerinden alınalı çok oldu çünkü. Eee..

Sorun şu: Kapitalizmin krizinden sosyalist iktidar çıkarma iradesi ortada yok. İlk sosyalist iktidarın ardından bir asrı aşkın zaman geçmiş, yönetilen milyonlar, iktidar değişimi için irade gösteremiyorlar. O nedenle bu kaotik sahnede çok kan dökülebilir. Sosyalist iktidar “talebi” bile böyle bir kan banyosunu sınırlayabilir.

İKTİDAR İSTEYEN KP'LER ZAMANI

Bu, burjuvazinin şansı değil. Sosyal demokrasi veya onun çeşitli renklerdeki liberal akrabalarının, böyle bir uşaklığın, devrimci iktidar talebini imkânsızlaştırmış olması falan da değil. Bu, çok kirli ve yıkıcı bir savaş ortamına sürüklenmemiz demek. Muhtemel bir boğazlaşmanın tam ortasında, Türkiye bulunuyor. İran gibi, “şaka olamayacak kadar” büyük bir ülkeden söz ediyoruz.

Bizim gibi ülkelerin ezilen halkları, henüz yönetime talip değil. Bunun için güçlü KP'ler olması, TKP'nin vurguladığı gibi, “parti olan partiler” çağına geçiş yapılması gerekiyor. Emperyalist demokrasiye fit “sol cemaatlerle” bu iş olmaz. Fakat komşudaki YKP, burada TKP, bunun olabileceği yolundaki işaretlerdir. Görmek isteyene tabii..

Yukarıdakilerin elleri kolları bağlı, savaşın köpeklerini salıverdiler, her türlü uluslararası hukuk kuralı, AKP Türkiyesi'nin hukuk kuralsızlığına benzemiyor mu? Trump ile Erdoğan arasında fark mı var? Tekrar: Adamlar yönetemediklerini bağırıyorlar. Aşağıdakilerden, yani bizim gibi ülkelerin halklarından ise yönetim iradesi henüz çıkmıyor.

Savaşın salıverilen köpekleri, benzersiz bir tahribat yaratacaktır, doğru, ama bunlar korkunç boyutlardaki sermaye birikimine (“kaydi para formundaki karşılıksız trilyonlara”) rağmen yönetemez duruma düşen yukarıdakilerin de boğazına sarılacaktır. Savaş, ezilenlerde, büyük ama ister istemez emperyalist yıkım altındaki emekçi halklarda ve burnundaki liberal uşaklık halkasını çıkarıp atabilen aydınlarda, “teknokratsia”yı etkisizleştirebilen “inteligentsia”da, yönetim iştahını tetikleyecektir.

Büyük savaşın bütün kapıları açılıyor madem, emekçi halkların yönetime gelme ve yeniden, daha ileri bir sosyalizm kurma şansı da sahneye çıkacak demektir. Ancak, an itibarıyla, sadece Türkiye'de değil, onun gücüne paralel ülkelerde de halkların suskunluğu sürüyor.

Girerken, Heinrich Heine demiştik, onun bir sözü bu: "Dolu bir toptan daha sessiz hiçbir şey yoktur.”

Savaşın köpekleri bu topu/topları art arda ateşleyebilir. TKP Genel Sekreteri savaş isteyen azgın köpekleri uyarmıştı: “Sonra ağlamayın.” Bu kaostan sosyalizmle çıkılabilir ancak. Oraya gidiyoruz, evet, görünen o.