Sağ siyasette sol arama uşaklığı

03/02/2020 Pazartesi
Sağ siyasette sol arama uşaklığı

Sorarak başlayalım: Sosyalizm iddialı bir solun nasıl likide edileceğini, sıfırlanacağını merak mı ediyorsunuz? Yanıtı basit: Böyle bir solun içine kurt düşürür, onu sağda sol ve solcu aramaya mahkûm ederseniz, kolayca başarıya ulaşırsınız. 1989'da Avrupa'da sosyalist hükümetlerin yıkılması, tam da böyle bir operasyondu. Barış içinde birlikte yaşadılar ve sosyalizm yaşlı kıtadan silindi.

Aslına bakılırsa, sağda sol ve solcu aramak, basit bir antikomünizm değil. Bu eğilim, krizdeki kapitalizmin bir çözümü, başarılı da, ama sadece kapitalizmin ahir zaman kiri. Acı olan, bunun emekçi kitlelere değil, kendisini emekçi sınıfların da üzerinde, bir tür elit gibi gören ve aydın diye yanlış bir etiketle “onurlandırılan” kesimlerin ruhuna sinmiş olmasıdır. Bunların solcu diye sınıflandırıldığını iyi biliyoruz. Öyle olsun: Sol cemaatler, istisnasız hepsi, şu veya bu ölçekte sağ siyasetten sosyalist kadro çekip alabileceğini sanan zavallı adamların toplanma yerleridir.

O zaman, bazı tekrarlar yapalım: Devrimcilik veya sosyalistlik ya da komünistlik, hepsi aynı anlamda olmak üzere, “steril ortamda siyaset yapmayacağım” diye her pisliğin içine atlamak, sağın içinde ve önünde taklalar atmak, her kire bulaşmak demek değildir. Tam tersine, krizin artık geri dönülmez noktaya geldiği yerde, bu kirle ve onun “sol” kurumlarıyla araya herkesin görebileceği bir mesafe koymaktır. Devrimcilik, sistemin dışında, bağımsız ve kendi örgütlenmesiyle bir devlet kurabileceğini ilan etmektir.

İlk sosyalist devletin kuruluşundan bu yana 103 yıl geçti. Hâlâ tarih öncesi ezberleri mi tekrarlayacağız? Hele hele sosyalizmin uzun vadede sonunu hazırlayan “sosyalizmsiz cephecilik siyasetlerini”?

ASIL DERDİMİZ

Açık olsun: İslamcısından yeşiline, mal liberalinden radikal sosyal demokratına, Türk veya Kürt milliyetçisinden sosyalizm düşmanı cinsiyetçilere, sol liberallere, bütün bu sağdaki arayışlardan, karmaşadan veya sürtüşmelerden yararlanarak sol siyaset yapmak, herhalde steril ortam dışında somut ve kirli gerçeklikte siyaset yapmak  demek değildir.

Sağda solcu ve sol eğilimler aramak, o noktaya odaklanmak, bunu da “Biz devrimciyiz, her kire bulaşırız, teflon tavayız sonuçta, üzerimizde hiçbiri kalmaz” diye satmaya kalkmak, kapitalizm uşaklığını/militanlığını kibarca itiraf etmektir. Sınıf mücadelesine kendi ilkeleri ve bağımsız örgütlenmesiyle, tüm kurumlara meydan okuyan bir entelektüel şiddetle kafa tutmak, temel siyasettir.

Bunu sadece Türkiye siyasetinde veya Türkiye solunda görmüyoruz. Yani sadece bizde kök salmış ve yükselen bir kolaycılık değil bu. Komünist partilerin yerle bir olduğu son 30 yılda, hatta ondan önce başlayan bir eğilimden ve Avrupa'dan söz ediyoruz. Belki Avrupa'da böyle olduğu için, bizdeki tüm sol cemaatlerde durum böyledir.

Türkiye siyasetinde makbul solculuk oynayanların, yani her yana solculuk dersi verip kirlenmekten asla korkmayanların, titizlik ve ilkelerden söz edenleri ise “kirlenmekten korkmakla” suçlayanların, sağa özel bir eğilimi, gerek entelektüel arenada gerekse sokakta sırılsıklam sağcı olduklarını söylemek zorundayız. 100'üncü yılında sosyalizm bayrağını yüksek tutmayı en büyük görevi sayan tek bir partiyi hariç tutalım, çünkü cemaat değil: Türkiye'deki tüm sol cemaatlerin, hepsinin, tüm hücreleriyle sağcı olduğunu söylemek zorundayız. Tabii bu hengâmenin dışında olanları görüyoruz: En azından bu satırların yazarı, bu sağcılığın korkunç tahribatı karşısında, mücadele bayrağını taşıyan genç kuşakların öfkesine ve entelektüel şiddetine hayranlığını gizlememeyi bir görev saymaktadır.

Avrupa'da da durum farklı değil, dedik. Bu “demokrasi batağında”, emperyalist demokrasilerde, Türkiye ile bir biçimde bağlantılı veya “iltisaklı” tüm siyasi akımların ana çekim merkezi sağdır. Avrupa'nın sahibi ve “jeoekonomik güç” Almanya'da örneği çok. Bu siyasi kimlik, sadece Hıristiyan demokratlarda, liberallerde, nevzuhur neofaşistlerde falan değil, Yeşiller'de, SPD ve Sol Parti'de, hatta küçük KP'lerde de etkindir. Avrupa'da Türkiye bağlantılı ve Türkçeli tüm siyasi kimliklerin sağcılığı, klasik sağcılar kadar solda kabul edilen akımlar da öyle, insanı dehşete düşürecek boyutlarda gerçekten.

ENTELEKTÜEL ŞİDDET VE UŞAKLIK

Bu nedenle: Biz sağdan, daha doğrusu sağ siyasetin kaportalarından solcu toplamıyoruz. Yok çünkü. Geniş emekçi yığınların sol politikalara, sosyalizme ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.

Sağda aranan solcu, sağdan transfer edilen solcu, dönüştürülemediği için dönüştürür ve devrimci hareketin kalbine giren bir zıpkın olur. Sosyalizmleri yerle bir eder. 1989'daki büyük kapitalist restorasyonun özeti budur.

Mesele sağda solcu aramak, sağdaki solcuları hareket geçirmek, onları gerçekle yüzleştirmek falan değildir; böyle bir hedef olamaz. Hedef, solun, burada sosyalist devrimci perspektifin, sağı bir bütün olarak ve solun içine kadar yerleşmiş tüm sektörleriyle, tamamen parçalamak, bu yerleşikliği devrimci bir dinamizmle dağıtıp lime lime etmek demektir. Entelektüel şiddetin açması gereken bir yoldan söz ediyoruz. Şiddetiniz yetersizse, karşı şiddetin uşaklığına “terfi edersiniz” solculuk diye. Sizden yazar yaparlar, gazeteci, sinemacı, milletvekili yaparlar, belediye başkanı ve hatta cumhurbaşkanı ve başbakan bile yaparlar. Sosyalizmsizlikte, her şey olursunuz.

Lenin, Devlet ve İhtilal'de, burjuva devlet makinesinin neden kırılması gerektiğini anlatırken, aslında bunu söylüyordu: Sağdaki solu, solculuğu falan boş verin, sağı tüm görüntüleriyle kırıp parçalayın, kendi ayaklarınız ve örgütlerinizin üzerinde yeni cepheler kurun. Sağı solun entelektüel şiddetiyle paramparça etmeden, solu maddi bir güç haline getiremeyiz, kitleleştiremeyiz. Ama o sahadayız çoktandır, kendimizi de küçük görmeyelim, aldığımız epey yol var. Teorik ihtilalciler, sadece onlar, çürütülen halkları devrimcileştirebilir.

Sağda solculuk meraklılarının ne hallere düştüğünü, sol cemaatlerin içine serpiştirilmiş sol liberallerle Perinçek türü anakronik Mussolini karikatürleri ve kendilerini kemalist falan sanan “youtube kahramanlarına” bakarak görebilirsiniz. Çoğunluğu, zengin İmamoğlu'nun önünde çoktan secdeye varmış durumda. Bunların hepsi savaş zenginleri gibidir: Kriz zenginleri...

Bizim o taraklarda bezimiz yok. Elbette Türkiye'de de sosyalizmin ve sosyalist iktidar hedefinin belirleyici olacağı bir cepheleşmeye geçilecek. Çünkü mevcut burjuva devlet mekanizması artık iflas etmiştir. Devrimci durumdayız, herkes bunu kendince bağırıyor. Ama biz, yalnızca yeni bir sosyalist cumhuriyetle bu çöküşten feraha çıkabiliriz, diyoruz. Bu yıkımın altından merkezi sosyalist bir planlamayla kalkabiliriz.

Sorun şu: Sağı böyle dışlayınca, emekçi yığınları, devrimci kitle desteğini göz ardı mı etmiş oluyoruz? Değil.

Kriz artık hayatımızın tek parçası. Krizde sağa dönüp orada çare aramak, bunu solculuk adına yapmak, bir takım partilere siftinmek ve oralardan bir şeyler kaparak sol propaganda yapabileceğini sanmak, sosyalizme düşman bir hırsın/nefretin tezahürüdür. Sağdan solculuk çıkmayacağını görmek isteyenler yaşadıklarımıza bakabilirler.

Sosyalizmsiz bir bardak su bile içmeyiz. Cephe, evet: Ama böyle sosyalizmsiz bir bardak su bile içmeyenlerle oturup konuşabilenlerin, yani kendi gölgesi üzerinden atlayabilenlerin katılacağı bir iktidar cephesi...

Sağdan zırnık almayız. Biz halkız. Her halk devrimcileştirilebilir. Biliyoruz. Teorik ihtilalciler yapar bunu. Kendi ayakları üzerinde duramayan, gözü sağ eşikte, her nasılsa sola sızmış kapitalist demokrasi militanları değil...

Devrimci durumdayız.