Kullanışlı ahmaklar, iyi de...

24/11/2014 Pazartesi
Kullanışlı ahmaklar, iyi de...

Aralarında bir fark var mı?

Başka bir yere (“Tayyibistan yuvarlanmış Barzanistan’ını bulmuş!”) geleceğiz, ama önce şuradan girip bir soralım: Bunların birbirinden farkı var mı? Maalesef devrimci solumuzu da ilgilendiriyor bu soru.

Dünden beri galiba BirGün ve Evrensel’in aldıkları ilanları pek dert ettiği anlaşılan bir liberal sol döküntüye cevap yetiştirmekle meşgul bazı devrimciler. Tepki, aklımıza bu farkın sorgulanmasıyla ilgili bazı meseleleri sıkıştırıyor.

Bu liberal kesim, malum, en azından önemli bir bölümü ve temsilci niteliği yüksek olanların da büyük kesimi, “Yahu biz bu AKP ve Tayyip konusunda yanılmışız, demokrat değillermiş” mealinde dertlendiler. Kimileri kendince saf değiştirdi, falan filan.. Ama bu âlemin en düzeysiz isimleri, Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu, Murathan Mungan ve Yıldırım Türker vs., Türkiye devrimci solunun, daha doğrusu Türkiyeci, yani bu ülkeyi sol bir hükümetle yeni yüzyıla taşımak isteyen sosyalist devrimcilerin bu iflah olmaz düşmanları (ve maalesef içimizdeki hayran grupları), uzun süre aynı devrimci sol tarafından bir biçimde korumaya alındı. Kayırıldılar. Israrla hedef alınmadılar.

Ağızlarından ve bilgisayarlarından dökülen her seviyesizlikte bir hikmet bulundu. Ömürlerinde tek bir yeni söz söyleyememiş birer Murat Belge veya “Belge’li Birikim Gericiliği” rantiyesi olmalarına gözler kapandı, kulaklar tıkandı. İstisnaların kaideyi bozmadığı bir eğilimler sürecinden söz ediyoruz.

Sonra?

Sonra, bu liberallerin ille de kendini solda göstermek isteyen bazıları Tayyibistan iyice yerleşince işsiz kaldı ve “AKP’yi eleştiren” bir çizgiye yöneldi. Kendi yerleştirdikleri gerici Türkiye’yi, tabii özellikle de tescilli faşist odakların Kürt halkına ve devrimcilere yönelik cinayetlerini-işkencelerini bahane diye epey bir süre ısıttıktan sonra, beğenmez oldular.

Kendisi tam bir rantiye karikatürü olan Murat Belge’nin türevlerinden biri, Ülker reklamları nedeniyle iki sol gazeteye giydirince, “bizimkiler“ uyandı. Ama bir çıplak gerçeğin de altı çizilmiş oldu. Ahmet Altan, Hasan Cemal, Murat Belge, Yıldırım Türker, Murathan Mungan, Adalet Ağaoğlu vs. nasıl “aldatıldıklarını“ tefrika etmeye kalkarken, sola saldırıyı da ihmal etmediler. Ama sosyalizm düşmanı bu çirkin topluluğun içinde nedense mücadeleci solumuzun kayırdığı bir isim, en son şu Yıldırım Türker, malum Hasan Cemal-Tayyip ilişkisinin, mesela devrimci solumuz ile bu liberal döküntüler arasında da yaşandığını açığa çıkardı. Hasan Cemal veya Adalet Ağaoğlu’nu AKP aldatmıştı, anlaşılan Yıldırım Türker ve onlarca benzeri de solumuzu aldatmıştı...

Ne kadar acı!

Peki neden şimdi?

Çünkü bir dönem kapanalı çok oluyor. Gezi ve sonrasındaki sol yükseliş ve gerileyiş bir dönemin kapandığını ilan etti. Şimdi bu kapanışın art arda kitaplara dönüştüğüne tanık oluyoruz.  

Dönem kapandığı, dolayısıyla Tayyibistan çadır devletinde bu “çok bilmişlere” ihtiyaç kalmadığı için, artık her adımları ve her lakırdılarıyla gerçek yüzlerini açık ediyorlar. Onlardan hâlâ herhangi bir beklentisi var mı gerçek solun bilemeyiz, olmamalı, ama AKP Türkiyesi başlarken bu adamların İslamcı-faşist bir güruh olarak bu ülkenin ve solun belini kıracağını haykıran devrimci solumuzun varlığını inkar etmeyelim. AKP’nin muadili “Yetmez ama evetçi”ler ile MHP-CHP’nin izdüşümü kabul edebileceğimiz bazı “boykotçu” adamların, solumuzu bu kadar rahat aldatabilmesi ve on yıllarca sarsılamayan bir ranta konabilmesi asıl sorudur.

Merdan Yanardağ’ın son kitabıyla bir dönemin kapandığı yedi düvele ilan edildi ve bu, AKP kuşlarının kursaklarındaki çöpleri ve kafataslarındaki boşluğu açığa çıkarmış oldu.

Özellikle sola sızmış tüm renkleriyle “Liberal İhanet” artık tarihtir. Fakat asıl tartışılması gereken, bu liberal ihanetin sola nasıl bu kadar kolay sızabildiği olmalıdır. Yani Hasan Cemal-Adalet Ağaoğlu-Yıldırım Türker gibi bir “muhayyel” çetenin devrimci soldan nasıl nasiplenebildiği asıl sorudur. Biz neyi yanlış yaptık ki, bu adamları pek beğenen bir solcu tipi, devrimci saflara bile sızabildi? Nerede gücümüz yetmedi? Orhan Pamuk, Mungan-Türker, Adalet Ağaoğlu hayranı bir solun sol olmadığının ortaya serilmesi için, bu ülkenin artık ortadan kalkması, cumhuriyetin bitirilmesi, Türk-Kürt çatışmasının yüksek yoğunluklu bir nihai içsavaşla belimizi kırması mı gerekiyordu? O noktada mıyız?

Evet, tam o noktadayız.

Her çeşit Türkçünün desteğiyle Türkiye bitirilmiş Tayyibistan doğmuştur, Kürdistan silinmiş Evrenistan-Tayyibistan’ın aynadaki yansıması bir Barzanistan tarihe yerleşmiştir. Birbirini yansıtan yüzleriyle bu iki yeni etnik-islamcı mafya çadır devletçiğindeki, Tayyibistan ve Barzanistan’daki yani, solun ve liberallerin ittifakı da aynen sürecektir. 

Bir bataklık bu.

Türkiye solu, bu bataklığı, kendi içinde son birkaç yılda ve özellikle de Gezi İsyanı ile birlikte kurutmuş gibiydi. İsmail Saymaz’ı bile çileden çıkardıklarına göre, bu liberal döküntülerin işi zor. Bizim sorumuz geleceğe yönelik: Acaba geçmişin Mungan-Türker’leriyle bugünün ve yarının İsmail Saymaz-Ahmet Şıkları hiç mi birbirlerini andırmıyor, andırmayacak?

Daha açık soralım: Bu liberaller Türk ve Kürt gericiliği için “useful idiots” idiler, tamam, peki ama bu adamların/kadınların solun içindeki hayranları, daha doğrusu onların “kullanışlı ahmakları” kimlerdi ve neden böyle bir rol üzerimize yıkıldı?

Sınıfları aldatamazsınız, siz affedebilirsiniz, ama sermaye -eğer komünist ısrarınız varsa- sizi hiç affetmez. Neyse...

Korkunç bir coğrafyada bambaşka bir tarihsel uçuruma yuvarlanıyoruz.

Tayyibistan-Barzanistan benzerliğine ve bu iki çirkin çadırın aydın karikatürlerinin eşdeğerliliğine devrimci solumuzun tepki göstermeye başlaması iyidir. Kaybettiğimiz -ama bunu henüz kabullenmediğimiz- bir savaşta, kazanabileceğimiz tek tük muharebelerden birinin habercisi sayalım... Öyle bir muharebe ki, o olmadan savaşı galip bitiremiyorsunuz.

soL, bu gazete ve onu geçmişten bugüne taşıyan siyasi irade, sözü geçen liberal sürüye dünyayı dar eden az sayıdaki devrimci direnç kalesinden biridir. Hatta kolektif kalelerin en güçlüsüdür. Hatırlatmış olalım...