Orhan Gökdemir
Sürecin sakil adamları
Yayın Tarihi: 18.07.2025 , 17:56 Güncelleme Tarihi: 19.07.2025 , 00:01
“Sakil”in iki anlamı var; ilki çirkin ve kaba. İkincisi sıkıntı veren. Yeni “yetmez ama evetçiler” için iki anlamı da yerindedir. “Şekil şemailleri” için değil, yazıp çizdikleri için söylüyorum; çirkin ve kabadırlar, sıkıntı vermeye adaydırlar.
İlkinde, 12 Eylül 2010, bir “aydın” hareketi görünümündeydiler. Çoğu durumdan vazife çıkarıyordu, gönüllü kundakçılardır. Şimdi doğrudan görevlendirilmiş bir halleri var. Taner Akçam’dan, Mehmet Tatlı’dan, Ruşen Çakır’dan söz ediyorum. Foncudurlar, yıkılmış cumhuriyetten geri kalanı silmekle memurdurlar.
Fonculuk bir iddia değil, defalarca ortaya saçıldı. Adı geçenin sitesi sadece ABD merkezli Chrest Foundation'dan 6 yıl içerisinde 476 bin dolar destek almıştı. Sordular muhatabına, hayır demedi, o fonların çoğu AKP’ye yandaş kuruluşlara gidiyor dedi. E tamam, foncular iktidarı da muhalefeti de besler. Besleme bir iktidar ve besleme bir muhalefet isterler çünkü. İşin kuralı böyle. Yoksa kim niye birilerine karşılıksız dolar yağdırsın.
Taner Akçam sadece almıyor dağıtıyor da. “Hrant Dink Vakfı Tarih ve Hafıza Araştırma Teşvik Fonu” 2016 Jürisi’nde o da var örneğin. Şimdi güçlerini birleştirdiler, Taner Akçam teorilerini biriktirip yolluyor, Medyascope yayınlıyor. Fonlarda işbirliği şartı hep var.
***
Tabii alınan fon karşılığı yazılıp çizilince hata yapmamak, fon kardeşlerine dost ateşi açmamak gerekiyor. Vaktiyle, şimdi aramızdan göçük, Duvar sitesinde Akçam’la bir söyleşi yapıldı. Tabii konu yine “Ermeni soykırımı”ydı. Akçam, “Gönüllü bir katılım olmasaydı, bu kadar insan öldürülemezdi” başlıklı röportajında, “Kürt ağaları, evlenen Ermenilerin ilk gece hakkına sahiplerdi” demiş bulundu. Bunun üzerine yüzü aşkın Kürt aydını bir kınama bildirisi yayınladı. Dediklerine göre Kürt ağaları sütten çıkmış ak kaşıktı. Tatlıya bağladılar, anlaştılar, kapattılar.
Anlaşırlar, çünkü işin esası soykırım suçunu “Türklerin” üzerine bırakmaktır, oradan devam ediyoruz. Halbuki sahada, uygulayıcıların çoğu Kürt aşiretleridir. Şimdi İttihat ve Terakki’den nefret etmelerinin nedeni de büyük savaştan önce İttihatçıların Ermenilerle anlaşması, özellikle Ermeni Devrimci Federasyonu Taşnak’la yan yana yürümesidir. O kadar ki, Talat 31 Mart gerici ayaklanması sırasında Şeriatçıların şerrinden bir Taşnak üyesinin evinde saklanarak kurtulmuştur. Kürt aşiretleri İttihatçılarla Taşnak’ın anlaştığını ve kendilerinden katliamın hesabını soracaklarından korktu. El koydukları malların hepsinin ellerinden uçup gitmesi tehlikesi vardı. Hâlâ sürüp giden İttihat Terakki düşmanlığının derinlerdeki nedenidir.
***
Görevli soykırım uzmanımız kitap yazdı iki yıl önce, “Yüzyıllık Apartheid” konu ediniliyordu. Kampanya yapmaya çalıştılar. Yazar ile söyleşi yapan bir liberal haber portalı söyleşiye “Apartheid Cumhuriyeti” başlığını uygun görmüştü. Kitap Cumhuriyet’in 100. yılı tartışmalarına bir katkıydı, iddia bu yöndeydi. Anlayacağınız gibi “Apartheid”le suçlanan cumhuriyet, şimdi göçük, Türkiye Cumhuriyeti’ydi.
Haliyle bir tür ölüye sövme ayiniydi bu. Söyleşinin her yanından mevtaya duyulan nefret fışkırıyordu. Yazar, AKP’nin resmi tarihçisi Püsküllü Kadir’in “keşke Yunan galip gelseydi” demesi gibi, “keşke Kurtuluş Savaşı başarılı olmasaydı” diyordu. Şöyle devam ediyordu; “Artık bu yüz yıllık Apartheid ile yüzleşmek ve 'Apartheid’a Son' demek zorundayız.” Nefret, yok etme histerisine dönüşüyordu haliyle. “Yüzleşmek” ve “son vermek” kelimelerinin arkasına yığılan laf kalabalığını kaldırırsak özeti buydu; Cumhuriyet yıkılmalıydı!
Ancak Cumhuriyet zaten yıkılmış, sövecek veya nefret edilecek bir şey kalmamıştı ortalıkta. Ama bu liberal öfkeyi dindirmeye yetmiyordu. Cesedi mezarından çıkarıp tokatlamak istiyordu yazar.
Kurgusu basittir; Sünni-Türkler “Apartheid Cumhuriyeti’nin” ayrıcalıklı beyazlarıydı. Aleviler, Hıristiyan ve Yahudiler ise alt sınıf zencileri. Yalnız, tabii, bu kurmaca zencilerin de bunların nezdinde zenci sayılması için Cumhuriyet’e ve laikliğe düşman olmaları şartı var. Aksi durumda derhal zencilikten Kemalist darbeciliğe terfi ettiriliyorlardı. Şaka değil bu. Püsküllü Taner, 2015’te, Taraf gazetesinde yazarken Yeşiller Partisi için bir MHP raporu hazırlamasını istediler. Derhal işe koyuldu, yazdı, verdi. Raporda Alevilerin ve CHP’nin “darbeci” olduğu iddia ediliyordu.
Övünmek gibi olsun, sakıncası yok, bu kampanyayı soL’daki itirazlarımız engelledi büyük ölçüde. Sorun derin, bunlar sadece Cumhuriyet’e değil, onunla var olan halka, onun vatanına düşmandır. Tekrar edelim öyleyse; Cumhuriyet yıkıldı ama cesedini mezarından çıkarıp tokatlamak istiyor bu çete. Mustafa Kemal’e, laikliğe, Cumhuriyet’e düşmanlıklarının esası halka olan düşmanlıklarıdır.
***
Görevleri soykırım suçunu Türklerin kapısına bırakıp kaçmaktır, oradan devam ediyoruz. Sözleşmesi de varmış bilmiyorduk. Bu tezin sahibi “Türklük Sözleşmesi’nin İmzalanışı (1915-1925)” adlı makalesinde diyor ki, “Türklük, Türk olanların ve Türklüğe asimile olmuşların/edilmişlerin ezici çoğunluğunda görülen belli düşünme, duygulanma, ilgilenme, bilgilenme, görme, duyma ve algılama halleridir.” Bu hal bir kez baş gösterdi mi geri dönüşü yok iddiasına göre. Şöyle devam ediyor: “… ister Marksist ister İslamcı ister liberal ister Kemalist olsun, ortalama bir Türk aydını belli bir meseleye yaklaşırken bunu bir birey olarak evrenselci dünya görüşüyle (enternasyonalist, ümmetçi, kozmopolit veya aydınlanmacı) yaptığını varsayar, bundan şüphe duymaz. Nesnel bir noktadan baktığını düşünür. Türklüğünün düşüncelerini, duygularını ve benliğini ne kadar gölgelediğini, yoksullaştırdığını ve duyarsızlaştırdığını idrak edemez.” E ne yapsak, başımızı nerelere vursak da Türklüğümüzden kurtulsak. Tek yol kalıyor geriye sözleşmeden kaçıp kurtulmak için, birer Taner Akçam’a dönüşmek.
“Türklük sözleşmesi” Türkiye’yi yok etmenin yetmeyeceğini, ayrıca Türklerin kendilerini imha etmesi gerektiğini söylüyor. Halbuki çok açık her şey, bu ülkede kimseye Türk olduğu için madalya verilmez. Bu ülkenin zencisi olmak için belli bir kimlik taşımak da gerekmez. Zenci ilan edilmek için boyun eğmemek, biat etmemek yeter sebeptir. Kimlikle, Türklükle, Kürtlükle ilgili değildir düzen karşısındaki yeriniz. Sınıfınızla ilgilidir. Türk veya Kürt fark etmez, işçiyse zencidir. Patronla emekçinin aynı anda zenci sayılması imkansızdır. Kaldı ki Ermeni meselesinin arkasında da sınıf savaşı, emperyalist oyunlar ve kışkırtmalar var. Kışkırtırlar, kırdırırlar, parçalarlar, sonucunu beklerler halklar kucaklarına düşsün diye. Taner Akçam için söylüyorum, 12 Eylül’de dağa çıkmış, vuruşmuş, can vermiş eski yoldaşlarından utanır insan.
***
Bütün bunları rastlantı sayamayacağımızın delili AKP’nin son Kürt açılımının ardından ortaya çıktı. Yine Medyascope’ta Mehmet Tatlı imzalı bir yazı yayınlandı. Tatlı Mehmet’in yazısının başlığı, “Kürt sorununda Atatürkçü entelektüalizmin iflası ve Kürt’ün hafızasını Kürt’e karşı silahlaştırmak”tı. Şöyle başlıyordu: “12 Temmuz 2025 tarihi, Türkiye tarihinde bir tür ‘apartheid’ rejiminin devletin en yüksek makamı tarafından teşhir ve tasfiye edildiği, hatta özeleştiri verildiği tarihi bir gün olarak ele alınması gerekirken, CHP’ye kanaat önderliği yapmaya soyunmuş bazı kişilerin histerilerine kurban gitti.” Yani tam da “apartheid rejimi” Tayyip Erdoğan tarafından teşhir ve tasfiye edilecekken, CHP’nin kanaat önderleri engel olmuştu. Bu gördüğüm ilk dönüşmüş veya klonlanmış Taner Akçam vakasıdır.
Apartheid rejimi diye teşhis ettiğiniz şeye anca sövebilirsiniz zaten. Ha Tatlı Mehmet ha Taner Akçam sonuçta ne fark eder. Aynı küfürleri aynı cümlelerle tekrarlıyorlar. Murat Belge’yi, Ahmet İnsel’i veya Püsküllü Kadir’i koyun yerlerine hiçbir şey değişmez. Son sürecin sürükleyicileri bunlardır. Aradılar, vitrine koyacak akil adam bulamadılar, bu tür sakil adamlarla kapatıyorlar boşluğu. Her gün birkaç küçük Taner Akçam üretiyorlar. Bunlarla yeni nesil bir "yetmez ama evet" atağı yapmaya çalışıyorlar. Her türlü alçaklığı yapabilecek adamlar bir foncunun ev sahipliğinde ülkeye operasyon çekiyor. Çıkış noktaları “Türklük sözleşmesi” değil itlik sözleşmesidir.
***
Peki bizim derdimiz ne bunlarla? Diyorlar ki siz vaktiyle Sosyalist Devrimi savunuyordunuz, şimdi Milli Demokratik Devrim’in de gerisine düştünüz, burjuva devrimlerini savunuyorsunuz. Savunmak ayrı, sahip çıktığımız tartışmasızdır. Bütün devrimler bizim. Çünkü o burjuva devrimlerini cami avlusuna bırakıp kaçtı burjuvazi. Hepimizi 1923’ün ve 1789’un gerisine fırlattı. Fransız Devrimi de Türk Devrimi de kendi çağlarından daha günceldir haliyle. Şimdi, 1908’i ve 1923’ü hayırla anan Lenin’in, Kurtuluş Savaşı’nı kutsayan Nazım Hikmet’in izindeyiz biz. Hem aklı başında hangi insan evladı Robespierre’e, Danton’a, Babeuf’e, Mustafa Kemal’e yan bakabilir artık. İnsan ve Yurttaş hakları Beyannamesi hükümsüz, laiklik ve cumhuriyet yıkıldı, meclis bildiğiniz düz birer ahır. Anayasasız, ölçüsüz ve kuralsız bir çağın içindeyiz. Haliyle burjuva devrimlerinden geriye ne kaldıysa savunacağız ve eşitlikte yeniden birleşeceğiz.
Bunlar için kimliklere değil tartışmasız bir sınıf doğrultusuna ihtiyacımız var. Onlar ne kadar parçalarsa parçalasın, sınırsız ve ayrımsız tek bir halkız artık. Başladığımız yerdeyiz; anamız amele sınıfıdır, yurdumuz bütün cihandır bizim.