Saray duvarlarının önünde

13/04/2019 Cumartesi
Saray duvarlarının önünde

AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Bitlis'in Ahlat ilçesinde Van Gölü kıyısında inşaatına başlanan yeni köşkün projelerini Oda TV’de Yusuf Yavuz yazdı. Köşk, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad’ın yaptırdığı ünlü “Kubad Abad Sarayı”ndan esinlenmiş. İddia böyle.

Sarayın inşa edileceği Ahlat ilçesinin Belediye Başkanı Mümtaz Çoban AKP’li. Belli ki her AKP’li gibi iş bilir bir politikacı. “Sultan Alparslan’ın varisi” ilan etti inşaattan önce sultanını. Hangi sebeple, nereden veraset ilamı çıkardı diye soracak olursanız, bilemiyoruz. Peygamberin, hatta tanrının varisi olarak tanımlayanlar da var hazreti. Keyfe keder işlerdir.

Köşk projesi 39 dönümlük bir alanı kapsıyor. Ahlat Belediye Başkanı diyor ki, “Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla inşaat faaliyetleri başlamıştır. Allah nasip ederse 25-26 Ağustos tarihine yetiştirmeyi düşünüyoruz. İnşaat firması fevkalade profesyonel, işe de ciddi anlamda, teknik anlamda gayet hazırlıklı olarak girdiler. Şu anda kayıkhane de dahil inşaatın temel kısmına girildi. Bölgemize ve ülkemize hayırlı olsun.” Sorulmadığı için kişiye özel inşaatın ülkemiz ve bölgemiz için ne hayrı var onu da bilemiyoruz. Bildiğimiz 400 “personelin” inşaatı 25-26 Ağustos’a yetiştirmek için harıl harıl çalıştığı. Rableri nasip ederse o gün açılışını gerçekleştirecekler. Sonraki ay gerçekleştirseler ne olur? O olmuyor işte. Reisin Kubad Abad krizi var, tiz yetiştirilecek…

***

Yalnız pek manidar bir hikayesi var esinlendikleri köşkün. Keykubad’ın sarayı Beyşehir gölü kıyısındaydı. Yazılanlara göre Keykubad, cennet bahçesinden ayırt edilemeyen bu bölgenin güzelliği karşısında büyülenmiş, Mimar Sadeddin Köpek’e (hay Allah) burada bir saray yapması emrini vermiş. Üstelik Keykubad, yeni sarayının planını da kendi elleriyle çizmiş. Mümkündür tabii. Saltanat mührü sendeyse mimarlık ne ki?

Gelin görün ki inşaatın tamamlanmasından kısa bir süre sonra zehirlenip saltanatına son verilmiş elemanın. Yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiş. Her nedense yeni elemanın ilk işi, vezirliğe yükselen bizim sarayın mimarı Sadeddin Köpek’i sarayın şaraphanesinde boğazlatmak olmuş. Köpek’in parçalanan cesedi inşa ettiği Kubad Abad Sarayı’nı çevreleyen surlara asılarak halka teşhir edilmiş. Biliriz, halkın oldum olası saraylarla sorunu vardır!

Ama tarihin cilvesi sonucu üzerine Babai İsyanı patlak verince, Gıyaseddin kaçıp gözden ırak Kubad Abad Sarayı’na sığınmış. Orayı da tekinsiz bulunca göl içindeki adaya kapanmış. Korkunun ecele faydası yok, 1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmiş. Anadolu Selçuklu devletinin sonudur. Tuhaf bir hikâye, içinde cinayet var, entrika var, şaraphane var, korku var, ihtişam var, şarlatan mimar, yalaka vezir var. Halk isyanı ve Moğol işgali de var. Sonları benzemesin, sonunda kendileri de sarayları da silinip gitmiş.

Yenisini yapacaklar şimdi başka bir gölün kıyısında. Daha büyüğünü, daha genişini yapacaklar haliyle. Zira Kubad Abad’da Keykubad’ın sarayı denilen bölüm 50×35 m. boyutlarında. Bizim reisin nevzuhur Duşakabinoğulları beyliği bile sığmaz içine…

***

Ama anladığımız Selçuklular mütevazı Kubad Abad’ı etrafındaki cennete zarar vermeden inşa etmişler. Halbuki Gökova’daki Okluk Koyunda inşa edilen yazlık sarayın sadece yolu için 50 bin ağaç kestiler. Koydaki kumsalı beğenmeyip, 750 kilometre öteden kamyonlar dolusu kum taşıdılar. 300 odalı olacak saray 65 hektar alana inşa edilecek. 200 dönüm koruma alanı beton duvarlarla çevrilecek. Daha şimdiden koy beton deniziyle doğadan koparıldı. İnşaat atıklarıyla denizde büyük bir kirlilik oluştu. Maliyeti sır. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, 31 Ekim 2017’de o güne dek 12 milyon lira harcandığını söylemişti. Yalnızca klima maliyeti 3 milyon lira. İnşaat bittiğinde dört ana blok, bir dinlenme evi, personel lojmanları, iki nizamiye yapısı olacak. Blokların en büyüğü 3 bin 347 metrekare. Üç blokta 250’şer metrekarelik (ne demekse?) ‘hobi ve eğlence’ alanları mevcut. Salon, oda, çalışma ofislerinden oluşan ‘yaşama alanı’, 611 ile 763 metrekare arasında değişiyor. Anlamışsınızdır, proje TOKİ eliyle yürütülüyor.

Okluk Koyundaki saray da Ahlat’taki ile hemen aynı zamanda açılışı yapılıp Sultana teslim edilecek.

***

Ankara’da, kimine göre 1,5 milyar TL, kimine göre 1,5 milyar Dolar bir maliyete “Dünyanın en büyük sarayı”nı inşa ettirdi. Mütevazı Çankaya Köşkü’nü terk edip, buraya yerleşti. Beştepe Sarayı’nın 1150 odası, 65 iri salonu mevcut. Koca cumhuriyet bir küçük köşke sığmıştı, yıkıntıları üzerine kurulan Yeni Türkiye saraylara sığmıyor.

Dolmabahçe Sarayı’ndaydı. Haziran İsyanı sonrasında orayı terk edip önce Vahdettin Köşkü’ne, sonra Huber Köşkü’ne taşındı. Çengelköy’deki Vahdettin Köşkü’ne ait 50 bin metrekare orman alanı, devlet konukevine dönüştürülme bahanesiyle talan edildi. Köşk yapılan restorasyonla bambaşka bir görüntüye büründü. Güvenlik gerekçesiyle binanın çevresine 15 metre yükseklikte beton duvar örüldü, yerin 5 kat altına inildi. Tarihi köşkü ziyan etmek için devlet bütçesinden 150 milyon lira harcandı.

Ama bir süre sonra Vahdettin Köşkü’nün güvenli olmadığına karar verildi. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda daha güvenli bulunan Yıldız Sarayı’nda ikamet ediyor şimdi. Çevresi yüksek duvarlarla çevrili Yıldız Sarayı’nın içinde geniş bir bahçe bulunuyor. Bahçenin bir köşesi MİT’in İstanbul ofislerine, bir köşesi askeri tesislere komşu. Girişinde ise Beşiktaş Emniyet Müdürlüğü var. Ne kadar güvenli bilinmez!

Şaka yapmıyorum; Yıldız Sarayı, II. Abdülhamit döneminde Osmanlı’nın yönetim merkeziydi. Yönetim yapıları Büyük Mabeyn, Şale Köşkü, Malta Köşkü, Çadır Köşkü, Yıldız Tiyatro ve Opera Evi, Yıldız Saray Müzesi ve İmparatorluk Porselen Üretim Evi’ni kapsıyor. İçerisinde Yıldız Cami ve Yıldız Sarayı Saat Kulesi de bulunuyor. Eskiden de çok güvenli sanılıyordu. 1909’da patlak veren 31 Mart gerici ayaklanmasının bastırılmasından sonra Abdülhamit alaşağı edilince güvenli sarayı da halk tarafından yağmalandı. Devrimden korunamazsınız!

Listenin dahası var, Beylerbeyi Sarayı ve Savarona Yatı da emrinde. Yat 2013’ün sonlarında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kiralandığı kişiden devralındı. Restorasyonu için 5 milyon Dolar harcandı.

Daha geride Küçüksu Kasrı, Ihlamur Kasrı, Aynalıkavak Kasrı, Maslak Kasrı, Florya Atatürk Köşkü ve Sosyal Tesisleri, Yalova Atatürk Köşkü ve Beykoz Kasrı var. Cumhuriyetin kurulması, ardından saltanatın ve hilafetin kaldırılmasıyla saraylar TBMM’ye bağlanmıştı. Cumhuriyet yıkılınca TBMM’den alıp yeniden saraya bağladılar. Yeni rejim buna rağmen ağır bir saray yetmezliği içinde.

***

Madem Selçukluların mütevazı sarayından yola çıktık, Osmanlıların Topkapı Sarayına değinmeden olmaz. Topkapı Sarayı, Beştepe Sarayı’nın yanında gecekondu mahallesi sayılır. Dolmabahçe de pek mütevazıdır. Bizde “saray” yeşillikler içindeki köşklerden ibarettir. “Saray-ı Amire” var, Emir Sarayı, haliyle padişah sarayı demektir. Şimdiki İstanbul Üniversitesi binasının yerinde yapılmış “Yeni Saray” böyle anılırdı. Devamında “Taht el Kale” Tahtakale uzanırdı. Fatih bir süre burada oturdu, sonra Topkapı Sarayını yaptırdı, “Saray-ı Cedid-i Amire”dir. Topkapı yapılınca Üniversitenin yerindeki Yeni Saray “Saray-ı Atik-i Amire” sayıldı, eski saray oldu. İçeriyi “iç oğlanları” idare ederdi. Fakat bunlar şimdikiler gibi sağdan soldan toplama değildi, Enderun’dan yetişmişlerdi.

Haliyle gördüğümüz ilk saray gerçekte Beştepe’dekidir. Erdoğan “külliye” diyor. Külliye, bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane gibi yapılar bütünüdür. Yenisinin merkezinde cami değil saray var. “Atalarımızın” böyle sarayları yoktur. Bizimkiler düpedüz TOKİ eliyle imal edilmiş taşralı esnaf saraylarıdır. Devasa bir beton yığınından ibarettir, çok odalıdır, yüksek katlıdır. Tuhaf, Selçuklu-Osmanlı karışımı bir mimari icat ettiler. Anadolu’daki bütün valilikleri ve kaymakamlıkları da buna benzer bir biçimde yeniden inşa ediyorlar. TOKİ mimarisidir.

***

Uzatmayalım, cumhuriyetle saraylar arasında ters bir orantı vardır. Cumhuriyet küçüldükçe saraylar büyür. Tersi de doğrudur, cumhuriyet büyüdükçe saraylar küçülür. Saraylarımız büyüyor.

İyi haberimiz ise şu; Halk o yüksek duvarların arkasında olup biteni anlamaya başladığında güvenli saray yoktur!

ÖNCEKİ YAZILARI

Şule’nin örtüsü 31/08/2019 Cumartesi
Baytar Mektebi’nin sırrı 24/08/2019 Cumartesi
Yeğenler için torpilli yazı 03/08/2019 Cumartesi
Hoparlör Ali’nin kutsal aleti 27/07/2019 Cumartesi
Gölgesiz kitapların izinde 20/07/2019 Cumartesi
Tatsızlık çıkarma kulübü 13/07/2019 Cumartesi
Bizim sevgili hastalığımız 06/07/2019 Cumartesi