Öteki Fitne

23/11/2019 Cumartesi
Öteki Fitne

Biz bu tarihin dışında değiliz. Ülkeyi geriye itenlerle dövüştük ve yenildik. 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de kanlı kapışmalar oldu, kayıplarımız büyüktür. Yenildik ama muzafferler ayağa kalkma ihtimalimizden hep ürktü. Bir daha kalkamayalım diye üstümüze ölü toprağı atmayı planladılar. Ölü toprağı dinci gericiliktir ve plana “islamizasyon” diyoruz. Planı yapan ve yürüten 12 Eylül generalleridir.

Silahlarıyla geldiler, dini kamu yaşamına soktular ve Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atıp Anayasa hükmü yaptılar. Sonra din dersini zorunlu kıldılar. Planı güvenceye almak üzere silahlı kuvvetleri -orduyu ve polisi- tarikatlara teslim ettiler. Askerlik ve polislik 12 Eylül karanlığından bu yana bir Nurcu mesleğidir. 

İçindeydik, üzerimize gelen toprak yığınını görüyorduk. Çok erken bir zamanda, 1990’lı yılların başında planı öğrenmiştik. Zamanın etkili dergisi Nokta’da birkaç kez kapak olmuştu. Bunlardan biri “Avrupa’da İslam Genelkurmay’ın emrinde” başlığını taşıyordu. TSK’nın kurmay subayları Avrupa’ya dağılmışlar, Diyanet temsilciliklerinde halkı İslama davet ediyorlardı. Bir gün Alman İstihbarat örgütü BND o toplantılardan birini bastı. Yakaladıklarını MİT saydı, biz içeride öyle haberdar olduk. Diyanet dedikleri aslında “Diyanet İşleri Türk İslam Birlikleri”dir, DİTİB kısaltmasıyla meşhurdur ve halen Avrupa’da örgütlü en büyük “tarikat” tır. DİTİB, generallerin emriyle ve kurmaylarının eliyle meydana getirilmiştir. Meydana getiren Genelkurmay’a bağlı gizli örgüt TİB, Toplumla İlişkiler Başkanlığı’dır.

Bana gelince, dergiye hazırladığım haberlerle yetinmedim, inat ettim, araştırdım, “Öteki İslam” kitabı öyle ortaya çıktı. Alt başlığı “Devletin Din Operasyonu”dur, büyük operasyondur. Kitap yayınlanınca çok rahatsız oldular, davalar açtılar, mahkûm ettiler ama o sırada operasyon tamama erdi. Bugün yürürlükte olan milliyetçi dinci rejim o operasyonun bir sonucudur.

Sonra kitap da operasyon da unutuldu. AKP iktidardaydı, gericiliğin tek müsebbibi o sanılıyordu. Silahlı kuvvetlerde eski rejimin bakiyelerini temizlemeyi hedefleyen “Ergenekon operasyonu”nun en ateşli zamanlarında Yalçın Hoca aradı. “Öteki İslam”ı soruyordu, bulamamıştı. Buldum gönderdim, buluştuk, “Fitne”yi yazıyordu, Öteki İslam kaynakları arasındadır. Bundan kısa bir süre sonra Yalçın Hoca’yı bizim Barışlarla birlikte derdest edip Silivri’ye tıktılar. Zekeriya Öz eliyle “OdaTV operasyonu” başlatılmıştı. Dışında tutuldum, sebebini bir gün yazarım.

***

Biz bu tarihin seyircisi değiliz. Durdurmak için yol arıyorduk ve haliyle hepimizi izleyip dinlediklerini biliyorduk. Bir gün iktidar ortakları arasında kavga çıktı, büyük ortak AKP küçük ortak Cemaati kovalamaya başladı. “VIP dinleme” olayı Hürriyet’e bu nedenle manşet olabildi. Sorumluları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ile Yurt Atayün de vardı. Sağ olsunlar, dinleyicilerimiz “Serdar” kod adıyla “Çok Önemli Kişi”ler arasına beni de eklemişlerdi. Plana direnen, ölü toprağını üzerinden atmaya çalışan herkes düzen açısından çok önemli kişidir. 

Ancak artık generalleri “önemli kişi” sayamıyoruz. Ordularını teslim ettiler ve önemsizleştiler. 

***

Genelkurmay Başkanıydı, silahlıydı. Emrindeki askerleri beşer onar toplayıp götürüyorlardı. Sesini çıkarmadı. Sıranın kendine doğru ilerlediğini görünce basın toplantısı düzenledi. Silahlarının aslında “borudan ibaret” olduğunu açıkladı. Bunu duyan cemaat astlarını ellişer yüzer toparlamaya başladı. Sonra sıra kendisine geldi. Tutup içeri tıktılar. Yatıp çıkanlar arasındadır.

Kitap yazıyor şimdi. “Güç odakları” varmış ülkede, öyle söylüyor. Onlardan birinin başındaydı. NATO’nun ülkedeki uzantısı, ABD’nin doğrudan temsilcisiydi. Bu ilişkiler içinde değişmiş, halkın örgütü iken halka karşı bir örgüte dönüşmüştü. Ondan iyi bilecek halimiz yok.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan söz ediyorum. Cemaatin üç beş savcı-hakim ve birkaç yüz polisle çıktığı operasyonda darmadağın oldu o güç odağı. Yöneticisi her gelene kapıyı açtı, ileri sürülen her iddiaya ikna oldu, cemaat kimi istediyse verdi. Tutuklananları takip etmedi, salınanları geri almadı. Bülent Arınç’ı vesile ederek “Kozmik Oda”larının kapısına dayandılar. Açtırdı. Yatıp çıktıktan sonra sordular “niye açtın” diye. “Bugün olsa yine açardım” dedi. Açar, çünkü NATO’ya, ABD’ye, CIA’ya, cemaate, tarikat karşı geliştirilmiş bir refleksleri yoktur. Bütün motivasyonları antikomünizmle sınırlıdır. Güç odağı falan hepsi hikayedir. Sınıf savaşıdır o. Birbirlerini yerler ama işçi sınıfına karşı her şeyi unutup yek vücut olurlar. 

“Kumpası” anladık, “Ergenekon”u öğrendik. Fakat olup bitenden sonra kimsenin sormaya cesaret edemediği bir korkunç soru ortada sorulmayı bekliyor. “FETÖ” diye bir örgüt varsa eğer, ordusunu tek kurşun atmadan bu terör örgütüne teslim edenlerin hiç sorumluluğu yok mu? 

***

İlker Başbuğ sağda solda kitap promosyonu yapmakla uğraşırken selefi Yaşar Büyükanıt öldü. Başbuğ’a yolu açan Genelkurmay başkanıdır. 

Elbette o da tartışmasız bir Amerikancıydı. Güya laikliği korumak için AKP ve türevleri ile mücadele içindeydi. Bir gece durup dururken AKP’yi hedef alan bir muhtıra yayınladı. Dedikodulara bakılırsa muhtırasından yönettiği ordunun haberi yoktu. Muhtıra da değildi zaten, o gece aklına öyle esmişti. 2007 yılının mayıs ayında muhtıra verdiği kişi ile Dolmabahçe’de gizlice buluştu. Anlaştı. Şantaj falan dediler ama “anlaşma” olması ihtimali daha yüksektir. O görüşmeden sonra emrindeki orduya yönelik büyük bir tasfiye operasyonu başladı. Cemaat “Ergenekon” için icazeti almıştı. İki şey daha oldu o mutabakatın ardından. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı koltuğuna oturdu, AKP rahatladı. Pazarlığın Abdullah Gül üzerinden yürüdüğünü tahmin edebiliriz. Dolmabahçe’de Tayyip Erdoğan’a “sen oturma o otursun” dediler. AKP’ye muhalefetleri bu kadardır.

Dönüp bakın CHP’ye, Abdullah Gül’ü yeniden Cumhurbaşkanı yapmak için çırpınıyorlar. Büyükanıt politikasıdır. 

Dolmabahçe buluşmasından bir küsur yıl sonra derdest edilen silah arkadaşları hücrelerinde çile çekerken Büyükanıt Dolmabahçe'de yapılan “Cumhuriyet resepsiyonu”nda savcı kılıklı Cemaat militanları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen ile karşılaştı. Büyükanıt, savcılarla tokalaştı, “Buraya beni almaya mı geldiniz?” diye espri bile yaptı. Öz, "Tanışmak için buradayız" dedi, gülüştüler. Büyükanıt çıkışta, “Son günlerde gelişen olayları değerlendirmedik. Sadece nezaket görüşmesi yaptık” diye açıkladı durumu. “Niye alıyorsunuz bizim çocukları” bile dememiştir Fethullahçılara. 2007’de Dolmabahçe’de kurulan yeni koalisyonun tanışma toplantısıdır. 

Sonra bir de Fenerbahçe tribünlerinde fotoğraflandı meşhur Genelkurmay Başkanı. Takımı Beşiktaş derbisini kazanmıştı. Zaferden o kadar duygulanmıştı ki gözyaşları süzülüyordu yüzünde. Sıra arkadaşları, silah arkadaşları Fethullahçı çete tarafından derdest edilirken o taraftarı olduğu takım için gözyaşı döküyordu. 

Amerikancı-NATO’cu ordudan kahraman çıkmaz...

***

Üzülerek not ediyorum, AKP’nin Suriye harekâtına CHP ve bu partiye sığınmış eski askerler sınırsız destek verdi biliyorsunuz. Verirler, AKP’ye itirazları Tayyip Erdoğan’la sınırlıdır, Abdullah Gül gelse sesleri çıkmaz. Dinci Fethullahçı çeteyi sevmezler ama geriye kalan dincilere bir itirazları yoktur. 

Silivri’de dik durmayı başaran az sayıdaki askerlerden biriydi Teğmen Mehmet Ali Çelebi. Yattı, saldılar. Tutuksuz yargılanıyordu, ifade vermek için kürsüye yürürken elindeki çiçeği Yalçın Hoca’ya uzattığını hatırlıyorum. Dik duranların tek “paşası”dır Hoca.

13 Ekim’de, AKP harekâtını bütün muhalefeti susturmak için vesile yaparken şöyle dedi sosyal medya hesabından: “Vatanımızın koruyucusu Türk Askeri harekâta başlayınca siyaset biter: Bu bir savaş değil, terör operasyonu. ‘Ölen asker’ değil, canımız şehidimiz. İşgal değil milli güvenlik harekâtı. Herkes diline dikkat etsin! Gün birlik beraberlik günüdür.”

Peki ne oldu? ABD yol verdi girdiler, ABD tehdit etti çıktılar. Operasyon dediği de ÖSO denilen paralı çetenin arkasında Suriye topraklarında ilerlemekten ibaretti nihayetinde. 

Unuttu Silivri’yi. Tehdit etti kendisi gibi düşünmeyenleri. Teğmenliği düşüktür. 

***

Yakın Türkiye tarihinden çıkardığımız iki önemli ders var. Birincisi, iç savaşların kahramanı olmaz. Çünkü iç savaşlar kirlidir, bulaşan herkesi kirletir. İkincisi, Amerikancı-NATO’cu ordulardan kahraman çıkmaz. Cumhuriyetin kurduğu “halk ordusu”nu halka karşı bir orduya dönüştürdüler az zamanda. Amerikancılığın ve NATO’culuğun hazin sonudur.

Ülkeyi kararttılar. Koca orduyu tek kurşun atmadan bir sümüklü yobazın çetesine teslim ettiler. Kenan Evren’den beri belediye bandosu eşliğinde çıkıyorlar son yolculuklarına. Bana sorarsanız o da fazladır!

ÖNCEKİ YAZILARI

Hayata övgü… 04/04/2020 Cumartesi
Körlerin yürüyüşü 28/03/2020 Cumartesi
Toplama kampı sendromu 21/03/2020 Cumartesi
Salgından sonra 14/03/2020 Cumartesi
Laikliği savunmalıyız 22/02/2020 Cumartesi
Kadim ikili: İslamcı ve Siyonist 08/02/2020 Cumartesi
Vatan yahut Sosyalizm 01/02/2020 Cumartesi