Faşizmi küçük adamlar getirir

09/08/2016 Salı
Faşizmi küçük adamlar getirir

Tuhaf bir düşünür Wilhelm Reich. Freud’un çalışma arkadaşı. Ünlü bir Psikanalist, bununla birlikte hayatını tartışmalı bir şahsiyet olarak tamamladı. Tanrıyı “ilkel kozmik enerji” olarak bulduğunu iddia etti örneğin. Bu enerjiyi depolayıp insanlara aktarmak için bir alet de icat etti. Dediğine göre bu yolla kanser dâhil pek çok hastalığı tedavi edebiliyordu. Bu aletin satışı devletçe yasaklandı ancak Reich yasağa uymayı reddetti. Bu yüzden girdiği hapishanede öldü. Bütün tartışmalı hayat hikâyesinin ötesinde geride iki önemli kitap bıraktı. “Dinle Küçük Adam” ve “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı” bazı bakımlardan hala güncel.

Benim hatırlamamın sebebi sadece içinden geçtiğimiz faşizan dönem değil. Enver Aysever’le Gezi’den önce yazdığımız “Cumhuriyetin İlk-Son Yüzyılı” kitabını Gezi’den sonrasını ekleyerek güncellemeye çalışıyoruz. “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı”ndan yola çıkarak ilk bölümü yazmaya koyulduğumda 14 Temmuz akşamıydı. İlk paragrafı yazarken geldi darbe girişiminin haberi.

“Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı”nın kütüphanemdeki oldukça yıpranmış nüshasını buldum, üzerindeki notlarımı yeniden gözden geçirdim. Bu ilk okuma 12 Eylül cuntasının en haşin dönemi olan 1983 yılı içinde yapılmış. İkinci okumayı bugünlerde yapmamız bir bakıma manidar. Demek faşizm 35 yıldır hep gündemimizde.

xxx

1930’lu yılların verimi “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı”. Almanya koşar adım faşizme doğru giderken, büyük bir iç sıkıntısıyla kaleme alınmış metin. Yazarının insana duyduğu umudun yer yer kırıldığı ve büyük bir hayal kırıklığına dönüşmek üzere olduğu seziliyor.

Ve bugün için de geçerliliğini koruyan tespitler var kitapta. Diyor ki mesela, “Faşist partiler insanları mekanist-mistik yapmamakta, tam tersine bu insanların mekanist mistik kişiliği faşist partileri doğurmakta.” Yani faşizmin alt yapısını oluşturan şey faşizmden önce toplumda zaten var olan karanlık eğilimler. Mesele ırkçılık ise bu düşünce 19 yy. Avrupa’sının icadı. Üstelik bir ara “Avrupa ırkı”nın saf halinin temsiliyetini Almanlara bile vermişler. Sonra Fransız kültürü Alman kültürünün üzerinden silindir gibi geçmiş. Alman aydınlarında biraz kızgınlık, Fransız aydınlarına duydukları derin nefret ve geri kalmanın acısını düşünsel planda çıkarma eğilimi baki kalmış. O koca koca Alman düşünürlerinin zaman zaman faşizme ve ırkçılığı dümen kırmalarının sebebi işte bu tarih. Faşizm faşizmin iktidar olmasından önce vardı.

Aynı şeyi gericilik için de söyleyebiliriz. Gericilik gericiliğin iktidar olmasından önce vardı. Bakın AKP’ye, ilk bakışta toplumdaki gerici damarı bu partinin yarattığı sanılabilir ama tam tersine AKP o gerici damar üzerinde hayat bulan bir parti. Yani AKP toplumu gerici yapmadı, tam tersine gericileşmiş toplum AKP’yi doğurdu.

Peki nedir faşizmin askeri diktatörlükten farkı? Reich’in tezi şu: Faşizm, bir siyasal hareket olarak bütün öbür gerici partilerden, halk kitleleri tarafından kabul edilip övülüşüyle ayrılır. Buna karşın faşizm, hemen herkesin inanma eğilimi gösterdiği gibi, yüzde yüz gerici bir hareket değildir, devrimci coşkularla gerici toplumsal kavramların garip karması biçiminde önümüze gelmektedir. Ne kadar tanıdık değil mi?

Son bir alıntı daha; Kapitalist tek parti iktidarı, en katıksız biçimiyle, sıradan orta sınıf insanının bütün akıldışı ruhsal tepkilerinin toplamıdır… Faşizm, dinsel gizemciliğin en aşırı biçimidir; en özel toplumsal dile gelişidir.

xxx

15 Temmuz’da diktatörlük yenilmiş söylentilere göre. Sonra Pazar günü hep birlikte izledik Yenikapı çıkıntısındaki tuhaf gösteriyi. Ülkenin son kırk yılına damga vuran bütün başat toplumsal eğilimler denizden karadan alana aktı. O kadar tek sesli bir topluluktu ki biriken, “milli birlik beraberlik” sloganı, çıkıntıya dışarıdan bakanlar için ürkütücü ve tehditkâr bir geleceği işaret ediyordu sadece. Belli ki ülkenin geleceğini sadece AKP değil, alana akan o kalabalıkların eğilimleri belirleyecekti.

Ve tam da Reich’ın dediği gibi devrimci coşkularla gerici toplumsal kavramların o tuhaf karmaşası da sürüyordu meydanda. Necip Fazıl’la Nazım Hikmet, Ahmet Arif’le  Mehmet Akif Ersoy tuhaf bir biçimde birbirine dönüşüyor, sanki yeni dönemin ruhu için dizayn edilmiş tek bir şair kimliğine bürünüyordu. Sıradan orta sınıf insanının bütün ruhsal tepkileri de meydandaydı; İdam cezasının geri getirilmesini de alkışladılar, demokrasiye yinelenen inancı da. En az Reich’ın yazmaya koyulduğu dönem kadar zengin bir tablo.

xxx

Diyor ki Reich, “İşte bu yüzden senden kokuyorum, küçük adam, çok korkuyorum. Çünkü insanlığın geleceği senin elinde. Senden korkuyorum, çünkü kendinden kaçtığın gibi dünyada hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Evet, sen, kendinden kaçıyorsun Küçük Adam. Bu senin suçun değil. Ama paçanı bu hastalıktan kurtarmak senin görevin, senin sorumluluğun. Baskıya göz yummasaydın ve birkaç kez de etkin bir biçimde baskıyı desteklemeseydin seni ezenleri çoktan silkip atardın. Senin şu kadarcık özsaygın olsaydı, günlük yaşamında kendine azıcık saygılı davransaydın, yaşamın sensiz bir saatçik bile sürmeyeceğini sezseydin, dünyadaki hiçbir güç seni ezecek kadar güçlü olamazdı.''

Diyor ki Reich, ''Kendi küçük adamlarını seni sömürenler haline getirdiğini anlamalısın artık; aç gözünü ve gerçekten büyük olan adamlarını kurban ettiğini gör; onları çarmıha gerdiğini, canlarını aldığını, açlıktan öldürdüğünü anla artık; onları bir an bile düşünmediğini, senin için çalıştıklarını aklından geçirmediğini kabul et; yaşamın boyunca yaptıklarını kime borçlu olduğun konusunda hiçbir fikrin yok, bunu anla artık.''

Ülkenin geleceğinin küçük adamların elinde olduğunu bilmek ürkütücüdür. Peşinden sürüklendikleri kendi küçük adamlarının gölgesini büyüterek ilerlerler, bütün ölçüleri yıkarlar ve ölçüsüzlüğü kural haline getirirler. Ülkenin giderek küçüldüğüne delalettir bu. Reich çapında bir düşünürün ömrünü bir garip âdem olarak tamamlamasının sebebi küçük adamların bu büyük yürüyüşüne tanık olmasıdır belki de kim bilebilir?

xxx

Demokrasi nöbeti yarın bitiyor, iyi ediyor. Toplu halde yapılan bir ayine hiçbir şekilde demokrasi denemez çünkü…

Reich’ın öğrettiği bu; Büyük laflar etmeden önce dönüp küçük adamların hikâyesine yeniden yeniden bakmakta yarar var.

 

ÖNCEKİ YAZILARI

Hayata övgü… 04/04/2020 Cumartesi
Körlerin yürüyüşü 28/03/2020 Cumartesi
Toplama kampı sendromu 21/03/2020 Cumartesi
Salgından sonra 14/03/2020 Cumartesi
Laikliği savunmalıyız 22/02/2020 Cumartesi
Kadim ikili: İslamcı ve Siyonist 08/02/2020 Cumartesi
Vatan yahut Sosyalizm 01/02/2020 Cumartesi