Tarım üreticisi ve işçisi perişan

06/08/2019 Salı
Tarım üreticisi ve işçisi perişan

Bugünlerde basında tarımı ilgilendiren iki haber öne çıktı: Tarımsal üreticilerin kullandığı banka kredilerinin hacmi büyümeye devam ediyor; ama aynı zamanda bunların geri ödenemeyen bölümleri daha hızlı artmaya başlıyor. İkincisi, tarımda iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirenlerin -çoğunlukla tarım işçilerinin- sayısı giderek büyüyor.

ÇİFTÇİNİN KREDİ İHTİYACI NEDEN BÜYÜYOR?

Birinci konu yani tarımın bankacılık sisteminin önemli sömürü alanlarından biri haline gelmesi, Türkiye’de uygulanan IMF/DB patentli tarım politikalarının dolaylı sonuçlarındandır. Üçüncü gıda rejiminin başrol oyuncuları olan gelişmiş ülkeler ile bunlardan neşet eden ulus-ötesi şirketlerin adeta doğrudan temsilcisi gibi davranan uluslararası finans kuruluşları, yerli sermayedar ve siyasetçilerin gönüllü işbirliğiyle, Türkiye’ye köklü bir tarımsal dönüşüm programı dayatmışlardı. Bu programın kapsam ve uygulanma hızı bakımından dünyada bir benzerini bulmak olanaksızdı.

Tarımsal desteklemenin biçimini ve hacmini köklü bir biçimde dönüştüren bu programın iki temel çıpası vardı: Ürüne ve üretime yönelik dolaylı destekleri tasfiye ederken, tarımsal destek miktarını da milli gelirin veya tarımsal katma değerin çok küçük bir yüzdesiyle sınırlandırmak... Birinci hedefte ilk beş yılda katedilen büyük mesafeye rağmen, sektörün ve çiftçinin (dolayısıyla siyasetin) nesnel ihtiyaçlarının baskınlığı nedeniyle eski destekleme sisteminin araçlarına 2007 sonrasında dönüş çok gecikmeyecekti. Bu koşullarda, geriye kalan ikinci çıpa yani desteklemeye getirilen mali sınırlamalar iyice vurgulanarak öne çıkarılacaktı. Nitekim 2006’da çıkarılan Tarım Kanunu’nun “tarıma verilen destekler GSYH’nın yüzde 1’inden az olamaz” hükmü, izleyen yıllarda yüzde 0,5 ortalamasına çakılı tutulduğu gibi son yıllarda binde 4’e doğru geriletildi.

Geçen hafta belirttiğimiz gibi, Onbirinci Plan da (2019-2023) bunun aynen sürdürüleceğini “müjdelemektedir”: “Merkezi yönetim bütçesinden yapılan tarımsal desteklerin tarımsal katma değere oranı” 2018’de yüzde 6,8 iken 2023’te yüzde 7,2 olacağı öngörülmektedir. Oysa GSMH’ya oranla yüzde 1’in tutturulabilmesi için tarımsal katma değere oranla yüzde 15’in biraz üzerinde kalınması gerekirdi. Bir başka açıdan, 11. Planının öngörüleri GSYH’ya oran olarak ele alınsaydı, yüzde yarım oranının zinhar aşılmayacağının garanti edildiği görülürdü.

Şimdi destekleme bütçesinin bu kronikleşmiş yetersizliği dikkate alındığında çiftçinin banka kredilerine sarılmasının nedeni daha iyi anlaşılır. Bunu oransal bir ilişki şeklinde tarif eden sevgili meslektaşım Dr.Necdet Oral’ı (Türkiye’de Tarım Nasıl Çökertildi?, Redaksiyon Yayıncılık, Aralık 2018) bir kez daha anmadan geçmeyelim. 2004’te tarımsal kredilerin toplam miktarı 5 milyar TL düzeyindeyken destek tutarı 3 milyar TL’dir. 2008’de de henüz makas çok açılmamıştır: 13,5 milyar TL krediye 5,8 milyarlık destek denk gelmektedir. 2004-2008 boyunca kredi hacmi destek bütçesinin 2 katı civarlarında dolaşmaktadır. Oysa 2018 yılına gelindiğinde 101,3 milyar TL’lik kredi miktarı 14,5 milyar liralık destek hacminin tam 7 katıdır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK’nın) son verilerine göre, Haziran 2019’da tarımsal kredi hacmi 108,6 milyardır. 2019’un tamamı için öngörülen destek miktarı ise 16 milyar TL’dir. Yılsonu itibariyle kredi/destek oranının 7 katı aşması sürpriz olmayacaktır. Sonuç şaşırtıcı değildir:  2004-2019 arasında tarımsal kredi hacmi (Haziran) yaklaşık 22 kat genişlerken, destek hacmi 5 katın az üzerinde genişlemiştir.

Demek ki çiftçiye adeta “ben destek veremiyorum, sen başının çaresine bak” denilmiştir. Çiftçi de, hasat öncesi sıkışıklığı aşabilmek için yani yatırım, girdi, işçilik ve işletme maliyetlerini karşılayabilmek için artan bir tempoyla bankaların kapısını çalmıştır.

PİYASANIN KUŞATMASI

Bu eğilimi pekiştiren üç neden daha vardır veya oluşmaktadır: Birincisi, seçim öncesine gelen dönemler dışında, güdük tarımsal desteklerin bile zamanında ödenmiyor oluşudur. Çiftçi, desteğin azlığına mı yoksa yokluğuna mı çare bulacak şaşırmıştır. İkincisi, hasat öncesinde yani çiftçinin cebine para girmesi öncesinde, çiftçinin giderek artan bir başka harcama kalemi oluşmaya başlamıştır: Bir önceki dönemden kalan ödenemeyen kredi borcu taksitleri veya yeniden yapılandırılmış borçları. Başka deyişle, çiftçi bir borç sarmalı içine girdikçe batmaktadır. Kredileri varlıklarını ipotek ederek alabildiği için hem kendisi hem de kefilleri için önemli bir mülksüzleşme riskini de beraberinde taşıyarak… Üçüncüsü, çiftçi örgütsüz olduğu sürece –ki uygulanan tarım programı örgütsüzlüğün çapını büyütmüştür- ürününü maliyet artı makul bir kâr marjıyla pazarlayabilecek konumdan iyice uzaklaşmaktadır. Tarımsal ürün alıcıları genelde hâkim (oligopson piyasası oluşturmaları şart olmaksızın) konumdadırlar. (Şu an bulunduğum yörede zeytin üreticileri üç yıldır 3 TL/kg. fiyatını aşmaya yanaşmayan alıcıları protesto etmek için topluca ürün satmamaya karar vermiş durumdalar; ama bu dirençlerini sürdürmeleri olanaksızdır ve bunu en iyi alıcı tüccar bilir).

Bu arada, IMF’ye 2000’de verilen Niyet Mektubu’nda özelleştirilmesi niyeti beyan edilen TC Ziraat Bankası’nın geçen sürede özelleştirilememesinin başka şekillerde telafi edildiği bilinmektedir. Banka yüzünü tarım kesimi dışına daha çok çevirdiği gibi özelleştirmenin iktidar ve sermaye için yaratabileceği rantlardan belki daha fazlasını yaratır ve aktarır bir kuruma dönüştürülmüştür. Bir tarımsal kooperatif bankası olan Tarişbank’ın gene IMF/DB’nın bir dayatması olarak sözde sermaye yetersizliği gerekçesiyle tasfiye edilmesi de, Ege çiftçisini önemli bir kredi destek kurumundan yoksun bırakmıştır. Tarişbank altyapısını ve tarımsal kredi portföyünü devralan Denizbank’ın ise tarıma ilgisi sürerken Belçika, Rus ve son olarak Arap sermayedarlarının bizim çiftçinin gözünün yaşına bakacak durumda olmayacakları tabiidir. (Nitekim özel yabancı bankaların, tarıma en çok ilgi gösteren Denizbank başta olmak üzere, ipoteğe bağlı alacaklarının peşine düşmekte en gayretkeş kesimi temsil ettikleri bilinmektedir).

BDDK’nın 2019’un ilk yarısına ait verilerinden takipteki tarım kredilerin miktarı izlendiğinde, Haziran 2018’e kıyasla Haziran 2019’da takipteki kredilerin yüzde 54,8 artarak 4,3 milyar TL’ye yükseldiği görülmektedir.

TARIM İŞÇİLİĞİ: SEFALETİN BİR BAŞKA ADI

Türkiye’de tarım işçiliği büyük çoğunluğuyla mevsimlik niteliktedir. Genellikle toprağı hazırlama ve hasat dönemlerinde yoğunlaşmıştır. Çalışma ve barınma koşulları kimi zaman yüzyıl öncesinin sahnelerini hatırlatır gibidir. Kuşkusuz zaman aşırı benzetmelerde ihtiyatlı olmak gerekir ama yer yer Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanından fırlamış işçi tiplerine rastlanır sanki. Onyıllardır Güneydoğu Anadolu insanının sırtında dönen tarım işçiliğinin son yıllarda Suriyeli işçilerle ikame edildiği ve gündeliklerin daha sefil düzeylere çekildiği bir süreç yaşanmaktadır. (Buna rağmen, Batı bölgelerinin içinden gelen tarım işçileri de yok değildir).

Yaz aylarında mevsimlik tarım işçilerinin sayısının artışıyla birlikte iş kazaları da buna koşut artıyor. Toplu ölümle sonuçlanan en önemli kazalar da, traktör veya açık kamyon kasasında işçi taşımalarından kaynaklanıyor. Adalet Arayan İşçi Aileleri, “İş Cinayetleri Almanağı”na göre (Birgün, 5 Ağustos 2019) , tarım-orman-hayvancılık işkolunda, 2013’te 198 olan iş cinayeti sayısı 2018’de 471’e yükseliyor. Suriyelilerin can değerinin daha az olmasıyla bağlantısız mı acaba? Tarımın inşaattan sonra iş kazalarında ikinci sıraya yerleşmesi de tarımdaki çalışma koşullarının kötüye gittiğinin bir başka göstergesi.

Birçok yerde tarım işçilerinin günlükleri 40-50 lira düzeyinde. İŞKUR’un belirlediği yevmiyenin 90 TL olması durumu değiştirmiyor. Üstelik işçi simsarları bu ücretlerden bile kesinti yapabiliyorlar. Tarım işçilerinin yarıya yakınının kadın olması da hem ücretleri aşağıya çekiyor hem de kayıt dışılığı pekiştiriyor. Zaten sigortalılık bakımından tarım, özellikle kadın işçiler açısından, inşaattan daha beter bir konumda. 300 bin civarında mevsimlik tarım işçisinin varlığı dikkate alındığında, konunun önemi daha iyi anlaşılabilir.

Tarım üreticileri gibi mevsimlik tarım işçilerinin de örgütlenerek haklarını korumaları için bütün koşullar olgunlaşmış durumdadır.

ÖNCEKİ YAZILARI