Siyasetçinin rehin alınması

31/05/2016 Salı
Siyasetçinin rehin alınması

Ortaçağ'da devletlerarası (hatta prenslikler/ beylikler arası) bağımlılık ilişkilerinin araçlarından biri de tâbi devletin/ beyliğin hükümdar ailesinden bazı fertlerin güçlü devletin gözetimine veya tutsaklığına alınmasıydı. Rehine (tutak) olarak tutulanlar, tâbi konumundakilerin baş kaldırmasına, savaş açmasına, varsa haraç ödeme taahütlerinden kaçınmasına, yapılmış antlaşmaya aykırı davranmasına karşı bir güvence olarak alıkonulurdu.

Kuşkusuz bugün bu tür kaba fiziksel rehin almalar döneminde değiliz. Daha ince politik araçlar tedavüldedir, ama işleyişin özü değişmemiştir. Özellikle de emperyalizmin böylesine dal budak sardığı bir dönemde.

Emperyalizmin birinci liginde oynayan ülkeler, aynı zamanda aydınlanmaya ve burjuva demokrasisine en erkenden ulaşmış ülkeler de oldukları için, bu bakımdan eksikli gördükleri ülkelere (hatta kısmen AB içi çevre ülkelere) yönelik müdahale araçları arasına "demokrasi ihracı" gibi ucube kavramları da katabiliyorlar. Ama tam da bu nedenle, çevre ülkelerdeki diktatörlükler, "gelişmiş emperyalizmlere" müdahale meşruiyeti kazandırdıkları ölçüde kendi ülkeleri için bir güvenlik sorunu haline gelebiliyorlar. Bu müdahaleler kuşkusuz çok çeşitli düzeylerde olabiliyor ve illâ ki fiziki müdahaleyi içermiyor. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye'de doğrudan askeri müdahalelere başvurma kolaylığı Türkiye ve İran gibi ülkeler için bulunmuyor. Ama İran'a uzun yıllar boyunca her türlü ambargo uygulanabiliyor. Türkiye ise bugün başka bakımlardan sıkıştırılabiliyor. Bunlar arasında İran ambargosunu delme, terörün finansmanına çanak tutma suçlamaları da bulunuyor. Ama bunların doğurduğu güvenlik açığından daha fazlası var ve burada bunlara değineceğiz.

***

Tepedeki siyasetçinin rehin alınması bir güvenlik sorunudur: 

Bir ülkenin yönetici kadrolarının açıkları (yolsuzluklar, uluslararası suçlar, ülkesinde sistematik olarak anayasa ve hukuk dışına düşmeler, kuvvetler ayrılığını çiğnemeler, yargıyı kuklaya çevirmeler, vb.),  ülkenin ve ülke dış politikalarının üzerinde ağır bir ipotek oluşturabilir. Eğer o ülke esasen ekonomik-askeri bağımlılık ilişkileri içindeyse, ülkenin görece bağımsız politikalar izlemesine dahi engel olabilir. 

Örneğin eğer yolsuzluk açıklarınız bariz bir biçimde ortaya dökülmüşse o takdirde bu sizin bazı iç ve dış politika kararlarınızda elinizi bağlayacak şekilde kullanılabilir. Daha somutlayalım: Rıza Sarraf'ın ABD'de tutuklanması ile Türkiye'nin Suriye politikası arasında görünürde bir ilişki kurmayabilirsiniz, ama ABD'nin PYD ile birlikte Rakka operasyonuna girişmesine sürekli olarak karşı çıkan bir ülke siyasetçisinin "yumuşatılmasını" (yani boş demeçler ve sitemler dışında engelleme yapamamasını) bu "rehine olma" durumu üzerinden bir kez daha değerlendirdiğinizde kuvvetli ilişkiler kurulabileceğini farkedersiniz. (Orta vadede bunun Kuzey Suriye'deki siyasi oluşumlara müdahale imkânlarını daraltabilecek olması ayrı bir güvenlik sorunudur). 

(ABD'li savcının iddianamesini ABD dış politikasının bir enstrümanı olsun diye hazırladığını kastetmiyoruz tam olarak; ancak hem bu olasılığın dahi dışlanmaması gerektiğini hem de böyle bir amaç taşımasa dahi bunun nesnel olarak ABD'nin bir gizli diplomasi aracına kolayca dönüşebileceğinin dikkate alınması gerektiğini telkin ediyoruz. Kaldı ki, savcının sahada soruşturmasını yapan FBI'ın yürütmenin emrinde olduğunu da unutmaksızın...).

***

Her durumda, siyasetçinin dış güçlerce rehin alınması bir güvenlik sorunudur. Ülkesinde zorba bir dinci rejimi kurmaya yönelen istibdatçılar/despotlar, sadece kendi halkı için değil, bunun için vermeye razı olacakları dış tavizler nedeniyle ülkelerinin bağımsızlığı için de bir güvenlik sorunudurlar. Komşu ülkelerde cihatçı terörizmi destekleyen, meşru rejimleri yıkmaya yönelen maceracı ülke siyasetçileri, ülkelerini silahlı terörün hedef ülkesi haline getirmeleri bakımından da doğrudan doğruya bir güvenlik sorunu haline gelmişler demektir. Bu maceracı dış politika ekonomi açısından da telafi edilemez sorunlar doğurmuş, turizm (dolayısıyla ulaştırma) ve ihracat (dolayısıyla sanayi) gibi önemli sektörlerde yıkıcı hasarlar yaratmışsa, bu sorumsuz siyasetçiler ülke ekonomisi bakımından da birer güvenlik sorunu haline gelmişler demektir.

Eğer bir iktidarın politika belirleyicisi mülteci sorunu üzerinden AB'yi avucunun içine aldığını ve bunu sürekli bir tehdit aracı olarak kullanabileceğini sandığı anlarda, bu fırsatçı politikaların tersine dönebileceğinin hesabını bile yapamıyorsa, "mülteci ihracı" tehditlerinin dozunu arttırdıkça ülkesinin ve liderinin iyice nefret nesnesine dönüşmesini, turist akımlarının bundan birinci derecede etkilenmesini de algılayamamaktadır demektir.  Almanya gibi Ermeni tehcirinde ön planda rol oynamış bir ülkede bile, "mülteci" tehditlerinin yükseldiği bir dönemde kendi ülkesinin "Ermeni soykırımı" tasarısı üzerinden hedefe konulmasına sebep oluyorsa, daha kötüsü aradaki illiyet bağlarını göremeyecek denli yüksek bir kibirden muzdaripse, o siyasetçi ülke yönetimi ehliyetini yitirmiş ve bir güvenlik sorunu haline gelmiş demektir.   

Siyasetçiniz, özellikle ülkede tek belirleyici konumda ise, onun kişisel açıkları ülkenin her türden ulusal çıkarları açısından bir güvenlik sorunu haline gelebilir. Bu koşullarda ülkenin bağımsız hareket yeteneği tehdit altında demektir. Bu durumda eğer ulusal çıkarların kişileri aşan bir önceliği varsa (ve kuşkusuz siyasetin basireti ve toplumun sağduyusu da bağlanmamışsa) acilen o siyasetçiden kurtulmak gerekir. Bunu yapamayan toplumlar, siyasetçilerinin ihtiraslarının ve kibirli akılsızlıklarının faturasını tüm ülkeye (hatta bölge ülkelerine) ödetmiş olurlar. 

 

ÖNCEKİ YAZILARI