Kapitalist bölüşüm ilişkileri (1): Artvin örneği

23/02/2016 Salı
Kapitalist bölüşüm ilişkileri (1): Artvin örneği

Basite indirgeyelim: Emek-sermaye arasında birincil bölüşüm ilişkileri çevrimi (bireysel veya toplu sözleşmelere dayalı olarak veya sözleşmesiz/iğreti veyahut tamamen orman yasaları işletilerek) tamamlandıktan sonra, sermayedar ve emekçinin eline geçen diyelim nakdî tutarlar vergiye tâbi olacaktır. (Emekçinin vergisinin kaynakta kesilmediğini varsayalım). Devlet bu ikincil bölüşüm ilişkilerini düzenlerken, henüz vergileri toplama aşamasından başlayarak, birincil bölüşüm ilişkilerinde oluşmuş dengeyi daha da bozabilir. Buna en son 26 Ocak 2016'daki yazımızda değinmiştik: Sermaye, milli gelir payının altında bir vergi (gelir artı kurumlar vergisi) payına sahipken, ücretli emek Türkiye'de milli gelir payının iki katı oranında gelir vergisi payına sahiptir. (Dolaylı vergiler için de benzer döngü yürürlüktedir).

Kapitalist devletin, vergiler dışında, bütçe kapsamı içinde olsun veya olmasın fon sistemiyle ve vergi-benzeri fon kesintileriyle de ikincil bölüşüm ilişkilerine doğrudan müdahaleleri vardır ve bunlar açısından da genelde benzer bir sömürü düzeneği söz konusudur. (Bu noktaya, İşsizlik Fonu örneğiyle haftaya gireceğiz).

Ama olay vergi-fon gelirleriyle sınırlı değildir. Toplumun uzun vadeli birikimlerinin (toplumsal ekonomik artığın) cisimleşmiş hali olan kamu varlıklarının özelleştirmeler yoluyla yağmalanması, bölüşüm ilişkilerini emek aleyhine daha fazla bükmenin önemli araçlarından biridir. Sermayenin (İslamcı olsun olmasın) AKP döneminde nasıl palazlandığına ve gelir ve servet dağılımını kendi lehine nasıl bozduğuna dikkatli bakıldığında, toplumun ortak mallarının sermayeye nasıl peşkeş çekildiği daha iyi anlaşılabilir. AKP döneminde 65 milyar doları bulan özelleştirme hasılatı, fiziki malların özele devrinin ötesinde bir genişliğe sahiptir. Şimdi Artvin'de özel yağmaya açılan maden işletmeciliği de bunun uzantısındadır.

Bir diğer gelir kategorisine bakalım: Asıl yükü kamuya kalan (dolayısıyla emekçilerin sosyal haklarından kısıntılara neden olan) 2001 bankalar krizinden sonra, banka batıranların mamelekinin satışına nezaret eden Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) eline geçen kaynakları Hazineye aktarmıştır. Son 15 yılda 12 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan bu kaynakların tahsil biçimlerindeki şaibeler bir yana, TMSF elinde toplanan şirket ve malvarlıklarının satışında iktidara yakın sermaye gruplarının kayırılması gibi yollarla da gelir transferlerine yol açılmış ve servet dağılımına kuvvetli bozucu etkiler yapılmıştır.

***

İkincil bölüşüm ilişkileri kamunun gelir toplaması aşamasında tamamlanmaz. Asıl önemlisi madalyonun harcama yüzüdür, çünkü ikincil bölüşüm ilişkileri üzerindeki kalıcı etkiler bu aşamada ortaya çıkar. Üstelik kamu bütçeleri açık veriyorsa -ki genelde verir- harcamalar gelirleri aşar, dolayısıyla harcama bütçesinin etki çapı nicel olarak da daha geniştir.  (Kamu dengesini sağlamak için yapılan kamu borçlanması da bölüşüm ilişkilerini ayrıca etkiler). Kamu harcamalarının sınıflar-arası ve sınıflar-içi dağılımı, doğrudan ve dolaylı olarak, ikincil bölüşüm üzerinde görece daha nihai sonuçlar doğurur. Bütçe hakları üzerinden verilecek bir emek mücadelesi bu bakımdan sonuç doğurucu olabilir. Ama uzun erimde bütçe harcamaları genelde emek kesimleri aleyhine etkiler doğurur.

Merkezi bütçe yanında yerel yönetim bütçeleri de bölüşüme ikincil müdahalelerde bulunur.

***

Benzer şekilde, Sosyal Güvenlik Kurumları da hem gelirleri hem giderleri bakımından bölüşüm ilişkilerini (ve açıklarını karşılayan merkezi bütçe dengelerini) etkiler.

Özelleştirme dışı tutulan KİT'ler de kamunun bölüşüm üzerindeki etkilerinde rol oynamaya devam eder. Özellikle iktidar güdümünden kurtulamamış kamu bankalarının kredi dağıtım sistemi üzerinden sınıflar-arası ve sınıf-içi bölüşüm etkileri ortaya çıkar. (Sabah-ATV Grubuna açılan teminatsız krediler bunun en bilinen örneklerinden).

Gayri-nakdî Rant Aktarımları

Devletin bölüşüme müdahaleleri buraya kadar sayılanlarla bitmiyor, çünkü gayri-nakdî ve aynî rant aktarımlarını kapsamıyor. Öncelikle, gayri-nakdî rantlar gayri-maddî olmak zorunda değil. Öte yandan, ilk başta nakdî olmayan aynî rant aktarımları bazen kolayca nakde çevrilebilir. Merkezi ve yerel iktidarların arsa, arazi, bina gibi kamu taşınmazlarını bağış, uzun süreli tahsis gibi yollarla iktidar sahiplerine yakın vakıflara, özel /tüzel kişilere devretmesi bunun en görünen uygulamalarındandır. Ayrıca, aynî bir aktarımı içermese bile, imtiyazlar, tahsisler, ruhsatlar, izinler, imar değişiklikleri gibi ilk bakışta farkedilmeyen rant aktarma düzenekleri, kapitalist sistemin her zaman kalbindedir. Yasama süreci, Bakanlar Kurulu kararları veya Belediye Meclisleri kararları her an devreye sokulabilir. Üstelik yukarıdaki basitleştirilmiş örnekte olduğu gibi bunlar birincil bölüşüm ilişkilerinin arkasından gelmek yerine onları çoğunlukla önceleyebilir. (Örneğin Cerattepe'de henüz emek-sermaye ilişkileri kurulmadan ortaya çıkabiliyor).

Artvin-Cerattepe Örneği

Sistemin tüm rantlarından ayrıcalıklı bir biçimde yararlandırılan iktidarın tercihli inşaatçısı, sömürü ilişkilerini en açık/en müstehcen biçimiyle ifade etmeyi becerebilmiş Mehmet Cengiz'in, son örneği Cerattepe'de görülen doğa ve kent katliamı şaşırtıcı mı peki? 2008'de yargının iptal ettiği maden arama ruhsatının, 2010'da yasa değişikliğiyle tekrar önünün açılması ve 2012'de adrese teslim bir ihaleyle Cengiz Holding'e teslim edilmesi, tam da devletin bölüşüm ilişkilerine müdahalesinin şirket kayırma boyutuna indirgenmiş halidir. (Hatta Orman ve Su İşleri Bakanı ile Çevre ve Şehircilik Bakanını destek kuvvet olarak sahaya göndererek...). Toprağı, suyu, ormanı, kenti koruyan Artvin halkına uygulanan "vurun geçin" talimatlı şiddet ise vahşi ve ilkel bir kapitalist düzene denk düşen bir faşizm halidir.

Üç Sonuç:

(i) Sistemin kendi iç denetim düzeneklerinin  çalışıyor olup olmamasına ve sermaye sınıfının iktidar üzerinde kendi saflarındaki özel kayırmaları dengeleyici bir sınıfsal tahakküme sahip olup olmamasına göre iktidarların keyfi davranışlarının farklı biçimleri oluşur. Türkiye gibi bu denetimin ve tahakkümün zayıf olduğu ülkelerde, keyfilikler daha belirgindir.

(ii) Sistemin sömürü ilişkilerinin sadece görünür bir bölümüne karşı durarak sistemi değiştiremezsiniz, geçici bir geriletme sağlayabilirsiniz. Ama bu da çok değerlidir, çünkü halkın kendi gücüne güvenmesini sağlar ve daha büyük mücadelelerin zeminini hazırlar. İktidarın çıldırmasının bir nedeni budur.

(iii) AKP'nin azgın bir sermaye iktidarı olduğunu bugüne kadar kavrayamamış olanların, bu arada rant ve çevre yağması tehdidi kent üzerinde Demokles'in kılıcı gibi asılı dururken 2014'te Artvin'i AKP'li belediye başkanına teslim etmek gafletinde bulunan Artvinlilerin, Cerattepe direnişinden çıkaracağı dersler önemlidir.

----------------

Not: Artvin'de şirket-iktidar ortaklığına karşı aslanlar gibi mücadele edenleri, bu arada CHP Mv. Uğur Bayraktutan ile Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan'ı, yürekten kutluyorum.

 

ÖNCEKİ YAZILARI