Fransa'da neler oluyor?

14/01/2020 Salı
Fransa'da neler oluyor?

Fransa'daki sosyal güvenlik sistemi, hak sahibi emekçiler açısından Avrupa'nın en korunaklı sistemlerinden biridir. Bu nedenle de uzun süredir Fransa ve AB sermaye-siyaset sınıfının saldırı hedeflerindendir. Saldırının odağında emeklilik yaş sınırının yukarıya kaydırılması olduğu sanılır ve bu yüzden de Fransız hükümetinin burada geri adım atmasına rağmen niçin tepkilerin sonlanmadığı pek iyi anlaşılmaz. Bu nedenle biraz daha ayrıntılı bakmakta yarar var. (Le Monde Diplomatique, Ocak 2020, "Emeklilik" dosyası, s. 11-17'den yararlandık).

Fransa'da emeklilik sistemine saldırılar 1991'den itibaren başlar. Bu tarihte, "daha sol" izlenimi veren bir partiden (PSU) Sosyalist Parti'ye transfer olan Michel Rocard başbakanlığında "sosyal güvenlik harcamalarının azaltılması" operasyonu başlatılır. İzleyen hükümetlerce de devam ettirilir. Emekliliğe ayrılma yaşı 60'tan 62'ye çıkarılır, emeklilik için gerekli işgünü sayısı (Fransa'daki şekliyle trimestr sayısı) arttırılır, özel sektörde emeklilik maaşı kariyerin en iyi 10 yılı değil de 25 yılı üzerinden hesaplanmaya başlanır (yani ortalama düşürülmüş olur), özel emeklilik rejimlerinden yararlanan işkollarında çalışanların (demiryolcular, Paris özerk ulaşım rejisinde -RATP- çalışanlar) hakları kısmen geriletilir...

Macron'un giriştiği "reform" projesinin arkasında Avrupa Komisyonu'ndan gelen liberal dayatmaların da payı vardır. Emeklilik maaşı ödemelerinin GSYH'nın yüzde 14'ünü aşmaması çizgisi, liberal AB'nin dayatmalarından biridir. Fransa'da yüzde 15'i aşması ve daha da büyüme olasılığı eleştiri konusudur. Karşılaştırmak için, Almanya'da bu oranın yüzde 10,1'den ibaret olduğu, buna karşılık Alman emeklilerinin yüzde 18,7'sinin yoksulluk sınırı altında yaşadığı anımsatılabilir. Fransa'da ise bu son oran sadece yüzde 7,3'tür; yani sistem sosyal koruma görevini daha iyi yerine getirmektedir.

MACRON'UN 'REFORM' DAYATMASI

Liberal Macron'un dayattığı "reform", 30 yıldır küçük adımlarla yürütülen hak geriletici reformların sekizincisi ve en köşelisidir. Emeklilik sistemini herkes için eşitlemek amacında olan bu projeye karşı halk tepkilerinin başını da özel emeklilik rejimlerinden yararlanan yıpratıcı işkollarındaki emekçiler (toplamın yüzde 3'ü) çekmiştir.

Evrensel bir rejim oluşturma iddiasındaki bu proje, sınırlarıyla/değeriyle oynama hakkını bir komisyona bıraktığı bir puan sistemiyle emeklilik maaşını tamamen bireyselleştirilmektedir. Komisyon, parlamentonun denetimi altında sosyal taraflardan oluşturulacaktır ama bunun hak kayıplarını sınırlaması açısından bir güvencesi yoktur. Çalışma hayatında ne kadar puan biriktirildiği bilinse bile, emeklilik maaşının düzeyi belirsiz kalmaktadır. Çünkü, puan sayısı kadar önemli olan bir başka şey puanın emeklilik sırasında hangi değeri almış olacağıdır. Buna da Komisyon karar vermektedir!

Hakları geriye götüren bir başka düzenleme de, puan sistemiyle birlikte artık çalışma yaşamının en iyi ücretli 25 yılının ortalamasının değil, tüm çalışma döneminin hesaba katılacak olmasıdır. Dolayısıyla buna en düşük ücretli ilk çalışma yılları da dahildir. Emekliliğe ayrılma yaşının 62'den 64'e yükseltilmesi de ek bir hak kaybıdır. Gerçi 62 yaşında da gene emeklilik hakkı kullanılabilecektir ama yüzde 10 eksik bir emeklilik maaşına hak kazanarak! 

Memurlar açısından da ciddi hak kayıpları vardır. Şimdiye kadar memurlara son 6 aydaki (primler hariç) maaşlarının ortalamasının yüzde 75'i kadar emekli maaşı bağlanıyordu. Şimdi puan sisteminin gereği olarak onlarda da tüm çalışma yaşamının hesaba katılması söz konusudur. Ancak bu defa maaşların ortalama yüzde 23'üne denk gelen primler de dikkate alınacağından, mesleklere ve kurumlara göre çok ciddi farklılıklar gösteren primler üzerinden yeni bir eşitsizlik ögesi sisteme girmiş olacaktır. Aktif çalışma yaşamında maaşlar arasındaki büyük eşitsizlikler bir bakıma emeklilik maaşlarına da yansıtılmış olacaktır.

Yeni düzenlemenin yaratacağı bir başka eşitsizlik de, emeklilik hakları bakımından nesiller arasında büyük farklılıkların yaratılacak olmasıdır. Düzenleme, 1975 öncesi doğanlara eski emeklilik rejiminde  (emeklilik yaşının yükseltilmesi dışında) kalma hakkı tanıdığı için, 45 yaş ve altında olan çalışanlar (veya çalışma yaşamına yeni girecekler) bakımından negatif bir ayrım ortaya çıkmaktadır. 45 yaş altında olan çalışanların şimdiki hakları yeni puan sistemine uydurulacaktır. Ancak puan sisteminin özellikleri henüz tam bilinememektedir! Bu arada, 2022'de çalışmaya başlayacak olanlar hem daha uzun süreli çalışacak hem de daha az hakka sahip olacaklardır.

Türkiye'nin DB ve IMF dayatmalarıyla 1990 sonlarında giriştiği liberal düzenlemelerle de hem emeklilik yaşını uzun ömürlüler ülkesi Fransa'dan bile daha öteye (65 yaşa) taşıdığı, hem de nesiller arasında emeklilik yaşı ve emeklilik maaşlarının hesaplanması bakımından ciddi farklar oluşturduğu, bunun bugün Emeklilikte Yaşa Takılanlar'ın (EYT) mücadelesine yansıdığını biliyoruz.

SONUÇ: KİTLESEL MÜCADELENİN GÜCÜ

Bütün bu yazılanlardan sonra Macron'un emeklilik maaşının yükseltilmesi önerisini geri çekmesinin neden yeterli bir ödün sayılamayacağı belki daha iyi anlaşılacaktır. Fransız emekçileri kolektif haklarının geriletilip her çalışana göre farklı düzeylerde belirlenecek bir bireyci emeklilik sisteminin kıskacına sokulmaya karşı direnme haklarını kullanmaktadırlar. 

Bu mücadelede sınıf sendikacılığı (CGT) ile iktidarla uzlaşmacı sendikacılık (CFDT, Force Ouvrière) arasındaki farklar da belirginleşmektedir. Buna rağmen, emekçi tabanı, bütün sendikal konfederasyonları emeğin haklarından taviz vermemeye zorladıkları için, sendikal konfederasyonlar son on yıllarda görülmediği kadar birlikte hareket etmeye zorlanmaktadırlar.

Örgütlü olan veya olmayanların yoğun olarak katıldığı, genel iş bırakmalarıyla desteklediği, ama sonuçta örgütlü hareketlerin başını çektiği bu anti-neoliberal kalkışma, Fransız başkaldırı geleneğiyle de çok uyumludur. Gönlümüz ve dayanışmamız onlarladır.

ÖNCEKİ YAZILARI