Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Yobazlık ve Gericilik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:10

Tanımlarla başlayalım. Yobaz, dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen (kimse) gerici ise, toplumda çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermeyen, her yönüyle eskiyi özleyen veya eski düzeni yaşamaya çalışan (kimse veya görüş),ilerici karşıtı, mürteci olarak adlandırılıyor.

Hemen not edelim. AKP iktidarı, iki tanımın da mündemiç (içkin) olduğu kadrolarıyla yobazlığın ve gericiliğin arttığı, toplumsal hayatın her alanına nüfuz ettirilmeye çalışıldığı bir dönem oldu. Bir yanda masumca inanç sahibi kitleler, diğer yanda masum inançları kendi siyasal emellerine meze yapmaya çalışan bir AKP.

AKP'nin bu memlekete verdiği diğer tüm zararlar bir yana, toplumsal planda dinin ağırlığını artırması, başlıbaşına hesabını sormamız ve bu konuda ideolojik dozu epey yüksek bir mücadeleyi vermemiz gereken bir olgu. Öylesine ki, insanlığın ulaştığı bilimsel-teknolojik düzey, çağdaş eğitim, sanat ve kültürel birikim yerine geçmeye çalışan yobaz düşünceye karşı hayatın her alanında cesur ve yaratıcı bir söylem geliştirmek zorundayız.

Sorgulamayan, eleştirel aklın süzgecine sahip olmayan, kabul eden, durum ve olayları kader ve alınyazısı olarak gören ya da Allah'a havale eden... Ulemaya soran!.. Gündelik hayatın insan tarafından geliştirilen tüm ritüellerini dinin kıskacına sokarak çekilmez hale getiren... Kısacası, yobazlaşan ve gericileşen bir toplum.

Böyle bir toplumun devlet kadroları da, AKP iktidarının sahip olduğu özel koşullar sayesinde (devletin çözülmesi) yobaz ve gerici düşünceyi toplumsal olay ve durumlarda yeniden üretme konusunda partizanca davrandılar, başarılı da oldular!

***

Hep yazıyoruz, vazgeçmeyeceğiz. Bursa Valisi Şehabettin Harput, iki tanımı kaba da olsa yeniden üretmeyi bilen bir vali. Hatırlayabildiğim kadarıyla, Vali Harput'a göre, Geyikli Baba'nın duaları olmasa birlik beraberliğimiz olamazdı ecdad yadigarlarını gelecek nesillere aktarmak zorundaydık ve son olarak da, iman gücü olmasa Bursaspor şampiyon olamazdı!

***

AKP, şu sıralar gözden kaçsa da, yobazlık konusunda yeni bir “deney”in peşinde. Sınırlarını görmek ve buna göre, yeni araçlar oluşturmak istiyor. Bakalım ne tür tepkiler alacak? Vali Harput'un böylesi bir “pilot” çalışmada, nasıl bir “moderatörlük” yaptığına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Milliyet gazetesinin haberine göre, “Bosch Fabrikası’nda namaz kılan çalışanlara fabrika yönetimince baskı yapıldığı, ara dinlenmelerde soyunma dolaplarının olduğu yerde namaz kılanlara ihtar verildiği, psikolojik baskıların gün geçtikçe arttığı” ihbarı üzerine Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Bursa Valiliği’nden konunun araştırılmasını istemiş.

Basında çıkan haberlere göre, Bosch'da mescit krizi, 2009 yılının Ekim ayında başlıyor. Bosch fabrikasında bulunan 3 mescit, Ekim 2009'da 'bakımsız olduğu ve temiz tutulmadığı' gerekçesiyle kapatılıyor. Fabrikadaki mescitlerin kapatıldığına ilişkin haberlerin basında yer almasının ardından Bosch, tadilat ve temizlik yaparak mescitleri yeniden açıyor.

Bursa Vali Yardımcısı ve İnsan Hakları Kurulu Başkanı Ahmet Hamdi Usta ile AKP İl Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Kurulu Üyesi Mehmet Çetin, Bosch Fabrikası'na “namaz ve mescit kontrolü” yapmaya ne zaman gidiyor. 4 Mayıs'ta...

Peki, Vali Harput geçen süre zarfında boş mu duruyor? Hayır! Bakın ne diyor: “Fabrikada zaman zaman yaşanan sorunların diyalog içinde çözüldüğü gözlemlendi. Bu konu daha önce bana da iletilmişti. Ben de ilgili kurum yöneticileri ile görüşerek bu insanların ihtiyaçlarının giderilmesini rica etmiştim. Onlar da bana konunun çözüldüğünü ifade etmişlerdi. Arkadaşlarımızın yaptıkları ziyaretlerde de böyle bir sorunun zaman içinde çözüldüğü gözlemlendi. Şu anda herhangi bir sorunun olmadığını söyleyebilirim.”

***

Bu haberden şu sonuçları çıkarabiliriz:

1) Devlet ve patron, elele bir düzenleme(!) yapıyor.
Ziyaret raporuna göre, “iş esnasında ve iş yeri içerisinde yere serdikleri seccade ya da kartonlar üzerinde namaz kılmaya çalıştıklarını, namaz amacıyla abdest aldıkları için işyerini terk ettiklerini, bu süre içerisinde banttan geçen ürünlerin kaçırıldığı bu durumunda zaman zaman diğer işçiler tarafından namaz kılma izni bahane edilerek istismar edenlerin olduğu nedeniyle sık sık şikayet konusu olduğu ifade etmiştir. Bu nedenle bu işçilerimize bu durumun doğru olmadığını ve namazlarını fabrika içindeki mescitte kılmaları gerektiği kendilerine söylenmiştir.
Vali Harput'un deyişiyle, “Bosch'taki mescit sorunu diyalogla çözülüyor.”

2) soL portal'da da belirtildiği gibi, patronun mescide çevirdiği alanların, daha önce işçilerin molalarda dinlenmek üzere kullandıkları odalar olmasıydı. Yani fabrika yönetimi, işçileri molalarda kendi istedikleri şekilde dinlenmek yerine namaz kılarak vakit geçirmeye zorlayan bir adım atmıştı.

3) Dini inanç, özgürlükten yobazlığa doğru evriltiliyor. Bir Kurul da işin içine katılarak...

Ama bakın, Bosch'un İletişim Danışmanı Bersay İletişim açıklamasında şu cümleye yer veriyor: “Bosch, özellikle kültürlerarası duyarlılıkları anlamakta ve bunlara saygı duymaktadır.”

Patron, zarfı güzel göstermek istiyor, mazruf zaten istenildiği gibi!..

4) Kamuoyu, İnsan Hakları Kurullarının çalışma tarzı hakkında yeteri kadar bilgiye sahip değildir.

5) Bursa kamuoyu, bu gelişmeyi yeterince yorumlamadı, üzerine gitmedi. Patronun reklam tehdidi anlaşılabilir olmakla birlikte, devlet görevlilerinin toplumsal olay ve durumlara yaklaşımlarını siyasal ve eleştirel bir gözle değerlendirmemesi düşündürücüdür.

Örneğin, Vali Harput'un Bosch'un ekonomik krizi bahane ederek işçilerini ücretsiz izinle tehdit etmesi ve 117 işçiyi işten çıkarmasını tıpkı mescit sorunu gibi, “diyalog ile çözmeyi düşünmüş müydü?

Bu sorun, İnsan Hakları Kurullarının esas alanlarıdır. “1. nesil haklar” yada “klasik haklar” da denilen haklardan en önemlisi, “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”dür.

Vali Harput'a sormak gerek: Bu hakka dayanarak, kriz döneminde patronlarla diyalog içine girdi mi? Girmediyse, Kurulların çalışma esaslarına dayanarak bu soruyu gerekçeleriyle yanıtlamasını istemek, en temel (ve insani) hakkımızdır.

6) Son soru: Böyle bir uygulamanın Bursa ve bir Alman firmasında olması bir tesadüf müdür?

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları