Mehmet Yavuzkan
Sorun Beşiktaş mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:21 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:21
Cumartesi günü, Bursaspor – Beşiktaş karşılaşmasından önce, kentte yaşanan olayların ardından basındaki kimi yorumlar şöyle:
“Bursa algısı zarar görmüştür. Her zaman huzurlu bir kent olarak bilinen Bursa olaylarla televizyon ekranlarında gündem oluşturmuştur.”
“Marka kent olma isteğiyle hareket ederken tüm emeklerin yok olmasına izin vermemek gerekir.“
“İstanbul medyasının bu olayların hemen ardından Bursasporlu taraftarlardan hareketle Bursaspor Kulübü'ne karşı başlattığı linç girişimi de dikkat çekici...”
Bu yorum da Bursa Valisi'nden: "Bursa'da şimdiye kadar polise yönelik hareket olmamıştı. Son yaşanan olayda doğrudan doğruya polise yapılan bir durum var. (...) Bugüne kadar böyle bir şey olmadığı için polis de bunu beklemiyordu. Bu olayın istihbaratı söz konusu değil, maalesef yok... Orada beklenmeyen durumla karşı karşıya kalındı"
Bu yorumların gerçeklikle hiçbir ilgisi yok laf ola beri gele!
Bursa medyasının kimi kalemlerine bir önerim var. Toplumdaki bazı gelişmelere akıl yorsunlar, buradan edinecekleri yöntemsel zenginlikle Bursa'ya dair en azından daha sağlıklı çıkarsamalar yapabileceklerine inanıyorum: Doksanlı yıllarda, bu ülkede ardı ardına katliamlar sonucu iç savaş koşulları oluşturulurken Türkçe Pop Müzik AKP'nin damgasını vurduğu ikibinli yıllarda da dizi furyasının nasıl oluştuğu konusunda bir fikirleri var mıdır?
Katliamlar olurken “bandıra bandıra ye beni” AKP'li yıllarda hemen her toplumsal kesime dönük dizilerle avut beni.
***
Bursa, Marmara hinterlandındaki konumu, burjuvazisi, büyük bir göç dalgasıyla kentin çeperinde “yığılmış” emekçileri, yağmalanmış ovası, “kentsel dönüşüm” ile çoğalan “kitsch” örnekleriyle AKP iktidarının prototip illerinin en önde gelenidir.
Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesi ile birlikte, doğa katliamı (Dağyenice) ve tarım alanı yağmasına hazırlanan Bursa, AKP iktidarı tarafından ikinci büyük il yapılmaya hazırlanıyor. Bu plan doğrultusunda, Bursa “marka” ve “huzur” kenti olarak lanse ediliyor. Bu dönüşümde patronlara rant ve kâr düşerken, emekçi halka da “oh, ne güzel huzur ve marka kentiyiz” demek düşecek!
“Marka” piyasacılığın, “huzur” da (gerçek anlamının yanı sıra) gericiliğin ve muhafazakârlığın kodları oluyor. İşbirlikçiliğin kodunu soruyorsanız, Bursa'lı patronlar, AKP'li kadrolar en iyi yanıtı verecektir.
Peki ya, Bursa gerçekten öyle mi? Bir gecede savaş alanına dönen İnegöl'ü unuttuk mu? Ülkenin içinde bulunduğu durumun yanı sıra, göç ile birlikte artan düşkırıklıkları, etnik düşmanlıkları, yoğun sömürünün ve işsizliğin harap edici yanları, Bursa'da hiç mi gerilim biriktirmez?
***
Kıyasıya eleştirdiğimiz ve AKP İl Başkanı gibi gördüğümüz Bursa Valisi Şahabettin Harput, Bursa'daki bu dönüşümün aktörlerinden biridir, hatta öncüsüdür. AKP'de son dönemde hakim olan tarz, kendisine de sirayet etmiştir.
İçi çok da boş olmamakla birlikte, aşırı bir kendine güven, AKP'li kadrolarda ve kamu yöneticilerinde sıkça görülmeye başlanmıştır: Sanki her şey, iki dudaklarının arasındadır! “Ben yaptım oldu” ya da “ben dedim olacak” anlayışı, artık egemendir. Bu tutum, seçimlerden sonra daha da artacaktır.
Vali Harput da, yedi yıldır süregelen bir gerilimi, İl Güvenlik Kurulu'nu da atlayarak, maçın oynanacağı hafta verdiği demeçlerle önleyebileceğine kamuoyunu inandırmaya çalışmıştır. Oysa, kazın ayağı hiç de öyle değildir. Sonuç, tam bir basiretsizlik örneğidir. Toplumsal durum ya da olaylar, laboratuarda deney yapmaya benzemez. Orada bile her zaman tüpü patlatma ihtimaliniz vardır. Deyim yerindeyse, Bursa kazayı ucuz atlatmıştır.
Ülke genelinde de böyle olmuyor mu? YSK'nın adaylıklarını iptal etmeyi denediği bağımsız adaylara dair kararından sonra yaşananları ve YGS protestolarına karşı, “on bin genci toplamak”tan söz eden Başbakanı hatırlıyorsunuz değil mi?
Boyun eğecek miyiz?
Bursaspor ve Beşiktaş Taraftarlarına Açık Çağrı
Beşiktaş ve Bursaspor'un duyarlı ve sorumluluk sahibi taraftar guruplarına çağrı yapmak istiyorum. Metin (Kurt) ağabeyin dediği gibi, "Gerçekte siyaset, sporun babaevidir".
"Bugüne değin arenalarda tek kale maç yapan ve tüm golleri emekçi kalesine atan sağ siyaset bundan böyle spor arenalarını eskisi gibi manipüle edip, kolayca kullanmaları”na izin vermeyelim.
Her iki takımın taraftar grupları, bu gereksiz gerilimi biraraya gelerek kardeşçe çözmeliler. AKP'nin ve patronların yağma düzeninde payanda olmamak ve çözümü onlara bırakmamak için...
“Marka” ve “huzur” kenti Bursa ya da patronların çiftliği haline gelmiş olan kulüpler için değil, “Her alandaki sömürüye olduğu gibi, özellikle de spor alanındaki sömürüye son verme zamanı çoktan gelip çattığı” için...
Ülke karanlığa doğru giderken, ne Bursa ne de İstanbul şovenliği bize fayda getirmez.
Bursa ya da İstanbul değil, bu ülke bizim!