Mehmet Yavuzkan
Sermaye: Fırsat ve Talan – 2
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:19 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:19
Yetmişli yıllarda İstanbul'daki iki semt, son otuz yılda kentin nasıl dönüştüğünü gösteren bir çok örnekten ikisidir. Şimdi belediye olan Avcılar ve Zeytinburnu. İlki şehrin dışında kabul edilen, daha çok kentli orta sınıfın yazlık mekanı diğeri bir emekçi semtiydi.
Özallı yılların ilk döneminde, Avcılar'da iki bilemediniz dört katlı evler, imar izniyle yedi, sekiz kata çıkarılırken Zeytinburnu'nda emekçi mahallesi kimliğinden uzaklaşmanın temelleri atılıyordu.
Doksanlı yıllarda da, Avcılarda yedi, sekiz katlı apartmanların alt katlarındaki mağazalarda bulunan kolonlar yıkılarak büyük halı ve mobilya mağazaları ve otomobil galerileri E-5 yolu üzerinde boy gösterirken Zeytinburnu tekstil patronlarının plazaları ve toplu konutlarla dolmaya başlamıştı.
1999 depreminde İstanbul'da en çok yıkılan binanın Avcılar'dan çıkması ve Zeytinburnu'ndaki çoğu emekçinin yaşadığı evlerden zorla şehrin dışına gönderilmesi kader değil, “sermayenin sınır tanımayan yayılması ve talanının sonucudur”.
***
Sermaye sınıfının toprak (arsa) üzerinde spekülasyon ve rant elde etme isteği, tarihsel bir zorunluluktur.
Zorunluluğun bilincinde bir sermaye sınıfı çıkarılan kanunlarla gelirlerinin %50'sinden fazlasını borçlanabilen ve bu nedenle projeler(!) merkezi olan belediyeler konut kredisi, sigorta işlemleri vb. bankacılık enstrümanları ile piyasayı yönlendiren ve GYO (Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı)'lar aracılığıyla arsa spekülasyonu yapan finans sektörü...
Ve tabii ki, TOKİ. AKP'nin 2003'te yaptığı yasa değişikliği ile “köy mimarisinin geliştirilmesine, gecekondu alanlarının dönüşümüne, tarihi doku ve yöresel mimarinin korunup yenilenmesine yönelik projeleri kredilendirme hakkı edinen”... Emekçilerin evlerini ucuza alan ve her türlü usulsüzlüğü yapan...
Finans sektörü ve TOKİ... Sermaye sınıfı, AKP tarafından emrine verilen “koçbaşı” TOKİ sayesinde arsa spekülasyonu ve rant politikalarını geliştirme şansı yakaladı. AKP'nin eli de sıcak para girişi sayesinde hep rahat oldu!
***
Ancak, ülkemizin her yerinde kentsel dönüşüm başlığında huzursuzluklar giderek artmaya başladı. Bursa'da, kent estetiği açısından bir felaket olan Doğanbey kentsel dönüşüm projesinde, tamamlanma aşamasındaki daireler yüzünden mülk sahipleri ile TOKİ karşı karşıya...
Olay gazetesi yazarlarından İhsan Aydın'ın belirttiğine göre, Doğanbey Kentsel Dönüşüm Derneği Başkanı Sinan Kangal, şöyle diyor:
“75, 112,5 ve 150 metrekarelik daireler yerine tam 26 çeşit büyüklükte daire yapıldığını Bu dairelerin hepsi sözleşmedeki dairelerden daha büyük. Sözleşmede bir madde var. 'İnşaatlar bittikten sonra inşaat maliyetlerine göre dairelerin değeri brüt üzerinden yeniden belirlenecektir.' Şimdi daireler büyük yapılmış ve brüt üzerinden değerlendirilince hiç borcu olmayan kişiler bile borçlu duruma düşüyor.”
“Diyelim ki 100 m2 olarak verilecek daire 170-180 m2 yapılmış. Aradaki 20-30 m2'lik fark 930 -1060 TL gibi parayla çarpılıyor. Bir de daireler brüt üzerinden değil, satışa esas brüt üzerinden değerlendirilerek 150 m2'lik bir daireye 220- 240 bin TL fiyat konuluyor. Böylece hiç borcu olmayan bir kişiye 70-90 bin TL'lik borç çıkarılıyor.”
Bu, AKP iktidarının mali sermaye ve rantiye müteaahhitlerle kentlerin ve insanların üzerine nasıl çöktüğüne dair hazin bir örnektir.
***
Ulaşıma gelince... Son yazımda, Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesi'yle ilgili olarak şöyle yazmıştım:
“Otoyol projesi karşısına çok net durmalıyız. Ancak şunu diyemeyiz: “Bu otoyol projesi, tarım arazileri ve doğal denge gözetilerek yeniden gözden geçirilmelidir. Sivil Toplum Kuruluşları da çalışmalara katılmalıdır.”
“Sermaye sınıfı ve AKP, bu projeyi gözden geçirmez. Bu proje, böyle istendiği için oluşturulmuştur. Onların gözü, güzergah üzerindeki tarımsal alanlarında ve buralarda oluşturulacak olan rantlardadır. Fikirleri ise, Türkiye'de tarım, yer altı ve üstü zenginlik bırakmamaktır.”
Konuyu biraz daha açmak ve tartışmak gerekirse... Peki, neden otoyol değil, otomotiv değil? Bu sorudan hareketle, hiç otoyol ve otomobil istemediğim anlaşılmasın. Sorun, dünyanın en “azılı” sektörü olan otomotiv sektörünün ülkemizdeki rolü.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun 26 Ocak 2011'de yayımlanan haber bülteninde verilen bilgilere göre, trafiğe kaydı yapılan motorlu taşıt sayısının geçen yılın Kasım ayına göre artış oranı %148,7 olmuş. 2010 yılının Ocak-Kasım döneminde trafikteki toplam taşıt sayısı 706.623 artmış. Bu artışta İstanbul %33,5 ile birinci, Bursa %3,6 ile dördüncü sırada...
Bir yanda otomotiv sektörü diğer tarafta finans sektörü... Sermaye sınıfı ve AKP... Böyle giderse, yukarıda belirtilen rakamların şaşırtıcılığı hiç yok olur mu?
Otomotiv tercihi, sermaye sınıfının 60 yıllık bir tercihi. Araç trafiğini kaldıramayan cadde ve sokaklar yapılan ve yine tıkanmaya başlayan yollar yabancı sermayeye bağlı otobüs işletmeciliği, artan trafik nedeniyle oluşan gürültü ve kirlilik artışı kentlerin görünümünde bozulmalar (bir yazımda, AKP'li belediye sayesinde, artık Antalya'nın içinden çevre yolu geçen bir şehir olduğunu belirtmiştim) otomotiv yapımında dışa bağımlılık!..
Otomobilin yegane tercih olduğu bir hayat tarzı, bizim mutlaka ama mutlaka ideolojik olarak mücadele etmemiz gereken bir başlık. Araba alma özgürlüğü ile trafikte yaşanan kepazelik arasında bir ilişki varsa eğer, bu, insan aklına yapılmış en büyük tecavüzlerden biridir.
Trafikte arabasıyla giden bir kişinin yolda kapladığı yer ile elli kişilik bir otobüste seyahat eden bir kişinin yolda kapladığı yer arasında yaklaşık 20 kat fark olduğu belirtilirken, insanların “bir otomobilim olsa” sözleri, mutlaka tartışılır hale getirilmelidir.
Bugün Türkiye'nin ulaşım problemi, diğer birçok problemi gibi, var olan düzen içinde palyatif çözümlerle yok edilemez.
AKP iktidarı, gururla savunacağımız demiryolu projesini bile, vagon ve hat bazında piyasanın çarklarında öğütme gücüne sahiptir. Örneğin, Fatih Ekspresi'nin tamamı ya da bir vagonu pekala Varan Seyahat'e satılabilir.
***
AKP ve işbirlikçi sermayenin bu yazıda sözünü ettiğimiz başlıklarda iştahı sona ermez. Ancak, bu iştahlı halin soluğunu kesme şansımızın olduğunu düşünüyorum.
Tekrardan bıkmadan, Bursa'nın duyarlı ve aydın kesimi, nitelikli birikimini düzen içi değil, düzenin kendisine cepheden (siyasal ve ideolojik) yöneltmelidir.