Mehmet Yavuzkan
Seçim… Kriz… Siyaset…
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - BURSA yazıları
Genç ve bakımsız taksi şoförü, kısa sayılabilecek yolculuğumuzda gerçekleştirdiğimiz siyasi sohbetin son kısmında çok netti: "Bak abicim! Hepimiz bir sınavdayız. Bu dünyanın değil, öteki dünyanın nimetleri beni ilgilendiriyor. Tabii ki kaderimizi kabul etmek zorundayız. Allah beni böyle göndermiş bu dünyaya... Ben menfaatime bakarım mücadele etmem, onun kuluyum!"
İkincisi...
Çıkarıldığı fabrikaya karşı, işe iade davası açan işçiye arkadaşı mahkeme koridorunda "hem Tofaş'a hem de Türk Metal'e ihanet ediyorsun" dedi.
TKP'nin 9. Kongre notlarından... "(...) En büyük tehlike, geniş toplumsal kesimlerin siyasetle kurdukları ilişkinin bir alışverişe dönüşmesidir. Bencillik, köşe dönücülük, adalet duygusunun yitimi gibi kavramlarla ifade ettiğimiz toplumsal çürümede yeni bir evreye ulaşılmıştır: Milyonlarca yoksul insan siyasete, dünyaya ve memleket meselelerine sınıfsal çıkarlar, kamu çıkarları açısından değil, içeriğini burjuva ideolojisinin belirlediği bir "ticari işlem" olarak bakmaya başlamıştır. Krizin bu bakış açısını yaygınlaştıracağı gerçeğinden hareketle, Türkiye Komünist Partisi ulusal ve yerel ölçekte siyasetin ticarileşmesine karşı etkili bir mücadele başlatmalıdır."
***
Seçim gecesi, televizyona çıkan bazı "stratejistler, siyaset bilimciler büyük bir cehaletle AKP'nin azalan oyları nedeniyle rahat olamayacağını belirttiler.
Evet, oyları azalmıştır ancak AKP azalan bu oylarıyla kısmen "rahatlamış", işbirlikçi, dinci gerici ve piyasacı kimliği daha fazla ön plana çıkmış Kemal Okuyan'ın dediği gibi, "ABD'ye daha fazla mahkum olacaktır."
Bu mahkumiyet ve iktidarda kalma ihtirası, siyasal olarak AKP'yi daha faşizan bir noktaya çekecektir. Ergenekon'da yeni iddianameler çıkabileceğini gibi, öngörülemeyecek kimi baskılar da cabası...
Durdurmak bizim işimiz...
***
Bursa ve pek çok sanayi kentinde, Aralık ayından bu yana çok sayıda işçi çıkarıldı daha da çıkarılacak. Kriz daha ağır yönleriyle karşımıza dikilecek.
Sokakta, otobüste, kafede... Her yerde bunun sohbeti var.
Seçimler bitti patronlar pusuda... IMF ve hükümet pusuda... Zam ve vergiler sırada...
Seçimlere ve sonuçlarına yaklaşımımız ile üç aydır krizin sonuçlarıyla ortaya çıkan görüngülere yaklaşımımız aynı sorumluluk düzeyinde olmalıdır.
Kriz ortamında sınıfa yaklaş(a)mayan ve onunla sıcak temas kur(a)mayanlar, bir aylık seçim temasının sonucuyla memleketine ve emekçi halkına karşı duygusal kimi tepkiler vermemelidir. Bu durum, bana son gün sınavına çalışıp, bir şey yapamayan öğrencileri hatırlatıyor.
Çünkü biz yokuz! Hayatlarında... Fabrikada... tarlada... Evde... Üniversitede...
***
Siyaset daha doğrusu örgütlü siyaset, salt sosyal ve kültürel bir faaliyet değildir. Hele örgütçünün "kimliği" sadece sosyal ve kültürel bir kimlik hiç değildir.
Türkiye'nin bugünkü toplumsal, siyasal ve ekonomik verili durumuna müdahale etmek istiyorsak, abartarak söyleyecek olursam, bütün ezberlerimizi bozmamızı gerekiyor. İstediğimiz kadar en siyasi... en örgütlü... ve en teorik olalım. Toplumsal karşılığımız yoksa, ne yapalım o "en"leri?
***
Düzen partilerine oy veren emekçi halkların bu "siyasallığı" bizi memnun eder mi? Bu haliyle bize oy verse sevinir misiniz? Ben sevinmem. Çünkü birlikte yürüyemeyiz. Ona dokunmamışız. Yüzleşmemiş.
İşte bizim siyasetimiz bu yüzden daha gerilimli, daha uzun soluklu, biriktiren ve heyecan veren bir siyaset.
Ülkenin verili bir nesnelliğinde ya da kırılma anında çekim gücü yüksek bir siyaset.
Bu çekimi yaratmak için, şimdi daha hızlı, yol açıcı, toplumsal gücümüzü arttıran bir tarza doğru gitmek gerek.
Bilinen öyküdür...
Marko Polo, Kubilay Han'a gezdiği kentleri ve gördüklerini anlatırken bir kentteki bir köprüyü ve bu köprünün taşlarını anlatmaktadır. Kubilay Han bir süre sonra sıkılır ve Marko Polo'ya "bana tek tek taşları anlatma köprüyü ayakta tutan taşı anlat" der. MArko Polo "köprüyü ayakta tutan o ya da bu taş değil, bu taşların oluşturduğu kavistir" der. Bunun üzerine Kubilay Han"o halde bana kavisi anlat" der. Marko Polo yine cevap verir: "Üzgünüm Han'ım ama taşlar yoksa kavis de yoktur."