Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

“Oruç tutmayan bizden değildir”

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58

KENTİN SESİ - BURSA yazıları

Başlıktaki cümleyi, Refah Partisi'nin iktidar olduğu yıllarda, bir Ege kentine girerken Belediye Başkanı'nın imzasıyla pankartta görmüş, hayli ürpermiştim.

Bu anekdotu hatırlamama neden olan AKP'nin vali hocaefendileri oldu. Bu valilerle, hayata bakıştan gündelik alışkanlıklara varıncaya dek, dini esas alan bir yönetim tarzının giderek artacağını söylemek sanırım kahinlik olmayacaktır.

Kimi zaman bazı sohbetlerde, “nereden çıktı bunlar” diye yakınmaları, sanırım hepimiz duyuyoruz. Sanki Mars'tan gelmişler gibi bir düşünce var. Hayır! 50'li yıllardan bu yana, adım adım, belki de birçoğumuzun farkında olmadığı ve kesinlikle devlet destekli bir “aklın tutulması” diyebileceğimiz bir süreç yaşandı. Giderek devlet katına sıkıştırılan laik düşünce, bu hükümet ile birlikte gömülmüştür. Sonuç ortada!

Bu ülkede kız ve erkek çocukların yan yana oturduğu okullar, din dersinin seçmeli olarak yer aldığı müfredatlar ve Ramazan'da meyhanelerin de açık olduğu dönemleri gören bir kuşağın üyesiyim. Çok açık söylemeliyim ki, Ramazan ayına ait, gördüğüm ve yaşadığım bazı ritüel ve yaklaşımları unutmam mümkün değildir. Belki de bir çocuk eğlencesiydi ancak şundan eminim ki, hepsinde bir nezaketi görebilirdiniz. İstanbul'da Yahudi, Rum, Ermeni ve Türklerin birarada yaşadığı semtlerde Ramazan aylarında görülen nezaketi, günümüzde aynı yerlerde bulmanız mümkün değildir. O insanları da...

***
“Bizden değildir” anlayışının itikat ile donatıldığı günümüzde, yukarıda yazdıklarım nostalji olarak algılanmamalıdır. Göstermek istediğim, her ne derseniz deyin ama, toplumdaki var olan “akıl”ın özgürlüğünü yitirmeye başlamasıyla, başta ülkemizin ve emekçilerin özgürlüğünün yitmesi arasındaki korelasyondur.

Titiz bir “toplumsal mühendislik” örneğidir, otuz yıldır yaşadıklarımız.

Türban ile başlamadı bu süreç. 12 Eylül faşizminin sadece kadınımızın değil, toplumun, emekçilerin aklının üzerine örtülen bir simgesiydi, Türban. Eşitsizlikleri, sömürüyü, işbirlikçiliği görmemesi için.

***
AK Valiler demiştik ya... Bunlardan biri de Bursa Valisi Şahabettin Harput. Göreve geldiğinde bu yana yaptıkları bir yana, katıldığı bir anma törenini ve yaptığı konuşmayı aktarmak isterim. Haber şöyle:

“Bursa Valisi Şahabettin Harput Baba Sultan köyünde düzenlenen Baba Sultan (Geyikli baba) Hazretleri’ni anma günü törenlerine katıldı. Bursa’nın Babasultan Köyü’nde düzenlenen 632. Geyikli Baba’yı Anma Şenliği’nde 25 bin kişi 6 buçuk ton dualı pilav yedi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminin önde gelen simalarından Geyikli Baba (Baba Sultan) Hazretleri’ni anmak için düzenlenen etkinlikler renkli görüntülere sahne oldu. Yaklaşık 25 bin kişi, mehter izledi, mevlüt ve Kur’an-ı Kerim dinledi. Şenliklere katılanlar namaz kıldıktan sonra dua edip gözyaşı döktü. Şenliklere katılan Vali, "Bu toprakları bize vatan yapan, cephede canlarıyla kanlarıyla sulayarak şehit olanların yanında arka planda dualarıyla bu insanlara destek verenlerdir. Bu desteği verenlerden biri de Geyikli Baba’dır. Birlik ve beraberliğimiz en büyük gücümüzdür. Bunun korunması lazım. Bunu bozmak isteyenlere fırsat vermeyelim" dedi.”

Bursa Valisi'ne sorulmalı “yaptığınız konuşma, valilik makamına yakışıyor mu” diye. “Sana ne istediği gibi konuşabilir, kendi görüşü bu” denebilir.

Ben de diyorum ki, zaten bu noktaya böyle bir zihniyet nedeniyle geldik. Önümüze konan her türlü gerici gündem “özgürlük” olarak adlandırılarak, sorgulanamaz bir noktaya yerleştirildi ve bir yaşam tarzı halini aldı. Karşımıza çıkan her türlü sorunun çözümünde dini esaslar belirleyici oldu. Emekçiler, bu dünyadaki varlığını “öteki dünya” üzerinden anlamlandırmaya çalıştı. Bugünü, hayatını yaşa(ya)mayıp, ya geçmişte yaşadı ya da “öteki dünya”ya hazırlandı. Bu işsizlik ve yoksullukta başka türlüsü de beklenemezdi.

Bir valinin türbeye çapıt bağlayıp, adak adayan kişiden bir farkının olması gerekir. Buram buram gericilik kokan bir konuşma yap(a)maz. Bir müftü veya imamdan farkı olur. Kendisi hutbede değil, kamunun önündedir. Kamu yönetiminin esasları bellidir. Kamu yöneticisi, “cephede savaşanların yanında arka planda dualarıyla destek verenler”in olduğuna inanmaz. Hele hele bir dervişe böyle bir şey atfedemez.

Vali beyin daha ciddi işleri olmalıdır. Örneğin, kentteki işsizliğin sosyal boyutu. Bunu Geyik Baba'nın rahmeti çözmeyecektir. Bir başka örnek... Direnen işçilerin fabrika önünden uzaklaştırılması için talimat vermemelidir. Birlik beraberlik sözünün ne kadar afaki söylendiği de ortadadır.

Emekçiler söz konusu olduğunda devletin zor gücünü, ecdat söz konusu olduğunda da dervişi hatırlamak için vali olmaya gerek yoktur.

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları