Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Neden Bursa ve Diyarbakır?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

KENTİN SESİ – BURSA yazıları

Ne yalan söyleyeyim Diyarbakır'da yaşanan olayları ele almak, hiç içimden gelmedi. Ama tarafların demeçlerini, birkaçı dışında yapılan yorumları gördükçe, kaleme sarıldım. Henüz, Tekel işçilerinin böylesi düşmanlıkların nasıl bir mücadeleyle yok edilebileceği konusunda değerli örnekleri sıcaklığını korurken...

***

2009 yılında, metal sektöründe faaliyet gösteren fabrikalarda çalışan işçiler ile sohbet toplantımız vardı. Bu toplantının yapıldığı dönemde, yine Güneydoğu'da ölen askerlerin cenazeleri yurdun değişik kentlerine gidiyor, Barzani arsızca demeçler veriyordu. Patronun baskısı, sosyal haklar, işsizlik tehdidi ve benzeri durumlardan yakınan Türk, Kürt ve Bulgar göçmenlerinden oluşan işçilerle birlikte, “güncel, siyasi bir değerlendirme yapalım ki, zihinler biraz sadeleşsin” diye düşünmüştüm.

Toplantıya benzer kaygılarla gelen ve aynı bantta aynı sömürüye tabi işçiler, konu Kürt sorununa geldiğinde nasıl da öfke nöbetlerine tutulabiliyordu. Türk işçilerden biri, “yakında bir ondörtlü alıp, Kürtlerin kapısına dayanacağından” söz etmeye başlamıştı ki, Kürt arkadaşı da benzer yanıtlar vermeye başladı. Çareyi mola vermekte bulmuştuk.

Sizce, molada ne konuşuldu ki, toplantıya başladığımızda ortalık süt liman olmuş olabilir? Şaşırtıcı geleceğini sanmıyorum: O hafta sonu oynanacak olan Bursa – Beşiktaş maçında Beşiktaşlılara ne yapacaklarını tartışmışlardı! (Bilmeyenler için not: Bursa'da 2003-2004 sezonunda Beşiktaş'ın Bursa'nın küme düşmesine neden olduğu iddiası!) O zamandan bu yana, Beşiktaş maçlarının oynanacağı gün, sokaklarda siyah beyaz renkler ya solar, ya da yok olur! Altı yıl olmuş, ne yerel yöneticiler ne de kamuoyu, bu saçmalığa bir son verebildi. Veremezler de.

İşçilerin çalıştığı fabrikaların patronları kim mi? Hepsi de AKP'nin dümen suyunda... Bursa umurlarında değil. Barzani'nin memleketinde yatırımlarını kovalıyor! Kimi de Uludağ Üniversitesi'nden “onur doktoru” unvanı alıyor Bursa İl Genel Meclisi tarafından TBMM Üstün Hizmet Ödülü'ne aday gösteriliyor.

İş yerlerinde Kürt işçileri en pespaye koşullarda çalıştıracaksın Türk ve Kürt işçiler birbirine girme riski taşıyacak sen Barzani'nin memleketinde pazar payı arayacaksın.

Devletin yapması gereken üniversite binalarına, Bursaspor'a biraz yardım yapıp, vergiden düşeceksin! Bursa Valisi Şahabettin Harput da hakkında, "Bir fani için bundan daha güzel bir mutluluk olamaz. En büyük sermayesi dürüstlük, vatan ve insan sevgisi olan, yurt dışında ülkemizi gururla temsil eden, eser üstüne eser katan Faik Çelik..." diyerek övgüler yağdıracak.

***

Bursa ve Diyarbakır... Son yıllarda her iki ilimizin kamuoyu, farklı beklentilerle epey “doldurulmuş” bir durumda.

Bursa, AKP döneminde bir “dönüşüm” yaşıyor bu dönüşümün ideolojik olarak toplumsal hayata yansıması farklı şekillerde oluyor. “Dünya ya da marka kent” öykünmeleri, yerel basındaki İstanbul'a meydan okumalar, toplumsal hayatta var olan gericilik, varoşlarda giderek artan yoksulluk ve şiddet olayları, kriz ve yoğun göçün getirdiği etnik ve sosyal sorunlar...

Diyarbakır'daki beklentileri ve AKP hükümetinin yaptıklarını anlatmaya gerek var mı? Hemen ötesindeki Kuzey Irak'ın bölgede yarattığı imaj, “Kürt açılımı”nın siyasal ve ideolojik olarak yansımaları, Kürt siyasi önderlerinin kişiliksiz ve ilkesiz bir pragmatizmle ABD ve AB siyasetleri arasında salınarak siyaset yapmaya çalışmaları, kentteki ne idüğü belirsiz STK'ların etnik kimliği “öteki” kavramıyla zihinleri bölücü bir şekilde kentte işlemeleri, Kürt yoksulların yardımlarla “uzatılan el”in arkasında kimin ve hangi amacın olduğuna bakmaksızın, ne varsa alması...

Mutlaka eklenecekler vardır ama tüm bu etkenler, her iki ilde bir toplumsal şizofreniye tekabül etmektedir. Kastım, yapılmak istenenle toplumsal durum arasındaki açı ve gerilimlerdir.

Bir yanda Osmanlı'dan bu yana, Osmanlı kimliğinin yaşatılmaya çalışıldığı ve devlet kadrolarının “staj” yaptığı “huzur kenti”(!), diğer yanda Mezopotamya'nın önemli miras kentlerinden biri, “öteki” Diyarbakır.

***

Kendinizi ABD veya AB'li yöneticilerin yerine koyun! Ne düşünürsünüz? İyi bir örneklem, değil mi? Sizce nasıl bir prova olur, bu iki kent arasındaki çatışma? Nasıl bir Türkiye istiyorsanız, oraya evriltebileceğiniz bir çatışmadır bu. Gerekirse, farklı örneklemler de devreye girebilir.
Hiçbir yerel yöneticiden bu konuda ciddi adım beklememek lazım. Daha doğrusu onlara inanmamak lazım. Onlar bunları münferit olaylar olarak nitelendirirler. Diyarbakır'ı bilemem ama Bursa'da böyle bir şeyi beklemek hayalcilikten ibarettir.

Bu ülkenin, en azından bizlerin hafızasında bu tür provokasyonların yapıldığı kaydı var. Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız. Türk ve Kürt Tekel işçilerinin sınıf kimliğiyle verdikleri mücadele dağıtmamış mıydı, bu havayı?

***

Şimdi söyler misiniz, iki kentten, bir kaçı hariç, yapılan açıklamalarda yer alan onlarca “sen şöyle yaptın”, “ben şöyle yaptım” cümleleri ne işe yarıyor? Ne gereksiz ve işe yaramaz açıklamalar. Teraziye koysak(!), biri diğerinden daha hafif çıksa “suçsuz” mu olacaklar? Ya da en fazla gerekçesi olan haklı mı olacak?

Herhalde, böylesi bir olayda, il ya da takım tutmayacağımız anlaşılmıştır. Taraf(tar)ların da anlaması gereken budur.

Bu durum, iki kenti de aşan ancak, iki kentin emekçilerinin de yer aldığı bir toplumsal direnç geliştirilmesi gereken bir durum.

Bu direncin hedefi de bellidir.

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları