Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Kriz ve Patronlar

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

KENTİN SESİ - BURSA yazıları

2001 yılının 21 Şubat günü. "Kara Çarşamba." İMKB'de yüzde 18,1 düşüş ve gecelik faizlerde yüzde 7500 gibi akıl dışı bir seviye... Hükümet, alınacak önlemler için 13 saat sürecek olan toplantıda...

O günün akşamı, aynı fakülteden mezun akademisyen ve bankacıların katıldığı yemekli bir toplantı... Katılımcıların aklı ve kulağı hükümetin yaptığı toplantıda... Bir ara, gözler açık olan televizyon kanalına kaydığında, Başbakanlık binasına Güneş Taner'in girdiği görülünce, o zaman sosyal demokrat görünen ve bir devlet üniversitesinde olan ama şimdi liberallerle birlikte ve özel bir üniversitede olan Profesör hocamız şöyle demişti: "Memlekete geçmiş olsun! Devalüasyon lobisinin adamı olan bu kişinin bu toplantıda ne işi var?"

Ertesi gün ne olup bittiğini hepimiz biliyoruz. Sadece bir örnek: 22 Şubat günü İş Bankası dolara 1 milyon 31 bin lira satış, 689 bin 910 lira alış fiyatı verdi.

Bir gün önce Merkez Bankası dolar kuru 688 bin 696 lira satış, 685 bin 391 lira alış idi.

***

Aynı gün, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) bir açıklama yaptı: "Piyasalara güven verecek, ekonomiden sorumlu bir başbakan yardımcısının eksikliğinin, programın başarısızlığında en önemli rolü oynadığını bu nedenle hükümetin, meclis içinden ya da dışından bir ismi bu göreve getirmesi gerekir."

Çok değil, 2 Mart'ta "Dünya Bankası ile bütün ilişkimi kestim, izin almadım, istifa ettim. Ben her zaman Türkiye'ye dönmek istiyordum. Zaten dönecektim. Belki düşündüğümden erken oldu ama amacım dönmekti" diyen Kemal Derviş Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı'na atandı.

Kemal Derviş, Türkiye'de "işlerini bitirdikten" sonra, memleketine tekrar geri döndü!

***

23 Şubat 2001 günü. Bir iş toplantısı... Salonda ülkenin en tanınmış patronlarından biri. Keyifli bir şekilde boğazı seyrediyordu. Birilerinin "nasılsınız" sorusuna ellerini ovuşturarak verdiği yanıtı hiç unutmuyorum: "Çok iyi, çok iyi! Bu krize dövizde yakalandık!"

O anda içimden geçenleri tahmin etmeniz hiç de zor değil.

***

Örnekler çoğaltılabilir.

Hemen hepsinde patronların bir sınıf olarak çıkarları, yaptırım güçleri ve sınıf kinlerini görebilirsiniz.

Kriz dönemleri patronların çıkar, yaptırım gücü ve sınıf kinlerinin azaldığı değil, azdığı dönemlerdir.

Kararlar alınırken devalüasyon lobisiyle görüşülmesi, patronların (ve tabii ki ABD'nin) istediği kişinin devlet bakanı olması ve bir patronun kriz ortamında ellerini ovuşturması... Bu örneklerde yer alan tutum ve davranışlar sınıfsal açıdan gerçekçi ve doğru hareketlerdir. Aksi düşünülemez. Aksi olsa kapitalizmin ruhuna uymaz patron, patron olmaz!

Patron için sınıf çıkarları ve her daim sınıf kini esastır. Çıkar ve kin arasında diyalektik bir ilişki vardır. Daha fazla çıkar için daha fazla kin ve gözü dönmüşlük gerekir. Tersi de doğrudur.

***

Patron işten çıkarttığı veya halen üç otuz paraya çalıştırdığı işçinin akşama ne yiyeceğini, çocuğunu nasıl okutacağını ve geleceğini düşünmez. Düşünürse patron olmaz. Patronun gözünde işçinin değeri fabrikasındaki hammaddesi kadar bile değildir!

İnsan hayatının ve erdemlerinin bu patronlar nezdinde bir anlam ifade etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, insan hayatı bir yana, (zaten hiçbir önemi yoktur) erdemlerin çürütülmesi elzemdir sömürünün artması ve sınıf kininin dışavurumlarının meşrulaşması için...

"Dövizde yakalanan" ve "çok iyi, çok iyi" diyen patronun ellerini ovuşturması bir sonuçtur. Huzur doludur! Kin ve gözü dönmüşlük, kısa süreli moladadır!

***

Patronlar piyasa rekabeti için birbirlerine karşı yaptıklarından daha fazla birlikte, bir sınıf olarak, başta memleketimize ve işçi sınıfına yönelik yaptıklarıyla tanımlanmalıdır.

***

Bu köksüz, işbirlikçi sınıfın karşısında bulunan işçi sınıfı, çıkarını ve sınıf kinini diri tutabilecek durumda değildir.

İşçi sınıfının çıkarı, ne sömürüye dayanır ne de "patronlarla aynıdır." İşçi sınıfının çıkarını patronlarla aynı görenler "patronun sendikacısıdır."

"Patronlarla çıkarlarımız aynı" cümlesine ihtiyaç duyan sınıf, patron sınıfıdır.

"İşçi ekmek teknesini kaybetmeyecek, işveren ise artı değeri paylaşmayı bilecek" diyerek gazetelere ilan verenler emeğin temsilcisi ya da cahil değil, düpedüz patrondur, patronun sendikacısıdır.

Bu yüzden böyle konuşulmaktadır işçi sınıfının zaten az olan kini, bu ellerde tamamen yok edilmek istenmektedir.

Bu da patron sınıfının kinidir. Ve aynı zamanda büyük bir korkunun ürünüdür.

Görmek ve uyanık olmak zorundayız.

***

İşçi sınıfının öfkesi ve siyasal bilincin harmanıyla oluşacak sınıf kini için tek yol var: Örgütlü siyaset... Ve hızla çoğalmak... Başka çaresi yok!

Memleketi satanlara, bizi bölmek isteyenlere, emekçi halklarımızı derin bir sessizliğe gömmek isteyenlere sınıf kinimizi ancak bu sayede yöneltebiliriz.

***

İşçi sınıfının siyasetle bilendiği, örgütüyle çoğaldığı, öfkesiyle direndiği, coşkuyla kutladığı nice 1 Mayıs'lara...

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları