Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Köşe yazarı ne yazar?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01

KENTİN SESİ - BURSA Yazıları

İlginç ve birçok açıdan dramatik bir dönemde yaşıyoruz. Hep söylediğimiz gibi, piyasacılığın, işbirlikçiliğin ve gericiliğin eşliğinde ülkemiz her alanda büyük bir dönüşümü yaşıyor. AKP'nin “devletleşmesi”, toplumun gericileş(tiril)mesi ve emperyalizmin (bölgesel) istekleri hiç bu derece çakışmamıştı.

Dönemin ilginç yanlarından biri de, siyasetin merkezinde yaşanılanlar ile yerelliklerdeki siyasi gündem arasında kurulan ilişki. Eğer görünene takılırsanız, arka planda işleyen büyük dinamiği göremiyor yerelliğin zokasını yiyorsunuz. Yaşanan büyük dönüşüme, yerele sıkışarak değil, merkezi siyasetin tüm belirleyiciliğini yerelliklerde yeniden üreterek karşı durabileceğimiz bir dönemdeyiz.

***

Ulusal olanı yetmiyormuş gibi, başta yerel basın da, sade vatandaşın aklını karıştırıyor. Yerel basındaki aydın ve yurtsever kimi unsurların uzun süreli istihdam edilmediğini ya da muhalif kimliğini sürdürmekte zorlandığını da biliyorsak, ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. Şu bir gerçek ki, yerel basındaki kimi “yazar”ların büyük basının sosyete ve dedikodu yazarlarından farkı bulunmamaktadır. “Kim ne dedi, ne yaptı”dan başka bir şey yazmayanlar ve patronunun gözüne girmek, yazısında reklam yapmak için yedi takla atanlar çoğunlukta. Bunun yanısıra, basın emekçilerinin son derece kötü çalışma koşulları altında gazetecilik yapamamaları ve yazılmak istenenlerin de yayınlanmaması ve sansür edilmesi de cabası.

Bursa, yerel basının güçlü olduğu illerden biri. TMSF kontrolündeki Olay (Cavit Çağlar'a aitti), BTSO Başkanı Celal Sönmez'in sahibi olduğu Bursa Hakimiyet gazeteleri piyasanın iki lideri. Ancak gelin görün ki, bu gazetelerde Bursa'nın temel sorunlarına dair çok az haber görürsünüz. Yukarıda belirttiğim gibi, iyi niyetli birkaç kalem dışında bu gazetelerde köşe yazarlığı neden yapılır ve kaç kişi okur, merak ederim. Şöyle ki, Yavuz Donat'ın yerel karikatürlerini göz önüne getirirseniz ne demek istediğimi anlayın, lütfen! Dayanabilir misiniz?

Bursa'nın tanınmış isimlerinden Yılmaz Akkılıç'ın, Gaste Bursa'ya verdiği demecini, Bursa'daki basının durumunu göstermek ve yazıma yardımcı olacağı için alıntılamak istiyorum: “Gazeteler gerçekten bir gazete gibi medya organı gibi yayınlanmak isteseler kadroları olur bunların kadrosu yok. Kaç tane kadrolu var. Problemin temel kaynağı da budur aslında. Bir sürü gazeteci arkadaş dışarıda duruyor yazamıyor. Neden? Çünkü yazsa bedelini alacak. Basın kanununa göre parasını alacak”

"Gazetecilik mesleğinin şu an istismar üzerinden yürüdüğünü" söyleyen Akkılıç, “Bir tıpçı, bir sendikacı uzmanlık alanı ile ilgili yazı yazar. Ama bunlar bedava diye bunları köşe yazarı yapmak çok yanlış. Şimdi bir gazeteyi açıyorsun bakıyorsun arkadaşa, her gün yazısını yayınlıyorlar. Ama bu arkadaş para alıyor mu? Bilmiyorum. Şimdi mesela beni çalıştırmazlar para alacağım için. Ama beleş yazdırıyorlar” diyor.

Sayın Akkılıç'ın mesleki çalışma koşulları ve ilkelerini vurguladığı demecinin yanısıra, bu köşelerde “yerel gündemler nasıl yorumlanır” sorusu sorulursa, Bursa'daki yerel basının sınıfta kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Olay gazetesi ve televizyonunun TMSF'ye geçtikten sonraki yayınlarını bir kenara bırakırsak, yerel basındaki gündemin başkalaşmış olduğunu görürsünüz. Hiçbir (yerel) sorun ve gündemin üzerine ısrarlı bir biçimde gitmek ve gazetecilik yapmak mümkün görünmemektedir.

Oysa kimi sohbetlerde, Faruk Çelik'in neden vurulduğundan tutun (şimdi de sanırım Hikmet Şahin için de), rüşvetçi kimi siyasilerden büyük rantlara kadar, yerel birçok konuda ciddi iddialar ortalıkta dolaşmasına rağmen, basındaki çoğunluk “üç maymun”u oynamakta ısrarcı. Yaşanan ekonomik krizin en çok etkilediği illerden olan Bursa'da bunun toplumsal, sosyal ve kültürel sonuçlarına dair çok az şey söylendiği aşikâr.

İşlenmemiş, doğrulanmamış ve yazılmamış bilgi ve istihbaratın bir anlamı var mı?

***

Bir bakıştan ziyade, bir olay ve duruma yerel açısından bakılırsa, nasıl bir gazetecilik yapıldığına dair bir örnek vermek gerekirse... Bursa Hakimiyet'te köşe yazarıyken, sırasıyla AKP milletvekili ve Nilüfer Belediye Başkan adayı olan ve şimdi de yerel yandaş medya organı olan Olay gazetesinde köşe yazan Cennet Cankılıç, İstanbul – İzmir Otoyolu'nun “İstanbul ve Bursa ile İzmir ‘den eş zamanlı olarak aynı anda başlaması”na dair, 20 Ekim tarihli köşe yazısında bakın ne diyor: “İzmirlileri tebrik etmek gerekiyor. Kentlerinin geleceği için kenetlendiler, lobi faaliyeti yürüttüler ve bunda da başarılı oldular. İzmir boşuna büyük ve güçlü kent görünümünde değil… Biz ise elimize tutuşturulan ekmeği daha fark edemeden 2’ye böldük, yarısını İzmir’e verdik… Ne diyelim hayırlı uğurlu olsun!..”

İzmir neresi Yunanistan'ın bir ili mi? Ama dedik ya bir olay ve duruma bakışınız sizi ele veriyor. Bu otoyol inşaatının onca eleştirilecek yanı varken, Cankılıç'a bunu söyleten nedir? Sadece Bursa'da oluşacak rant kısmı mı? Araştırılsa ya, bu otoyolun topluma ve doğaya birçok etkisi.

"Bursa'nın eline tutuşturulan ekmeğin yarısını İzmir'e verilmesinden hoşlanmayan" Cankılıç, elinden ekmeği alınan başta Olay Medya'daki olmak üzere, Bursa ve ülkemizdeki emekçilerin durumunu yazabiliyor mu? Ama bakın, bugünkü yazısına “Bir PKK'lının bu ülkeye maliyeti ne kadar?” diye başlık atıp, “Rakamlar inanılır gibi değil. Bir yılda PKK terörüne 18 katrilyon, bir PKK`lıya da 15 trilyon lira ödemişiz!” yazabiliyor.

Bu söylediklerine de fazlaca değinirsem, bu köşenin sınırlarını epey zorlamış olacağım. Ama şunu söylemeliyim bu yazıyı okuyan Bursalı sade vatandaşın düşüneceği ilk şey, ülkenin 18 katrilyon tasarruf edeceğidir. Kahvede, takside, işyerinde bunun gevezeliğinin yapılacağı muhakkaktır.

Açılıma psikolojik destek!

***

Cankılıç bu dönemin prototiplerinden. Bursa yerel basınında böyle çok sayıda örnek verilebilir. Kanımca, bu örneklerden ziyade, gerçekten gazetecilik yapmak isteyen ve kalemini satmayan aydın, yurtsever gazetecilerin durumunu konuşmak ve bu toplamın gücünün konsolide edilmesini sağlamak, üzerinde düşünmemiz gereken bir durum.

Başta belirttim, kimse “kalemimi satmadım ama bağımsızım” ya da “kenarda duruyor ve kendimi koruyorum” deme lüksüne sahip değildir. Bir gündem nedeniyle görüştüğüm tanınmış bir gazeteci, “ölüsünün dirisinden tehlikeli olduğunu” söylemişti. Şimdi işsiz ve dirisi de tehlikesiz! Egosantrikliği hala daha devam ediyor mu, bilmiyorum.

Çok açık söylemeliyim, bu örneklerin artık çok çekici gelmediğini söylemek zorundayım. Bu ülke satılırken, gericilik almış başını giderken, Cumhuriyetin tüm değerleri tepetaklak olurken, toplumsal ve gündelik hayatta faşizmin izleri görülürken, “bağımsız olmanın ve kendini korumanın” anlamını söyleyecek olan var mı? Emekçi gazeteciler işten çıkarılmaya devam ederken ve çalışma koşulları giderek imkansızlaşırken "yazmayan ve kenarda duran kalem", bağımsız ve korunmuş mu oluyor?

Şu bir gerçek ki, başta belirttiğim büyük dönüşüme karşı koyabilecek emekçilerin direnişine hizmet edecek, ulusal ve yerel ölçekte gazeteciliğin yapılabileceği bir dönemdeyiz.

Yani yapılacak çok iş var.

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları