Mehmet Yavuzkan
“Kendisinin efendisi” köylü ne durumda?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:22
AKP faşizminin Hopa'da canına kıydığı
Metin Lokumcu'nun anısına...
Bilindiği gibi, Türkiye Komünist Partisi örgütleri köy gezileri yapıyor, memleketin toprağını havalandırıyor. Toprağı havalandırmak güzeldir ölü köklerden kurtulmak ve hava ile yaşayan mikroorganizmaların yaşamalarını sağlamak için yapılır.
TKP'nin de yapmak istediği bu! Yıllardır burjuva siyasetinin her türlü patronaj ilişkiyi kurup geliştirdiği köylerde, özellikle AKP iktidarında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. TKP bildirisinde de yer aldığı gibi, “toprağa boyun eğdirilmek” isteniyor. Bunun için memleketin topraklarını adım adım havalandırıyoruz! Başka çaremiz var mı?
2006'ya yapılan Yurtseverler Kurultayı'nda Sönmez Targan, yakın zamanda gittiği Malatya'nın bir köyündeki kahve ocağında, 1967'de Behice Boran'ın o kahvede konuşma yaparken çekilen fotoğrafının hala asılı durduğunu” çoşkuyla anlatmıştı. Benzer bir duyguyu 2001'de Zap suyunun kenarındaki bir bahçede yaşlı bir köylüden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını dinlerken yaşamıştım.
Yukarıda “başka çaremiz var mı” diye sorarken, aklıma 2006 yılında Manisa'da Develi köylülerinin köylerine yapılması planlanan Çöp Toplama ve Bertaraf Tesisi'ne karşı verdikleri mücadele TKP Manisa İl Örgütünün bu mücadeleye verdiği büyük destek ama buna rağmen 2007 seçimlerinde TKP'nin köyden tek bir oy dahi alamadığı geldi. Burjuva basını tıynetine uygun bir şekilde şöyle yazmıştı: “Develi köylüsünden TKP’ye kazık”. TKP Manisa İl Örgütünün yanıtı son derece samimi ve netti: “Develi köylüsüne kırgın değiliz, mücadelelerinin yanındayız”
Bundan onbeş gün önce, Gürcistan sınırındaki bir alevi köyündeydik. Bu köyden son seçimlerde TKP'ye 38 oy çıkmıştı. Köyün girişinde köylüye kendimizi tanıttığımızda “buralardan CHP'ye oy çıkar” dediğinde, biz de 38 oyu hatırlatarak, bize verilen oyların sahiplerini bulmaya geldiğimizi söyledik. Çok acı bir yanıt aldık: Bize oy veren köyün gençlerinin tamamı, işsizlik nedeniyle göçmüşler. Köydeki hane sayısı, son beş yılda yarıdan fazla azalmış.
İki örnek... Birinde kırgın olmadığımız ve mücadelesinin yanında olduğumuz bir köy, diğer tarafta ise hiç bağlantımızın olmadığı ama gençlerinin kendi aralarında toplantı yaparak TKP'ye oy vermeyi kararlaştıran bir köy.
Bu topraklar havalandıkça, bereketi daha da artacak. Bundan hiç kuşkumuz yok.
***
Geçtiğimiz hafta sonu, Bursa'da Mustafakemalpaşa, Karacabey ve Mudanya'nın köylerindeydik. Ülkenin en bereketli topraklarını barıdıran bu ilçelerin köylerinde en temel sohbet konusu, tabii ki tarımdı.
Piyasacılığın vahşi koşullarının yanısıra, en arsız kurumu olan bankaları da artık çok iyi tanıyan köylüler, piyasa, tüccar (patron), AKP iktidarı ve bankalar dörtgeninde sıkışmış durumda. Özellikle, AKP iktidarının ikinci döneminde köylülerin kredi miktarları ve bataklarındaki artış ciddi boyutlarda. Kentli orta sınıfın gömüldüğü kredi batağı, tarım kesiminde de mevcut. Ziraat Bankası'nın yanısıra, tarıma desteğiyle gündeme gelen bir özel bankanın bölgede hacizle ele geçirdiği toprak miktarının hissedilir derecede artması, köylüler arasında tartışma konusu. Satılan evler, traktörler, tarla ve bahçeler de cabası...
Böyle giderse, orta vadede bu bölgedeki köylülerin hatırı sayılır bir kısmı, ellerinden alınan topraklarda ucuz tarım işçisi olarak çalışmak zorunda kalacaklar. Uluslararası ve yerli patronların büyük tarım çiftlikleri kurma plan ve projeler, bölgedeki köylünün kulağına hem bir umut hem de bir tehdit olarak fısıldanmakta.
Köylü, gıda ürünlerindeki ithalatın fiyat baskısını, tüccarın spekülatif ve kâr amaçlı tercihleri nedeniyle tarım ürünlerinin üretim planlamasının bilinçli bir şekilde yapılmamasını, kısacası Dünya Bankası ve AB'nin politikaları çerçevesinde belirlenen politikaları, daha açık bir şekilde, eksik ya da yanlış biliyor ve tartışıyor. Anlayacağınız, bir hoşnutsuzluk ve huzursuzluk birikiyor.
Mazot, gübre, ilaç ve tohum maliyetleri ile ürün baş fiyatlarında yaşanan sıkınıtıların yanısıra, Uluslararası ilaç ve gıda firmaların ve banka temsilcilerinin tabiri caizse köylüleri bıktıracak şekilde dolaşmaları, tarıma yapılan “saldırı”nın boyutunu gösteriyor. Bölgedeki tarımsal ürünlerin üretim tercihleri, tamamen tüccarların ve şirketlerin elinde.
Tüccarın direk bahçe ve tarladan alımlarda ya da sonradan alımlarda yaptığı dolandırıcılıklar yıllardır hep söylenir. Değişen tek şey, tüccarların dolandırıcılıkta yaratıcılığın(!) sınırları zorlaması. Acı olan, köylünün dolandırılacağını bile bile tüccara teslim olması başka çaresinin olmaması!
***
Hayvancılığa gelince... AKP iktidarının et ithalatı oyunun bu kadar kısa sürede ifşa edileceğini düşünmemiştim. Ancak ifşa bir yana, köylülerin bu kadar kısa bir sürede hayvanlarını elden çıkarmak zorunda kalacağı tahmin edilir miydi, bilemiyorum. Doğu Anadolu'da olduğu gibi, Bursa'nın hayvancılıkla uğraşan köylerinde büyükbaş hayvan sayısında azalma var.
“Ucuz et” bahanesiyle yapılan ithalat gösterdi ki, et fiyatlarında değil, hayvan sayısında düşüş oldu! Bundan vatandaş mı yoksa AKP'li tüccarlar mı faydalandı?
***
AKP iktidarının bir başka uygulaması ise, referandumda “hayır” oyu veren köyleri not etmesi! Mudanya'nın göçmen, Mustafakemalpaşa ve Karacabey'in “Hayır”cı köyleri, ürün alımlarında, altyapı hizmetlerinde ve Ziraat Bankası'nın kredi uygulamaları ve takibinde AKP iktidarının uygulamalarıyla karşılaşıyorlar. Aynı güzergahta bulunan “hayır”cı köy ile daha sonraki AKP milletvekilinin köyü arasındaki farkı görmenizi isterdim.
***
“Kendisinin efendisi” olan köylüyü, “memleketin yoksulu” olmaya doğru götüren bir süreç var. Bu sürecin siyasal tercihleri, köylülerin siyasete yaklaşımı, değişen dinamikler ve tercihleri gelecek haftaya bırakıyorum.