Mehmet Yavuzkan
“Düşünmüyorsan sorun yoktur”
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:22
Yazının başlığı, Tayyip Erdoğan'a ait. Seçim sonuçları üzerine yapılan yorum ve tahliller bu sözü hatırlamama neden oldu.
Eskiden, üniversitelerin birinci sınıfında “yöntem” (metodoloji) okutulurdu. Tabii ki, sadece o ders ile öğrenmezdiniz “yöntem”i ama daha başında verilen mesajı alırdınız: Bilgi, belli bir 'yöntem' ile anlam kazanır. Yalçın Küçük, seksenli yıllarda yayımladığı bir kitabında “Türkiye'de Ahmet Mithat Efendi geleneğinin devam ettiğini” belirtip, bilgi, tarih, ideoloji ve teorinin genç nesillere basitleştirilerek, çiğnenerek edebiyat olarak verildiğinden söz eder.
Bu basını, akademiyi, yazar, çizeri gördükçe geçmişin Ahmet Mithat Efendi geleneğinin, bugünkü “toplam”ın çok çok önünde olduğu söylenebilir.
Seçim gecesi sonuçlar açıklanmaya başladığında Ali Kırca'nın konuklarına sorularından bir “borsanın nasıl tepki vereceği” idi. Ona göre, seçmen tepkisini vermişti, şimdi sıra borsadaydı! Ardından Erdoğan'ın konuşması, televizyonun gedikli gazeteci ve akademisyenleri tarafından “bölgesel güç” olmanın göstergesi sayıldı!
Algılar, mesajlar, verilen tepki ve işaretler... Seçim gecesinden bu yana, televizyon ve gazetelerde en çok duyduğumuz ve okuduğumuz kelimeler oldu. Gazetecisinden, akademisyenine... Yazarından sanatçısına... Borsacı bir mantığa sahip olan, birikimsiz, cahil, kültürsüz ve aynı zamanda çok tehlikeli bu zevatın en fazla söyleyebilecekleri bunlar olmuştur. Söyleyen ve söylenenlerin hiçbir derinliği yoktur! Olanı ya da gerçekleşeni, “istenilen şekilde” anlatmışlardır. Taşerondurlar.
Onlar için, Müslüman Kardeşler veya Hamas'ın bölgesel konumlarıyla, Akbank ve Garanti Bankası'nın hisse senetlerinin durumu arasında hiçbir fark yoktur. Türkiye'nin bölgedeki işbirlikçi pozisyonunu güçlendirmesiyle, elindeki kağıdın borsada artık sırasının gelmesi aynıdır. Borsadaki küçük yatırımcılar (çimen) ile oy verenler arasında da bir fark yoktur biri borsada oynadığını sanır, filler tarafından ezilir, diğeri oy verdiğini sanır, dört yıl uyutulur!
Onlar için, siyaset piyasaya, tarih masala benzer. Birinde arz talep yasası(!), diğerinde “son”lar vardır. Onlara göre, insan (halk) siyaset ve tarihte hep “nesne”dir. Tıpkı günümüzdeki gibi, kendileri gibi...
Onlar için, gördükleri “somut”, anlamadıkları “soyut”tur. Algılama, soyutlama, öngörme, anlam ve ifade yoksunudurlar. Kapasiteleri kadar çıkarcı ve ilkesizdirler. O yüzden konuşamaz, davranamaz ve yazamazlar!
Taş da hem somut hem de soyuttur. Onlar gibi bakarsanız taştır Michelangelo gibi bakarsanız onda gizli olağanüstü bir heykeli görürsünüz. Akıl, zeka, çalışkanlık ve emek gerektirir. Tabii ki kocaman bir irade de...
***
Şimdi “onlar”a sorarak yazımızı bitirelim.
- % 10'luk seçim sisteminin ve 10 milyonluk bir şaibeli seçmen artışından sonra yapılan seçimlerin demokratik, burjuva parlamenterizminin yasal ve meşru olduğunu iddia edebilir miyiz?
Gazetecisinden, akademisyenine... Yazarından sanatçısına... Bunlar gözardı edilerek nasıl seçim yorumları yapılabiliyor, algılar, tepkiler konuşulabiliyor?
- Meclise giren partilerin oy oranlarının toplamı, yıllar itibariyle (1991) 99.4, (1995) 85.6, (1999) 81,7, (2002) 54.7, (2007) 87 ve (2011) 95'dir. Belirtilen dönemlerdeki Türkiye ve Dünya'yı göz önüne aldığınızda, tekrar 1991 rakamlarına doğru yaklaşan bir ülkenin siyasal atmosferi nasıl olabilir?
- Türkiye'de “sağ”ın merkezileştiğini görüyor musunuz? Deniz Baykal'ın “taklit aslını güçlendirir”, sözünü yazarak sormak istiyorum: Bu “sağ”a karşı CHP'yi hâlâ “sol” bir güç olarak görüyor musunuz?
- “Turuncu Devrim” diye başlık atan Akşam gazetesine verdiği röportajda, “lüksün demokratikleştiğini” söyleyen İş Bankası'nın yeni Genel Müdürü Adnan Bali, demokratikleşmenin bu engellerle nasıl bu kadar “lüks” haline getirildiğini açıklayabilir mi?
Akbank ve Garanti Bankası'ndan sonra İş Bankası da uzun bir direnmeden sonra, AKP'ye selam mı çakmıştır?
- Örgütlü olmayan, dört yılda bir siyasal süreçlere katıldığını(!) sanan bir halkın seçmen iradesinden söz edilebilir mi?
- Bu seçim sisteminde “baraj”ın hangi parti için avantaj teşkil ettiğini “Oyları bölmeyin” safsatasının bir geçerliliğinin kaldığını düşünüyor musunuz? CHP'nin baraj konusunda hiç sıkılmadan %7'ye indirilmesini istemesini nasıl yorumluyorsunuz?
- 12 Eylül'ün ürünü olan AKP'nin gerici, piyasacı ve işbirlikçi bir parti olmadığına, yeni Anayasa'nın 12 Eylül Anayasası'ndan daha ileri olacağına inanıyor musunuz?
- AKP iktidarının 2002'den bugüne dek, yaklaşık 200 milyar dolarlık dış kaynak kullandığını düşünürsek, bu değirmenin suyu kesilirse, ülkede ne olabileceği konusunda bir düşünceniz var mı? Bence bu konuda “off the record” olarak İş Bankası Genel Müdürü ile konuşmanızı öneririm. Bakın neler anlatacaktır, size!
- AKP, ekonomide, Kürt sorununda ve bölgesel gelişmelerde inisiyatif sahibi midir? BU inisiyatifin ne kadar marjı vardır? ABD ve AB emperyalizmi AKP'den daha fazlasını isteyecek midir?
- Hedef şii İran ise, öncesinde Suriye'nin “düzeltilmesi” gerekiyorsa, ülkemizde buna yönelik olası gelişmeler neler olacaktır? Sünni gericilik ve milliyetçilik, emekçi halklar için bir sarmal haline gelebilir mi? Sınır gerginlikleri olabilir mi? Kürt sorununda hiç öngöremediğimiz bir durumla karşılaşabilir miyiz? Bölgenin diğer aktörleri (Rusya, İsrail ve hatta Çin) ne yapabilirler?
- İnsanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşadığına inanıyor musunuz? Ne dersiniz, sözünüzü dinleyip bırakalım mı mücadeleyi? Daha fazla uğraşmayalım mı? Tarihte de hep böyle mi olmuş?
Başka bir ifadeyle, mücadeleyi bırakırsak, emperyalizm belasından, gericilikten, işbirlikçilikten kurtulacak mıyız? Sosyalistler dışında buna karşı çıkacak bir toplumsal güç var mı?
- Siyasi mücadele, sizin gözünüzde hep doğrusal mıdır? Her durum ve koşulda aslolanın siyasal doğrultu ve tutum olduğuna, buna göre güncel görevlerinizi gözden geçirmeniz gerektiğine inanır mısınız?
- Emperyalizme bu kadar göbekten bağlı, işbirlikçiliği bu kadar gelişkin gerici bir iktidarın bölgede ve ülkede başımıza neler açabileceği konusunda bir fikriniz var mı? Tarihte hiç aksi olmuş mu?
- Kuruluşundan bu yana, ülkenin siyasi alanına kolonlarını dike dike bugünlere gelen TKP, siyasi tarzı, doğrultusu ve mücadelesine yüklediği anlam ile seçimdeki “başarısızlığının” üstesinden gelecek midir?
Size bir ipucu... Son yirmi yıllık döneme baktığınızda, (ki bu uzun periyodun da kendi içinde birden fazla bölümleri var) başta kürt sorunu, türban, AB ve Ergenekon başlıklarında hem siyaset alanında hem de Türkiye solunda önemli bir konumu olan TKP'nin önümüzdeki dönemde olası kritik başlıklarda mücadelesiyle, siyasi doğrultusuyla siyaset alanında yer alacağına inanıyor musunuz?
Ne demişti, Tayyip? “Düşünmüyorsan sorun yok”
Bize yakışmaz! Sorun var. Çünkü düşünüyor, görüyor ve inanıyoruz.