Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Devlet katına sıkıştırılmış laiklik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:04

KENTİN SESİ – BURSA yazıları

Türban tartışması, Tayyip Erdoğan'ın eşi üzerinden yine gündemde. Ne zaman konu türban olsa, Erdoğan'ın tabanına nasıl seslenmeye çalıştığı bir yana TSK'nın, CHP'nin ve “Sivil Toplum Kuruluşları”nın tepkilerini izlemeye çalışırım.

Türban başlığı, AKP'nin sıkıştığı gündemlerde bir can simidi olmaya devam ediyor. Yapılan tüm “açılım” çalışmalarının dibe vurması, Tekel işçilerinin yiğit direnişi karşısında topyekûn rezil olunması, Anayasa tartışmaları vd. Bu kadar sıkışmada gündem tekrar türban olmalı ki, hem taban rahatlamalı, hem de bu konuda bakalım diğer hasımlar ne alemde, bu da görülmeli. Seçim egzersizleri de cabası. Adı konmamış bir seçim kampanyası başlangıcı sanki.
Ergenekon, Kozmik Oda ve Balyoz Darbesi konularında gazetecilerle dertleşen ve “Ekim ayından beri sürekli gündemdeyiz ve gündemin tepesinde olmaktan rahatsızız” diyen İlker Başbuğ'un “Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani boyuttan bakarsak, bu olayı bugün savunmamız mümkün değil” demesini nasıl yorumlamak gerekir?

Varsa yoksa laiklik diye diye çarşaf açılımına kadar gelip dayanan Deniz Baykal, bula bula Fransa'nın Erdoğan'a “eşini getirme” demesini mi buldu ya da sadece bunu mu söyleyebildi?

Atlamadıysam eğer, Che resimli tişört ile türban arasında bir fark görmeyen “sınıf dışı” sol(!)dan da bir şey duymadım.

Hatırlatmak bazen gereklidir. Zamanında “Türban neyi örtüyor” diye yazdığımızda orduya yarandığımız iddia edilmişti.

***
Devlet katında laiktik! TSK da bunun yılmaz bekçisiydi! Ya dinci gericilik ve faşizmle kuşatılmış toplumsal hayat?

“Son laik” Ahmet Necdet Sezer gittikten ve AKP' de “devletleştikten” sonra, n'olacak şimdi?

Aydınlanma... Laiklik... Kamuculuk... Cumhuriyet'in temel değer ve kazanımları...
Kime kaldı, anlaşılabiliyor mu?

***
Hiç yadırgamadım ama ilginç olsa gerek Erdoğan'ın eşinin türban sorunu sadece Bursa'da protesto edildi. Bir Umut Derneği üyesi kadınlar yasağı protesto etmek için yürüdü. Dernek Başkanı Aysel Danışman, "Toplumsal hayatta özgürlük her bireyin hakkıdır" ifadelerini kullandı.

"Özgürlük kılık kıyafete bağlı değildir", "Başörtülü anne, şehit anası olmuyor mu?", "Kadınız, örtüyü seve seve takarız" sloganlarının atıldığı yürüyüş ve basın açıklamasında GATA'ya ziyaretçi alınmamasını da eleştiren Orhan, "Bugün burada başı açık kadınlar olarak başörtüsüne yönelik baskıya tepki gösteriyoruz. Başörtülü kadın da bir asker annesidir. İğneyi örtüyü toparlayıcı bir nesne olarak değil de, Cumhuriyetimizi zedeleyici simge olarak görmek büyük hatadır. Kurtuluş Savaşı'nda başörtüleriyle top taşıyan annelerimizi, bugün örtülerindeki iğne yüzünden hiçbir yerden alıkoyamayız. Örtülü ya da açık kadınların, toplumda kılık kıyafetleri nedeniyle sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalmasını protesto ediyoruz" dedi.

***
Öncelikle düzeltmek gerekir. Dernek üyeleri, (yazım kuralı olarak doğru değil ama) yandaş medya haberi doğru yazmışsa eğer, “türban” değil, “baş örtüsü” diyor. Konumuz türban. Baş örtüsü değil.

Dernek başkanının "Toplumsal hayatta özgürlük her bireyin hakkıdır" sözünün yanısıra, sloganlara dikkatinizi çekmek istiyorum: "Özgürlük kılık kıyafete bağlı değildir", "Başörtülü anne, şehit anası olmuyor mu?", "Kadınız, örtüyü seve seve takarız". Ayrıca bir pankartta da şöyle yazıyor: “Kadının saçının açık veya kapalı olmasına siyasi bakılmamalı”

***

“Beylik laflar bunlar” deyip geçilebilir. Sokakta, takside, kahvede, işyerinde... Benzer cümlelerin yer aldığı sohbetler olmuyor mu? Oluyor. Ne yanıtlar veriyoruz? “Haklısın kardeş, Kurtuluş Savaşı'nda baş örtülü kadınlar vardı” diyerek, neye vurgu yapmış olacağız? Yoksa, o kadınlar şimdi yaşasaydı, bak sizi önlerine katarak nasıl da kovalardı” mı diyeceğiz? Şakası bir yana Baş örtülü ninelerimizde cisimleşen yurt sevgisi ve gerçek özgürlük mücadelesinin ürünü olan Cumhuriyet'in ne hallere getirildiğini mi konuşacağız?
"Toplumsal hayatta özgürlük her bireyin hakkıdır" ve "Kadınız, örtüyü seve seve takarız" sloganlarına ne demeli? Bu nasıl bir züppelik? Bu cümleler, diğer züppeler, 3H Hareketi üyelerinin dediği gibi, "Tekel sigara üretmez, yoksulluk üretir" sloganından özü itibariyle ne kadar farklı?

Bilmeliyiz ki, bu gibi cümleler masum değil.

Oldum olası, özgürlük kavramının bu şekilde hoyratça kullanılmasından hiç hazzetmedim. İlgisi yok gibi görülebilir ama seksenli yılların ortasında kadının özgürlüğünün tartışılacağı bir panele Türkan Sabancı çağrılmıştı. Kadınmış, o da sömürülüyormuş vs. Eksen kayarsa, özgürlük kavramı da maddi temelinden kopar. Bizim değil, kapitalizmin işine yarar. Her alanda.

Sorarım, dernek başkanına... Kağıt üstünde seyahat etme özgürlüğü var. Bu ülkede kaç kişi bu özgürlüğe sahip? Yine kağıt üstünde işçi (emek), patron (sermaye) karşısında piyasa koşullarında iş bulma ve ücret talep etme hakkına sahip. Bu ülkede böyle işçiler görebiliyor mu?
Bu bir yana, “toplumsal hayat” denen şey, kendinden menkûl bir oluşum mudur? “Toplumsal hayat”ta gericiliğin ve faşizmin birçok tezahürleri varken özgürlüğü nasıl tanımlayacağız? İnsanlığın, insan aklının en büyük düşmanı dinci gericilik ve kurum ve kuruluşları, bu toplumsal hayatta her türlü özgürlüğe sahip. Tarikatçılar da birey olmanın gereklerini yerine getiriyor! Ne yapacağız şimdi? Demokrat mı kesileceğiz?
AKP'nin dümen suyundaki bir yazar, “toplumsal hayatı militarizmin rüzgârından arındırmayı amaçlamak bambaşka bir iştir” dediği zaman nasıl yorumlayacağız? “Helal olsun TSK'ya rağmen, ne cesur bir cümle. Demokrat adam vesselam” mı diyeceğiz?

***
Dikkat edin laiklikten ödün verildi, Aydınlanma sorgulanır oldu. Türban özgürlük simgesi oldu.

Özelleştirmelere ses çıkarılmadı, kamuculuk sorgulanır oldu. Piyasacılık baş tacı oldu.

Bunlara izin verildi, Cumhuriyet sorgulanır ve tartışılır oldu.

Hem laikliğiniz hem de kamuculuğunuz sağlam değilse, Cumhuriyeti savunmak kime kalır?

Ne CHP ne de TSK.

Yurtseverler ve komünistler, bunu AKP'ye karşı “toplumsal hayat”ın her alanında gerçek mücadele başlıkları ve örgütlü mücadelesiyle gerçekleştirecek.

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları