Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Beyaz Fosfor ve işbirlikçilik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:10

KENTİN SESİ - BURSA Yazıları

Aynı elementin, molekül yapısı ve kimyasal enerjileri farklı olan iki veya daha fazla değişik şekillerinin her birine allotrop denir. Beyaz fosfor da, fosfor elementinin bir allotropu olup, duman kamuflajı, hedef tayini ve aynı zamanda bir yangın silahı olarak askeri alanda kullanılmaktadır.

Çok yakın bir zamandan örnekle... İsrail, “Dökme Kurşun Harekâtı” adıyla 2008 yılının Aralık ayında başlattığı ve 18 Ocak 2009'da tek yanlı olarak ilan ettiği ateşkese dek, Gazze'ye saldırılarında Beyaz Fosfor da kullanmıştı.

Beyaz Fosfor dumanının teneffüs edilmesi ciğerlerde ani yaralar oluşmasına ve teneffüs eden kişinin havasızlıktan boğulmasına yol açmakta hemen sonraki aşamada insan vücudu içten dışa doğru yanmaktadır. Genellikle, beyaz fosforla yanan kişinin elbiselerinde fazla iz meydana gelmemekte, yanma reaksiyonu vücut içinden cilde kadar sürmektedir. Beyaz fosfor kullanımı sonrasında çekilen fotoğraflar, kemiklerine kadar yanmış, ancak elbiseleri pürüzsüz kurbanlar bulunduğunu ortaya koymuştur. Yanma reaksiyonu bir kez başladığında durdurulamamaktadır.

Beyaz Fosfor ile yetinmeyen ve başa bela olacağını o zamandan gösteren dönemin milletvekili ve şimdiki Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, Gazze saldırısının bir sonuca ulaşılamayacağını belirterek, en kısa yoldan Amerika'nın Japonya'ya yaptığı gibi Gazze'ye bir atom bombası atılmasını istemişti.

Ya Mısır? İsrail'in hava saldırılarından kaçmak isteyen Filistinlileri Mısır sınırından geçmek isterken Mısırlı askerler ateş açarak geri püskürtmüşlerdi! O zaman Filistinlilere bunu reva gören, Mısır Devleti'nin şimdi yaşananlara dair söz söylemeye hakkı var mı?
***

İşbirlikçilik de tıpkı Beyaz Fosfor silahı gibi... “Teşbihte hata olmaz”, insan bir kez işbirlikçilik dumanını içine çekmeye görsün tıpkı gerçeğindeki gibi, içten dışa, kemiklerine kadar (yanma) işbirlikçilik durdurulamamakta ama elbiseler pürüzsüz olabilmektedir!

İnsan olur da, devlet(ler) olmaz mı?

Böyle bir dönemde, elbiseleri pürüzsüz olup da içten içe işbirlikçilik ateşiyle yananları hem deşifre etmek hem de bunlara karşı insanlığın erdemleriyle donatılmış bir mücadeleyi vermek gerekiyor.

***

İsrail ile ilişkiler... Kürt sorunu... Kriz... Kıbrıs sorunu... Amerika ve AB ile ilişkiler... Ergenekon... Özelleştirme... IMF... Birçok başlık eklenebilir bunlara... Her biri gerçek anlamda “Beyaz Fosfor” olan ve güzel memleketimize nefes aldırmayan bu başlıklar, kapitalist bir Türkiye'nin işbirlikçi siyasetçi ve bürokratları eliyle gelinen noktada birik(tiril)miş sorunlar değil mi? Bunlar da mı kader?

Örneğin Kıbrıs'taki İsrail sermayesinin artışı, İsrailli Ofer'in memleketimizin mezatında yer alması, emperyalist merkezlerle olan ilişkilerimizde Yahudi Lobilerinin varlığı ve de en can alıcısı ne olduğunu bilmediğimiz İsrail ile yapılan gizli anlaşmalar bir tesadüf mü?
1949'da “İsrail Devleti'nin bölgede huzur ve barışın tesisinde önemli rol oynayacağı” (İnönü) söylenerek, İsrail devletini kuruluşundan sonra tanıyan dördüncü ülke olmamız 1958'de İsrail Başbakanı Ben-Gurion'un, Dışişleri Bakanı Golda Meir, Dışişleri Müsteşarı Şimon Perez ve Genelkurmay Başkanı Zvi Zur ile birlikte Menderes'le görüşmek üzere Ankara'ya gelmesi İslam ülkelerine yönelik olarak, bu ziyaretin resmî gerekçesinin EL-AL uçağının motorundaki bir arıza nedeniyle Ankara'ya zorunlu iniş yapması gösterilmesi ertesi günü İsrail Başbakanı Ben-Gurion ile Türkiye Başbakanı Adnan Menderes arasında Ortadoğu'da "radikalliğe" ve "Sovyet nüfuzuna" karşı işbirliği üzerine gizli bir anlaşma imzalanması...
Bunlar hep tesadüf, öyle mi?

Gördüğünüz gibi, “Hitler bıyıklı” İnönü de, “demokrasi şehidi” Menderes de bir sürekliliğin aktörleri... Bu bir zorunluluk, hem de işbirlikçiliğin tarihsel zorunluluğu...

Görüldüğü gibi, bu memlekete de Beyaz Fosfor yutturalı epey olmuş, öyle değil mi?
Başta da belirttiğim gibi, “yanma reaksiyonu bir kez başladığında durdurulamamaktadır”!

***

Gazze'ye yardım sürecinin en sıcak şekilde tartışıldığı günlerde, İsrail İstanbul Başkonsolosu Moshe Kamhi, Bursa’yı ziyaret ediyor. Bakın, Bursa Valisi Şahabettin Harput, Kamhi'nin ziyaretinde ne diyor: “İsrail ile Türkiye arasında gerek ticari gerek ekonomik gerek stratejik çok yönlü ve güçlü ilişkilerimiz olduğunu biliyoruz. Bu ziyaretlerin bu tür ilişkilerin daha iyiye gitmesine katkı sağlayacağına inanıyorum.”
İlişkilerin yeni bir düzleme geçtiği bir dönemde, İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı yapmış bir kişinin laf olsun diye “çok yönlü ve güçlü ilişkiler”den söz etmesi mümkün müdür? Değildir. Peki bir temenniden öteye gitmeyen bir cümle neden söylenir?

Bir de Konsolosu dinleyelim: “İstanbul'da doğma büyümeyim. Ben de bu memleketin çocuğuyum. Bu memleketin çocuğu olarak tabii ki, Osmanlı ve Türkiye tarihlerini biraz biliyorum. Çocukken okuduğum bir tarihin parçasını burada canlı olarak görmek... Türbeleri de ziyaretim ettim bu arada, gelmeden önce... “

Yani...
Bu memleketin çocuğu(!) Kamhi, İsrail'in komşu Arap halklarına saldırıp, topraklarını dört katına çıkardığı “altı gün savaşı”ndan (1967) sonra, gençlik duygularıyla (!), 16 yaşında ailesinden ayrılıp, tek başına İsrail`e göçmemiş mi? Kadere bakın! Peki o dönemde İsrail'e giden genç nüfus hakkında bilgisi olan var mı?
Konsolos Kamhi, şöyle devam ediyor: “İsrail ile Türkiye arasında mevcut olan çok ilişkiler var. Bu ilişkiler her alanda olgunluk dönemine girdi. Onun için siyasi ve ekonomik istişareler devam ediyor. Her konuda hemfikir olmamız belki mümkün olmayabilir ancak İsrail -Türkiye tarihini bilen bir kişi olarak, iki ülke arasındaki ilişkilerin olgunluk dönemine girdiklerini çok rahat söyleyebilirim. Biz her alanda işbirliğine hazırız" diyor.

Kamhi, gerçekten iki ülke arasındaki ilişkilerin olgunluk dönemine girdiğine mi inanıyor? Yoksa, doğduğu ilçe Kasımpaşa'yı (İstanbul) dolaştığı gibi, görev alanında bulunan Bursa'da kamuoyunu etkilemeye mi çalışıyor?
Devlet Bakanı ve Bursa Milletvekili Faruk Çelik ise, son olaylar nedeniyle öfkeli! Hatta İskenderun'daki Deniz İkmal Destek Komutanlığı'na yapılan saldırı ile İsrail'in Mavi Marmara gemisine saldırısı arasında bağlantı kurmaya çalışıyor “Kişisel kanaatim böyle" diyor. Öncelikle sorumlu makamlarda bulunanlar, böylesi dönemlerde kişisel kanaatlerini bildirmeyi değil, sorumluluklarını daha fazla hatırlamayı görev bilmelidir.

Bir süre önce, İskenderun'a füze savunma ve radar sistemi kuruldu. Faruk Çelik, bir bakan olarak Suriye sınırının hemen yanıbaşında, tam da İsrail uçaklarının hava sahamızı ihlâl edip Suriye'ye geçip bomba attığı bölgede yapılan bu çalışmanın nedenini gayet iyi biliyordur. Bir bildiği var da, üstü kapalı olarak kamuoyuna mesaj mı vermek istedi? İki olay arasında bağlantı kurmaya çalışacaksınız, söylediğinize hiçbir tepki gelmeyecek. Sanırım, bu da mümkün öyle mi?

Hatta Türkiye İsrail arasında kimi anlaşmaların iptal edilmesi de mümkün! Bundan AKP için nasıl da iç politika malzemesi çıkar, öyle değil mi?
“Kemiklerine kadar yanmış” olanlara karşı, bir dakika bile boş vaktimiz yok.
[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları