Mehmet Yavuzkan
“Allahtan gelene razıyım”
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:14
KENTİN SESİ – BURSA yazıları
Sekiz yıl önce, AKP'nin iktidara geldiği yıl, bir STK'nın kurum içi eğitiminde drama oyunu oynanıyordu. Eğitmen, elinde bir karton kutuyu katılımcıların arasında dolaştırarak, herkesten “hayatta en değer verdiği şey”i kutuya atmasını istiyordu. Tur tamamlandığı zaman, katılımcılara dönerek, “kutuya koyduğunuz ne ise, artık yok yerine bir şey koymanızı istiyorum” dedi. Dedi, demesine de, kurumun Rize'li genç şoförü eğitmenin üstüne yürüyerek, “kimse benim inancımı yok edemez” diyerek bağırıp çağırmış eğitmen, drama oyununa ara vererek durumu kurtarmıştı.
Bu anekdot ve adını hatırlamadığım şoför, uzunca bir süredir hep aklımda. Kendisinin AKP seçmeni olma olasılığı değil, beni düşündüren. Dini bağnazlığın (taassup) bir insanın hayatını nasıl da tarumar edebileceği... Bir insan olarak, onu sarıp sarmalayan bağnazlığı sayesinde hayatı kendince “sadeleştiren”(!) ve bu sadeleşmeyle aklın(ın) gelişiminin durması, hiç önemli değildi. Nasıl olsa, onun yerine düşünen, “her şeyi gören”, “dediği olan” büyük güç, bu dünyada olmasa dahi öteki dünyada ona hak ettiğini verecekti. Bu nedenle “herşey Allah'tan”...
Siz kim oluyorsunuz da, mizansen dahi olsa, onun inancını yok edebiliyorsunuz?
***
Bursa'da meydana gelen sel felaketinin ertesi günü, Kanal 7 Ana Haber Programı'nda, muhabir (özellikle seçilmiş) vatandaşlara mikrofonu uzattığında aldığı yanıtlar hemen hemen aynıydı: “Allah'tan gelene razıyım zaten elli yıl önce de burada böyle felaket olmuştu.” Seçilmese de vatandaşların çoğunun benzer tepkileri vereceğine emin olabilirsiniz. Kanal 7, en azından olası bir tepkisellik için tedbirini almıştır.
Aynı günlerde Şili'de maden kazası sonucu üç aydır yeraltında olan madenciler, “Allah'tan gelene razı olmayanlar” tarafından yeryüzüne çıkarılırken iki madencisi göçüğün altında olan ülkemizde, Tayyip Erdoğan durumu “madencinin kaderi” olarak nitelemiş, eski bakanı Ömer Dinçer de “güzel öldüler” sözünün yanısıra, utanmadan Şili'deki muazzam çalışmayı küçümseyerek “Türkiye'de olsa üç günde çıkartırdık’ demişti.
Ömer Dinçer'e en iyi yanıt, sanırım Yaşar Okuyan'dan geldi: “Üç günde pantolonunu çıkartamazsın”.
***
Sosyalist bir ülkede yaşıyor olsaydık, sizce Bursa nasıl bir kent olurdu?
Uludağ'ın yeşil eteklerine bulaşmış çamur gibi duran metruk evlerden meydana gelen birçok sokağına arabayla çıkılamayan Mollafenari, Mollaarap, Teleferik, Alacahırka, İvazpaşa gibi mahalleler olur muydu? Ovanın canına okunur muydu? Cavit Çağlar, 121 dönüm birinci sınıf tarım alanına Yeşilşehir'i kondurabilir miydi? Kent Meydanı ve Zafer Plaza gibi ucubeler dikilir miydi? Bu ülkenin gururu Sümerbank Merinos yakılarak yıkılıp, yerine Atatürk Kültür Kongre Merkezi kurulur muydu?
Plansız yatırımlar ve teşvikler yüzünden göç dalgası yaşanır mıydı? Emekçilerin kenarda tutulduğu kentsel bir yaşam olur muydu? Ya da bir maharetmiş gibi sunulan hızlı tren bugüne kalır mıydı? Lufthansa Havayolları Bursa'ya sefer yapıyormuş! Bununla mı övüneceğiz?
***
Hadi gelin, Sosyalist bir Türkiye'deki Bursa'yı hayal edelim! Gemlik'ten itibaren zeytin ağaçları ve ormanlık alanlar eşliğinde girilen ve girişinde şeftali ağaçlarının karşıladığı bir Bursa. Korunmuş ve planlı tarım yapılan ovası... Tofaş ve Reno'nun ve tabii ki ne idüğü belirsiz bir yan sanayinin de olmadığı bir Bursa... Alt yapısı tamamen kurulmuş, İznik, Yenişehir, Mustafakemalpaşa ve Karacabey hattında bir tarım sanayi merkezinin kurulduğu Bursa. Tren seferleriyle yurdun dört bir yanına bağlantıları bulunan Bursa. Bizans'tan bu yana tüm yapıların korunan şehrin en mutena yerlerine kurulmuş konser salonları ve müzeler... (Bunun için Merinos fabrikası yakılıp yıkılmaz!) Sosyal konutların ve yeşil alanların olduğu yerleşim yerleri ile Bursa. Kente musallat, yağmacı patronların olmadığı bir Bursa. Örnekleri siz de çoğaltın!
Böyle bir Bursa mümkün(dü)! Ama bu düzende değil. Çünkü bu düzen, plansız ve yağmacı anlayışı ile Bursa'yı ancak böyle kullanabilirdi.
Hoyratça ve vahşice... Şimdi de AKP iktidarı aynı şekilde kullanıyor. Şu bilinmelidir ki, AKP için her doğa felaketi, yeni bir rant oluşumu için bir fırsattır. Bunun örneklerini en kısa zamanda göreceğiz.
***
Emekçiler, düzene dair herşeyi doğal ve olağan karşılıyor. Bunun yanısıra ve yetmediği durumlarda ise “Allah'tan gelen” devreye giriyor. Dinci gerici düşünce, insanın aklını, hayallerini alıp götürüyor! Düzen kendini hedef olmaktan kurtarıyor. “Düzenden gelen” altında ezilen bir toplum ve emekçiler, “Allah'tan gelen”e de razı oluyor.
Boşuna demiyoruz, “piyasa ve dinci gericilik ayrılmaz ikilidir” diye...
Razı olan, kabul eden ve arayış içinde olmayan emekçi(ler) mücadele edemez, daha iyiyi istemez. Mücadelemize dair kafa yormamız sorunsallardan biridir, bu.
Emekçilerin ağzından “razı değilim”, “olabilir” ve “yaparız” kelimeleri çıktığı gün, “doğru yoldayız” demektir.
Hayaller zihne bir kez düşmeye görsün...