Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mehmet Yavuzkan

Akıl teslim alınırsa...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01

KENTİN SESİ - BURSA yazıları

Bir süredir, gündeme uygun düşmesi nedeniyle, yazılarıma dair gelen iletilere yanıt vermeyi düşünüyordum. Onca gündem varken, hep erteledim. Şimdi zamanı! İletilerden birkaçının önemli kısımlarını sizlerle paylaşmak istiyorum:

“(...) Tabi ki istediğiniz şeyi gericilik olarak algılayabilirsiniz, bunu yazabilirsiniz. Herkesin görüşleri, hayata bakışı, inançları, hayatın içinden çeşitli konulara yaklaşımı farklıdır. Benim normal bulduğum birşey size anormal gelebilir, sizin benimsediğiniz birşey bana ters gelebilir, benim düşüncelerim size saçma gelebilir veya tam tersi. Ama birbirimize baskı uygulamadığımız sürece birlikte yaşayabiliriz ve sadece bu şekilde birlikte yaşamak mümkündür.”

“Kendine solcu diyen biriyim ama yazılarınızı okuduktan sonra, sizi çok yadırgadığımı söyleyebilirim. Kimsenin dini inancı sizi ilgilendirmez. İnanışlarıyla dalga geçilmez. Diyanet İşleri devlet kurumudur. Bu kurumun da revizyona ihtiyacı vardır.”

“Osmanlının canlanmasından korkuyorsunuz. Devletin halkıyla barışmasını anlayamıyorsunuz. Çabanız nafile.”

***

80'li yıllarda, Ferhan Şensoy ve ekibinin sahneye koyduğu nefis bir oyundu, “İçimden Tramvay Geçen Şarkı”. Oyunda Nazi subayı ve SS'leri canlandıran oyuncular, Nazi giysileriyle Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde önüne gelene kimlik sormuşlardı: “Kimlik Bitte!” (Kimlik Lütfen!)

Ne mi oldu? Çoğunlukla kimlikler gösterildi. Çünkü, toplum faşist darbenin şiddetiyle sinik ve ürkek hale getirilmişti.

Turgut Özal, iktidarının ilk dört yılında KİT'lerin yatırımlarını “Kanun Hükmünde Kararname” ile engelledi. 1987'deki seçim kampanyasında en çok kullandığı cümle şuydu: “KİT'ler zarar ediyor.”

Ne mi oldu? Özelleştirme süreci başladı. Çünkü, toplum piyasacı bir ideolojiyle kuşatılmaya başlanmıştı. Üniversitelerin iktisat bölümlerinde hiç utanmadan "Özelleştirme" dersleri anlatıldı. Anlatmaya devam ediyorlar.

12 Eylül faşist darbesiyle dinin toplumsal etkisi arttı türban ile birlikte “özgürlük” kavramı başkalaştı. İnsan aklının eşitlik ve özgürlük ayarı çoktan bozulmuş, “yön” duygusu kaybolmuştu.

***

Başka ne mi oldu?

Söz konusu ekonomi mi? Piyasa, rekabet ve verimlilik kelimeleriyle herşey açıklandı! Cahil iktisatçılar ortalığı kapladı.

Söz konusu siyaset mi? Demokrasi, Liberalizm ve Sivil Toplum kavramları, en çok kimlik siyaseti güdenler, tarikatlar ve ajanlara yaradı. Ne idüğü belirsiz STK'lar her nedense, en çok doğuda faaliyet gösterdi. Acaba bu ilgi neden kaynaklandı?

Söz konusu eğitim mi? İlkokuldan üniversiteye müfredatı, öğretim ve akademik kadrosu ve dinci gerici bir formasyonla, gençlik biçimlendirilmeye çalışıldı.

Sanat ve kültüre gelince... Romanda, öyküde, şiirde içimizi “dolduran” ve esin kaynağı olan eserler atık tarih oldu! Yeniler(!) ya cinsellikle ya da “bunalım” kültürüyle bezeli geldi. “İnsanı anlatıyo, yaaa” diye Ahmet Altan ve benzerleri zirveye çıktı. Dostoyevski ve diğerleri ıskarta oldu! Sorun bakalım, liseli ve üniversitelilere Aziz Nesin ve Orhan Kemal'i tanıyanlar çoğunlukta mı?

Bakın tv program ve dizilerine... Toplumsal tüm kesimlere dair ve de dayatılmak istenen bir “kültür” için her gün zihinlerimize bir şeyler bırakılıyor. Gençlerimizden tutun, hemen hemen tüm yaş gurupları kendisiyle özdeşleşecek mutlaka birini bulabiliyor verilmek istenen her şey gündelik hayatta farklı şekillerde karşılığını buluyor: öldürmek, aldatmak, şiddet vs...

Gündelik hayatımız "üçüncü sayfa" şablonlarıyla da şekilleniyor.

***

Amacım, okurların sabrını ölçmek değil ama, aşağıdaki alıntıları okumalarını rica ediyorum. Bu alıntılar, Ramazan ayında ekranlarımıza konuk olan popüler ilahiyatçılardan birinin (Mustafa Karataş – Kanal 7) sitesinde yer alıyor. Benzer soruları Ramazanda da yanıtlamıştı.

“Ben namaz kılıyorum ramazanda hiç bırakmadan kıldım bittikten sonrada devam ettim ama içime soğukluk geldi kılmıyorum şimdi ama içim içimi yiyor. Bırakıp tekrar başlamak günah mı hocam. Sorumu cevaplarsanız çok memnum olurum”

“Benim sorum şu. Şu an oturduğumuz evi yaklaşık 10 sene evvel aldık. Bu evi alma sürecinde satan kişinin cayma gibi bır durumu olmuştu. Biz de bu sırada yasinler dualar okuduk sonunda evi aldık. Fakat şimdi biz bu evi satmak istiyoruz, yaklasık 3 senedir ama bir türlü satamadık. Hep sonda cayılıyor. Bu okunan duaların bir etkisi var mıdır? Eğer varsa ne yapmalıyız? Şimdiden teşekkürler. Allaha emanet”

“Ben yaklaşık 10 aydır yurt dışındayım. Ailemden ayrıyım. Türkiye'ye dönünce eşime imam nikahı yapmam gerekir mi? Eğer imam nıkahı gerekiyorsa bu kaç ay ayrı kaldıktan sonra tekrarlanması gerekir? Eğer nikah yapılmazsa bunun dinimizce yükümlülüğü nedir?”

“Üniversite son sınıf ögrencisiyim. 22 yaşındayım. Çok hata yaptım, yanlış secimler yaptım farkında olmadan. Yükünü hala çekiyorum. Herşeye yeniden başlamak istiyorum. Nasıl tövbe edecem rabbim affeder mi bilmiyorum. Çok sıkıntıdayım, bir yol gösterin”

“Hocam ben astım hastasıyım. Namaz kılarken zorlanıyorum sadece farzları kılsam yeterli olur mu?

***

Birden olmuyor. Zemin hazırlanıyor ideolojisi oluşturuluyor ve sonunda “kılıç atılıyor”, akıl teslim alınıyor. Bu her alanda böyle...

Bu “akıl” hem biçare hem de tehlikelidir ve herşeye hazırdır! Bu “akıl” için, hayatı ve evreni anlamak basittir: Din ve dini ritüeller yeterlidir. Fazlasına ne aklı ne de gücü yeter.

Çünkü yoksul ve hayat içinde maddi olarak tutunamayan ama salt dini bir inanç ile var olan... Bununla hayatını anlamlandıran...

Bir empati (duyumsama) kurar mısınız, lütfen. Ne hissettiniz? Ne duyumsadınız?

Korku... Kaygı... Umutsuzluk... Durumdan vazife çıkarmak... Mücadele için ayağa kalkmak...

Hangisi?

[email protected]

Mehmet Yavuzkan 'ın Son Yazıları