Sovyetler ulusal sorunda başarısız mı oldu?

29/01/2016 Cuma
Sovyetler ulusal sorunda başarısız mı oldu?

Sovyetler Birliği'nde sosyalizmden kapitalizme geçişten söz edilebilir mi?

Yani 1990'ların ilk yıllarında başlayan ve belirli bir tarihte tamamlanan bir toplumsal dönüşümden, ekonomik yapının, mülkiyet ilişkilerinin ve sınıf iktidarının “geriye dönüşünden” mi söz etmeliyiz?

Sosyalizm öncesi tüm toplumsal yapılarda dönüşümün deyim yerindeyse “evrimsel” olabildiğini biliyoruz. Eski toplumun bağrında, yeni sınıfın temsilcileri şekillenirken bir yandan sınıf egemenliğinin, toplumsal yapılanmanın, üretim şekillerinin dönüştüğünü görürüz.

Burjuva devrimleri, burjuvazinin ekonomik yapıda, üretim araçlarının mülkiyetinde büyük ölçüde hakim duruma gelmesinin ardından “evrimsel” sürecin neredeyse tamamlayıcısı olarak yaşanmıştır.

Sosyalist kuruluş ve sosyalist devrim için bu geçerli değildir.

Kurmaya başlamak için yıkmak gerekir.

Ve bunun ardından gelen kuruluş evrimsel değil sıçramalı, kendiliğinden ve tedrici değil iradi bir adımdır.

Başa dönelim: Peki Sovyetler Birliği'nde kapitalizme geçiş bu kavramlar açısından nereye oturur?

Sosyalizmin son dönemlerinde ortaya çıkan asalak yapılardan, ikinci ekonomiden, kamu işletmelerinin yağmalanması ile oluşan ticaretten ve bir tür ticari burjuvaziden dem vurabiliriz. Bu durumda sürecin evrimsel olduğunu, küçük adımlarla dönüşümün tamamlandığını söyleyebiliriz.

Oysa bu, dönüşümü, üretim araçlarının nasıl ortak kamu mülkiyetinden özel mülkiyete geçtiğini açıklamaz. Koca koca fabrikalar, ikinci ekonomide oluşan bir birikim aracılığıyla el değiştirmedi!

Sovyetler Birliği'nde kamu mülkiyeti tedrici olarak el değiştirmemiştir. Tasfiye edilmiştir.

Daha doğrusu Sovyetler Birliği'nde sosyalizmden kapitalizme geçilmemiştir. Sosyalizm yıkılmıştır!

Geçilen nedir, ne kadar organik, ne kadar kalıcıdır? Ayrı bir tartışma konusudur.

Kesin olan yıkımdır.

Şimdi tüm bunların ne gereği var? Bunları niye tartışıyoruz?

Buradaki zorlama, dış destekli, haince yıkma faaliyetini görmezden gelirsek, sosyalizmin, sosyalist düzenin, altyapısı ile üstyapısı ile yeni/eski düzen kapitalizm karşısında “evrimsel” olarak kaybettiği, ikincinin daha avantajlı, daha “fit”, yaşaması daha uygun doğası karşısında teslim olduğu yanılsamalarına teslim oluruz.

Hiç de öyle değildir.

Örneğin, Ermeni, Azeri, Gürcü ve Rus topluluklarının 80 yıl geriye gidip birbirlerinin boğazına sarılması Sovyet sosyalizminin “uluslar çözümü”nün kapitalist rekabet (siz boğazlaşma okuyun) eğilimi karşısında dayanıksız olması ile değil emperyalist saldırılar ve Sovyet sosyalizminin taşı üstünde taş bırakmama çılgınlığı ile ilgisi vardır.

Sovyet sosyalizmi düşmanı ile savaşımında kaybetti.

Yıkıldı, yıktılar.

Kapitalizm ile rekabet edemediği, insan doğasına ve dünyaya onun kadar uygun olmadığı için değil, bu savaşta kapitalizme öldürücü darbeyi indiremediği, kendisini kapitalist-emperyalist dünyanın darbelerinden koruyamadığı için yıkıldı.

Sovyetler şimdi bin parçaya bölünmüş gibi görünüyorsa, uluslararası rekabet eski sovyet coğrafyasında boğazlaşmalara, katliamlara davet çıkarıyorsa bu “çözülemeyen sorunların” değil tastamam bu coğrafyadaki tüm çözümlerin ve bunların sonucunda oluşan yapıların üzerinde barbarca tepinilmesinin ürünüdür.

Başlıktaki soruya dönelim.

Sovyet sosyalizminin onlarca ulusu, onlarca etnik topluluğu birarada yaşattığı bir gerçektir.

Putin'in beğenmediği “sosyalizm altında ulusların özgürlüğü” de, verilmiş kültürel haklar da, mikromilliyetçilerin beğenemediği, “Rusça” şemsiyesi altında toplanma da Sovyet sosyalizminin somut birikimleridir.

Yaşanan yıkımı “sosyalizmin başarısızlığı” olarak yutturmaya kalkışanlara hiç yüz vermeyin.

Elbette “daha iyisi yapılabilir”.

Ama Sovyet sosyalizminin ulusların eşit ve kardeşçe yaşamını örgütleme konusunda büyük başarısı vardır ve bu hiç de öyle “sosyalizm gelince zaten uluslar önemsizleşecek, ulusal sorun da yol üstünde bir bakmışız çözülmüş oluverecek” başarıları değildir.

Sovyet sosyalizmi eskinin düşman/rakip uluslarını eşit bir birliğe taşırken aynı zamanda bu ulusların tarihsel varoluşlarını geliştirmiştir.

“Devrimden sonrasına ertelemecilik” konusunda ise net olalım. Devrimci bir işçi iktidarının sağlayacağı kaldıraç olmadan, değil ulusal sorun, Bayburt'un sorunları bile çözülemez.