Laiklik: Sulandırmayın ama sek içmeyin

07/10/2016 Cuma
Laiklik: Sulandırmayın ama sek içmeyin

Amasız, fakatsız laiklik.

Öneksiz, çekiştirmesiz, yumuşatmasız tarafından.

Özgürlükçüsünü istiyoruz dediğinizde, özgürlükçü olmayanı var diyorsunuz ve mahkum ediyorsunuz aslında.

Dinin siyasette yasaklanması yahu.

Laiklik bu.

Bunun özgürlükçü olanı, olmayanı ne olabilir ki?

“Özgürlükçü olmayanı var, ondan istemiyoruz”

Sosyalizme de aynı muameleyi yapmıştınız.

Beğenmediğiniz sosyalizmin boşalttığı dünyayı dolduran cehennemden gelme kanlı, irinli sulara boğazınıza kadar battınız.

Ama bunlar eski lakırdılar.

“Laikiz ama din düşmanı değiliz. Hatta bu açıdan fena halde özgürlükçüyüz. İnançlara hiç karışmayız” demeler solda geçmişte kaldı.

Artık laikliği sulandırmak yok.

Tersine, şimdi moda laikliği sek içmek.

Her işin başı sonu laiklik.

Devletlisini gömdük üstelik (biz öldürmedik, devlet öldürdü), şimdi halk laikliği var.

Sol yürüyecekse, laiklikle yürüyecek.

Artık böyle deniliyor. Moda bu.

Peki bu mudur?

Değildir.

Laiklik sulandırılmaya gelmez ama sek içilmez.

“Laiklikten, aydınlanmadan girdik mi, mütedeyyin vatandaşı, muhafazakar tabanı daha baştan kaybediyoruz. O yüzden biraz yumuşatalım” fikri türbanlı empati solculuğu ile birlikte gömüldü.

Ama giderek “beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın” vaziyetine sol gömülüyor.

Laikliği itibarsızlaştıran, halkla bağlarını kopartan, onu devletli ve “otoriter” bir görüş haline getiren onun “devletli” olması değildi ki.

Laikliğin tanımının ve sığdırıldığı çerçevenin “müesses nizam” elverdiği ölçüde devlet ve otorite tarafından yapılması esasen bir biçim sorunu değildi.

Mesele devletle halk arasında değil, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaydı.

Laikliği fazla otoriter, fazla “yasakçı” ve biçimci yapan bir devletli laiklik değil, onu sulandıran, otoritenin silahlarıyla destekleyip, en kritik yakıtından yoksun bırakan korkak sermaye düzeniydi.

Şimdi, daha sivil ve daha keskin bir laiklik mücadelesi herkesin kabulü oldu ama sorun çözülmedi.

Otobüste yanına sığışan başörtülü boynu bükük kadıncağıza ters bakıp saydıran sarışın laikçi ablanın sorunu başörtüsüne dönük toleranssızlığı, başörtülüyü caart diye ötekileştirivermesi değildi. Ama bir sorunu vardı: Sarışın olması! (Aman garip politik doğruculuklara kurban gitmesin. Kastım açık olmalı.)

Sınıfsal eşitsizlikleri, toplumsal adaletsizlikleri, emek sömürüsü ve buna bağlı oluşan serveti karşısına almayan, sınıf mücadelesinin bir parçası olmayan laikçiliğin tutarlı görülmesi bile mümkün değildir.

Dün laikliği, “cumhuriyetin erdemlerini” küçümseyenlerin bugün sesi çıkmıyorken, laikliğin bu kadar kendi başına sivriltilmesi, bütün yükü sırtlanması o kadar sevinilecek bir gelişme değildir.

Dün laikliğin sulandırılmasına direnenlerin, bugün “tek başına laiklik” dememeleri ise yerindedir.

Ve bu “az laikçilik” değildir.