Karanfil, gül, ortanca... Ve sınıf

27/03/2016 Pazar
Karanfil, gül, ortanca... Ve sınıf

Yetmez ama Ayşe Arman'la aynı fikirdeyim.

Konu, Ali Ağaoğlu'nun bir insan çiziktirmesi olduğunun sadece yeni bir kanıtı olan ünlü basın toplantısı...

“Ortanca hanım” ile doğum günü gezintisi yapan Ağaoğlu'nun “millet fakir karanfil koyuyor, ben gül koydum” sözü patladı. Büyük tepki aldı. Millet “sınıfsal” bakıyor tabii, Ayşe Arman “Ortanca hanım”a takarken herkes karanfille gülle uğraştı. (Arman'ın 24 Mart tarihli yazısı)

Bildiğim kadarıyla halen Ali Ağaoğlu hakkında bir suç duyurusunda bulunulmadı.

“Karanfil, gül soytarılığı görgüsüzlük, kibir, saygısızlık vs. olarak görülebilir ama 'ortanca hanım' sözü ile itiraf edilen çok eşlilik suçtur” diyen çok oldu. Fakat geride bıraktığımız hafta öyle bir gerici saldırı haftasıydı ki, bu konu kaynadı. Belki suç duyurusunda bulunulmuştur da... Ama halkın gündemine girmedi, taradığım kadarıyla haber de olmadı.

Ayşe Arman'la aynı fikirdeyim, asıl büyük mesele “ortanca hanım” geçirmesiydi.

Evet geçirme. Ağaoğlu, bu sözü arada geçirivererek, kendi çokeşli yaşamını geçiriveriyor.

Karanfil, gül edebiyatı üzerinden “bu pis burjuvaya” meydan okuyan biz solcuların pas geçtikleri nokta üzerinden iğneyi kendimize, çuvaldızı Ağaoğlu'na geçirmek farz oluyor.

Anladığım kadarıyla Ağaoğlu'nun çok eşliliği konusundaki tepkisizliğin avamdaki karşılığı biraz Arman'ın yazısındaki gibi: “Bu kadar paran olunca, Ali Ağaoğlu olunca, normal mi oluyor!?...

Diyebilirsiniz ki, Sana ne! Alan razı, satan razı!”

Karanfille, gülle oyalanırken biz de muhtemelen Ağaoğlu hareminin, bu iktidar yancısı arsa ve emlak spekülatörünün zenginliğini paylaştığını düşünüyoruz. “Hanımlar”ın yediği önünde, yemediği arkasında olmalı, Ağaoğlu'nda “para bok gibi.” Eh, ortancası, büyüğü, küçüğü ve belki de minnacığı elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, “zengin karısı” olmanın keyfini sürüyor olmalı.

Böyle bakınca dayanağını dinde bulan erkeğin çok eşliliğinın fazlasıyla sınıfsal boyutu güme gidiyor.

Açık değil mi, erkeğin çok eşliliği bir kölecilik kalıntısı. Kadının sadece “cephe gerisine” hapsedildiği değil, aynı zamanda bir “savaş ganimetine” indirgendiği yapının bugüne taşınan sonucu.

Ama sağcısı, solcusu hep birlikte arabesk düşkünüyüz. “N'All o güllerini...” diye hitap etmeyi “sınıf kinimizin” ilk doğal sonucu haline getiriyor bu durum.

İsteyen ortanca hanımın mücadelesini haftada üç orgazm talebi bağlamında verebilir. Gerçekten...

Ama sanırım bizim de sömürü düzenini temsil eden her şeye savaş açtığımızı göstermemiz lazım.

Günün Sorusu
Benim bildiğim “Osmanlı” bir hanedanın adı. Yani Osmanoğulları sülalesini ifade ediyor. Osmanlı imparatorluğu denilen de bu sülalelin saray hanesinde hakim olduğu, bu sülalenin hakimiyeti altındaki topraklar.

Bu topraklar üzerinde bugün yaşamakta olanların ecdat dedikleri ise çok büyük ölçüde saraya vergi veren köylüler ve saire.

Soru şu, “Osmanlı Torunları” adını kendine uygun görmüş olan, Bayırbucak Türkmenleri ile pozlar verip, Düzce'de adam dövenler bizim bilmediğimiz bir şeyleri mi biliyorlar?

Yani memlekette “seyit” çok. Arabistan'la aramızda zorlasan bir kıta mesafe var ama maşallah “peygamber soyundan” geldiği “bilinen” çok insan var.

Osmanlı torunu olayı da böyle bir şey mi?

Biraz ilgili bulduğum eski bir haberle bağlayayım. Geçen yıl Ekim sonunda haber olmuş bir olaya ait. Haber "Michael Jackson'ın hayaletinden hamile kaldım" başlığını taşıyor. Haber spotu ise şöyle:

ABD'de siyahi bebek doğuran 32 yaşındaki beyaz kadın, bebeğinin babasının Michael Jackson olduğunu iddia ederek velayet davası açtı. Olayın daha da tuhaf yanı kadının bu iddiasına eşinin de destek vermesi...

Hareketli günün iki yazı güncellemesi

Güncelleme 1:

"Çok eşlilik suçu" ifadesini medeni hukuk açısından kullanıyorum. Yani insanların evlilik bağı ile bağlandıkları, buna bağlı maddi yükümlülükler üstlendikleri, sözgelimi kocaların "başka bir işte çalışmana izin vermiyorum" dedikleri "hanımlarına" bakma yükümlülüğünü de üstlendikleri bir sosyal/hukuki kurumlaşma bağlamında.
Diğeri ayrı bir tartışmadır ve hukukun değil belki tarihin ve biyolojinin alanına girer.

Güncelleme 2:
Günün dramı

Üç beş velet bir internet kafede abilerinin öğrettiği metodlarla "dinsiz imansız" belledikleri bir aydının hesabını heklemişlerdir. "Ve şükürler olsun siz varsınız" övgülerini kabul etmektedirler.

Father of the Internet sıfatıyla anlılan, Internet'in kurucusu Vincent Cerf ise ateisttir! Başka pek çok yazılımcıyla birlikte.
İşte bu dramdır! 
Selametle...