Kamyonları maviliklere süreceğiz (Haydi 1 Mayıs'a)

30/04/2018 Pazartesi
Kamyonları maviliklere süreceğiz (Haydi 1 Mayıs'a)

Artık sadece iki şeye hayret edebiliyoruz: Hâlâ bir şeylere hayret edebilmemize, bu bir. Ve bazı şeylere hayret etmeyebilişimize, bu iki.

Kendi adıma söyleyeyim.

“15 Temmuz gecesi koca bir damperli kamyonun şöför mahallinde, yanında başı açık bir başka hanımefendiyle birlikte, direksiyona bütün ihtişamı ve iktidarı ile sarılmış kara çarşaflı kadın” çalışmasını gördüğümde hayret etmedim.

Şimdi işte buna hayret ediyorum! Fotoğraftaki çarşaflı kadının kamyon filan kullanmadığı, fotoğrafın da zaten kahraman (!) demokratik milletimizin "direnişe" geçtiği 15 Temmuz gecesi değil, 16 Temmuz gecesi yaptığı kutlamalar sırasında çekildiği neredeyse 2 yıl sonra kesinleşti. Ve ben 2 yıl önce bu saçmalığa hiç kuşkuyla bakmamış oluşuma, oluşumuza şaşıyorum.

Tüm gücüyle kendi ekonomisini güçlendirmeye çalışan ikinci kuşak kentli tarikatli köylü ekonomisi diye düşünmüştüm. Çoluk çocuk herkes çalışmakta, daha doğrusu bir “işin” bir ucundan tutmakta, aile zenginliğini büyütmek için uğraşmaktadır. Sonrası meçhul olduğu için “ilkel” bile denilemeyecek bir birikim! “İlkel birikim” saçma bir etiket olur, çünkü bu şekilde oluşan “servetin” kapitalist rekabetin dişleri arasında un ufak olması, zahireci dükkanının, hafriyat kamyonunun iki kuşak sonra kayıplara karışması, torunun bir fabrikada işçilik yaparken karşımıza çıkması muhtemel olandır. Ve zaten asıl “birikim” o gece kendi büyüttüğü cemaatin elinden kılpayı kurtulan kahraman reyisin “ne istediniz de vermedik” dediği tekelci sermayenin katlanan kârlarıyla gelmektedir.

Lakin, günü gününe uymayan, değişmeyen tek şeyin çılgınca bir değişimin, dehşetli bir değişmezliğe eşlik etmesi olan, uyum yeteneği ile dünyaya parmak ısırtan ülkemizde gerçekten “her şey olur.”

Kara çarşaflara büründürülmüş anne, aile ekonomisinin amok koşusunda yerini almış, o da kamyon kullanarak, şimdiden Gebze’de 5 katlı bir apartımanın dairelerine yayılmış olan aile şirketinin küçük üreticiliğine payını koymaktadır.

Böyle olmalı diye düşünmüş ve hayret etmeyi ihmal etmiştim. Ben dediğime bakmayın, “hayret etmeyenlerin” büyük bir kısmının aklında böyle bir senaryo belirmiştir diye düşünüyorum. Kalanlar da zaten "bugün biz solcuların inandığı ne varsa hepsi yitip gitti. Bak islamcılara, işçi sınıfı onlarda, yoksullarla dayanışma onlarda, organizasyon onlarda demek için nasıl bir gerekçe bulsam" diye arananlardı.

Gerçekten insan hayret ediyor!

Kamyon bu! Ehliyeti ayrı dert, yola bir çıktın mıydı, karşılaşacağın arızalar ayrı. Tekerini gördüğünde aklına ilk gelen “yolda patlasa hangi babayiğit değiştirebilir bunu tek başına” demek olur.

Kadınlar yapamaz değil söylediğim. Kara çarşafa sokulmuş, sokulmaya razı olmuş bir kadının bu becerileri geliştirmesi, her şey bir yana onu çarşafa sokanların bu becerileri geliştirmesine izin vermesi...

Olacak iş değildi. Ve biz kimbilir ne tür sosyolojik çağrışımlarla hayret etmemeyi başardık.

Şimdi buna hayret ediyoruz: Nasıl oldu da hiç sorgulamadık, “hadi ordan” demedik!

Deseydik, sadece islamcıların “ötekileştirme” suçlamalarına maruz kalmazdık tabii. Buna kadınları tek bir büyük aile olarak görenlerin, bu söylediklerimizden Kadınları ikinci cins olarak gördüğümüzü çıkararak saldırmaları eklenirdi.

Her neyse!

Yarın 1 Mayıs. Kadın ve erkek işçilerin bayramı.

Bu yazı da kaçınılmaz olarak arefe günü yazılmış bir bayram yazısı.

Bu bayram yazısını 1944 yılında çekilmiş bir fotoğrafla tamamlamak uygun olur diye düşünüyorum.

Nazilerin “gece cadıları” lakabını taktığı Sovyet kadın pilotlarının Kırım’daki bir üslerinde çekilmiş fotoğraf. Çamura saplanmış bir kamyonu iterek çıkartıyorlar hep birlikte.

Sovyet sosyalizmi sadece işsizliğin değil “kadınların yapamayacağı işlerin” de sonunu getirmişti.

Bunun önkoşulu “çarşafların atılması” olmadı. Çarşafların atılması da, “gece cadıları” da sosyalizmin sonucuydu.

Her sonuç gibi, bir üst aşamada kendi önkoşulunun da nedeni haline gelerek.

1 Mayıs kutlu olsun. Haydi 1 Mayıs'a!