Gençlerimize nasihat

09/12/2018 Pazar
Gençlerimize nasihat

Mesela şöyle bir nasihatle karşılaşmışsınızdır:

“Mutlaka en az iki yabancı dil öğrenin; kayak, trekking, kürek, derin deniz dalgıçlığı ya da golfden en az ikisini mutlaka yapın. Böylece dış dünyada olup bitenleri anlayan, kendi zihinsel melekeleri kadar bedensel potansiyellerini de geliştirmiş bir birey olarak hayata atılacaksınız. Ondan sonra keyfinize göre, daha doğrusu keyfinizce seçebileceğiniz hazır alternatiflerimizden birine doğru gidebilirsiniz. CEO, profesör, internet gurusu, hatta yutubır değil belki ama e-sporcu olabilirsiniz.

Hadi!”

* * *

Gençlikte insan nasihat almayı sever. “Yok artık” demeyin. Sevilmeyen, itici gelen nasihatın şekli oluyor bence. Böyle “demografik” genellemeler yapmanın sınırlarını bilerek konuşalım: Umutlu olmak isteriz. Çok şey yapabileceğimizi, çok mutlu olabileceğimizi, en azından daha başından bir çıkmaza itilmişsek (arkası puslu aynada tarayıp saçlarımızı) oradan çıkacağımızı düşünmek isteriz.

Nasihat verenlerse çoklukla yanlışlara işaret eder, çıkmazlara. “Böyle giderse neden yapamayacağımızı” anlatırlar. Yine çoklukla bir mutlu sona değil de, üstü başı çamur içinde bataklıktan çıkışa işaret ederler en fazla.

Lakin şöyle vaadkar, yüzümüzü güldüren, içimizi rahatlatan bir yaşam koçu, ne iyi gider!

Çünkü bir haritamız olsun isteriz.

Bize yolu gösterecek, gidilecek yerin de yolun da işaretli olduğu bir harita.

Haritayı kim çizmiş, gidilecek yer, yani hedefimiz neye göre belirlenmiş çok önemli değil. Belirsizliklerle dolu, tanımaya başladığımız ama her seferinde bizi şaşırtan, hayal kırıklığına uğratan bir coğrafyada, önümüzdeki yolu bir anda aydınlatıveren bir harita gibisi var mı?

Üstelik, elinde haritayla umutlu nasihatler vermeye hazır kişiler de tatlı söylevler çekmeye bayılırlar.

İyi bir söylevin ters köşeleri olur, küçük şaşırtmacaları. Ama heyecanlı bir hollywood filmi gibi, son sahnede kahramanımızın gülümseyerek bize el sallayacağını biliriz. Şaşırtmacanın, ters köşenin fazla geldiği durumlarda soran gözlerle bakıp somurtmaya başlayan dinleyici, iyi söylevciye işaret verir, hemen oda spreyi salınır, şaşıranlar rahatlatılır.

Elindeki haritayı sallayıp gençlere nasihatler verenlere kolaylıkla bağlanıp, hayranlık ve umutla sözlerine kilitlenmemiz mümkündür.

Uzatmayayım, sanatlı söz yığınlarıyla kaybedecek vakit yok.

Oysa harita yoktur.

Oysa haritada işaretlenmiş olan hedef çoğunlukla ya bir yalandır, ya da haritayı çizenleri mutlu edebilir ama sizin için sadece bir hayal kırıklığı olur.

Yol vardır ama...

Yürüyüş vardır. Haritacı yaşam koçlarının size verebileceği en büyük zarar işaretli yolu izlerken ayaklarınızın altındaki yeri unutmanızdır. Çamura batarsınız, tökezleyip kapaklanırsınız.

Hisarüstü’nde kaldığımız gecekondudaki komşumuz “Bilgisayar” okuduğumu öğrenince “o, altın bilezik” demişti. Basic kursuna gidiyordu!

Onu “beyzik” öğrenirse çok rahat iş bulacağına ikna etmiş olan alçakların paralarını koydukları kasalar mı daha günahkar, yoksa kendi ceplerinden verecekleri paralarla herhangi bir bilgisayar kursuna gidecek “elemanların” ilerde fabrikada önlerine konulan panele daha kolay bilgi gireceklerini ya da POS cihazında Z raporu almakta babaları kadar zorlanmayacaklarını düşünen “baronlar” mı?

Haritacılar size yalan söyler.

Hani Matrix’in mavi ve kırmızı hapları var ya? Hikayenin orjinalinde paslı, çürümüş merdivenleri, parıltılı asansörler olarak gören, sürenerek çıktığı merdivenlerde Hilton Oteli mutluluğu yaşayan insanlar vardır.

Haritacılar size yolu anlatmazlar. Çamurdan, yağmurdan, kardan ve aşılamayacak engebelerden söz etmezler.

Elinizde harita, beyaz yakalı bir cennete doğru emin adımlarla ilerlerken, bir üniversite mezunu bankacının intiharını okursunuz. Haritacı hiç bunlardan söz etmemiştir!

Haritasız mısınız yani?

Haritacı bir yaşam koçu olsa şimdi patlatırdı: “Hayır. Harita sizsiniz!”

Bilmemkaçbininci baskısı yapılsa da bilmemkaçbinbirincisi de bir ay sonra yine çıkacak şakalardan biri.

Yaşam koçu şarlatanların en büyük yalanı... Hiçbirimiz kendi yolumuza gitmeyeceğiz. “İçimizde... İçimizde” şakası var ya yaşlanmaya başlayan genç komedyenin.

Hiçbir şey içimizde değil. Ama birbirimizde.

Sizi birinci tekil şahıs olarak tanımlayan haritacıların üzerini örttüğü bir gerçek de budur.

Bizim bir yaşam mücadelemiz var ve bizim yoldaş olduğumuz bir kavga var.

Yalan yok: kavgacıyız. Çünkü insanları seviyoruz ve haksızlıklara da onları görmezden gelen bencilliklere de gıcığız.

Çok gıcığız!